二
Öncelikle Felix ile nasıl kaçırıldık onu anlatmak isterim.
Öhm öhm başlıyorum.
İkimizde birbirimizi görünce çantalarımızı olduğu yere fırlatıp koşarak birbirimize sarıldık. 6 aydır görüşmüyoruz ya 6 AY.
Tabi hergün birbirimize bulduğumuz yeni animleri söyleyip, online olarak birlikte izlemiyorduk o ayrı.
İkimizde okuldan atılınca Felix'in abisi Christopher hyung (Chan hyungiee diyordum okuldan atılmadan önce ama korkudan resmiyete döndüm)
Onu yanına çağırmıştı. Bende 6 aydır orda burda sürtüyordum. Babamın umrunda mıyım? Hayır. O benim umrumda mı? Sadece para lazım olduğunda. Nereden geldiğini bilmediğim para.Zenginim yani napıyım okuldan atıldım diye işe mi gireyim? Ama Felix Avusturalya'da okuluna devam etmek zorunda kalmıştı.
Felix ile buluştuğumuzda otele valizlerimizi attık ve kendimizi Japonya sokaklarında bulduk. 1 aylık yapılacaklar listemiz bin maddeden oluşuyordu , o yüzden bu acele. Biraz da heyecan.
Ilk haftayı sakin olup tarihi mekanlarda vakit geçirmek için ayırmayı planlıyorduk. İlk Asakusa' daki tapınağa gittik. Bir yandan takoyaki yiyor -Sadece Felix yemişti, iki saniyede bitirdi- bir yandan da tütsüler ile dua ediyor gibi fotoğraflar çekiyorduk. Sadece Kaminarimon'da en az 50 poz çekindik.
(*Kaminarimon: Tapınağın dış kısmına verilen ad)
Mukemmel ötesi kapıdan dışarıya çıktığımızda ışıklandırma harikaydı ve hava kararmaya başlıyordu.
Çektiğim fotoğrafları düzenlerken birlikte romantik romantik gece yürüyüşü yapıyorduk. Ben fotoğrafları kontrol ederken Felix, koluma girmiş beni yönlendiriyordu. Bir ara kolumdan çıktı ama ben fark etmemişim.
Burnumu duvara çarptım ve arkamı döndüm ancak Felix ortalarda yoktu ve çok insan geçmeyen bir sokaktaydım. "Felix" diye seslendim. Sesim birazcık yankı yapmıştı, bir daha seslenecektim ki ağzıma kapatılan bez ile sesim kesildi ve bayıltılarak siyah bir araca bindirildim. Neyse ki Felix de kaçırılmış.
Gözlerimi yavaş yavaş araladım ve "Fotoğraf makinam" diyerek yerimden sıçradım. Yanımdaki Felix " Ne fotoğraf makinesi?" diye sorarak baktığında, depoda olan şeyleri tamamen unuttuğumu fark ettim.
Başımı ovuşturarak bulduğum odayı incelemeye başladım.
"Hyunjin-ah. Cennete düştük"
"Ne cenneti ya?"
Tamam oda beyaz olabilirdi ama cennet olduğunu sanmıyorum. Yoksa aynı anda mı öldük. Ve cennete hak mı kazandık? Hiç sanmıyorum.
"Ya bu insanlar melek yani zengin hemde bok gibi zenginler ve hizmetçiler bile yakışıklı. Baksana, sana serum falan taktılar ve bize oda verdiler. Oğlum bana maça çayı bile verdiler. Ben burdan gitmiyorum."
"Sen maça sevmezsin ki?"
"Tek sorun bu mu hyunjin?"
"Ya mal mısın? Bizim gibi iki bahtsız bedeviyi niye hayrına beslesinler, oda falan versinler?"
"Ya telefonla konuşurlarken duydum senin babana ulaşmaya çalışıyorlar ama olmuyor, bi sorun varmış sanırım. Ona ulaşana kadar burdayız. Baban iyiki pezevenk lan."
"Babama ulaşınca ne olacak peki? O beni umursamaz ki."
"İşte bende onu diyorum ellerinde patlıycaz. Burda kalmak zorunda kalırız ya da bizi salarlar ama bir şekil tekrar karşılaşırız."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Come Through Yakuza
FanfictionBiri beni kaçırsa fena olmaz. Böyle takım elbiseli biri. Japon biri. Yakuzaların başı gibi biri. Minho gibi biri. Hyunho