"MASAL!" diye bağırarak, vahşice odama giren ve güzel uykumdan uyanıp, yere düşmemi sağlayan sevgili arkadaşıma, uykulu gözlerle ölümcül bakış atmaya çalıştım.
"Ela, sen mal mısın, kızım?" diyerek, ayağı kalktım ve yatağa oturdum.
"Evet, malım."
"Kendi kendine itiraf etmen ne kadar güzel."
"Of, gevelemeyi kes. Dün yine içmişsin."
"Evet."
"Barış duymasın."
"Söylemezsen duymaz." dedim, tatlı bir yüz ifadesi takınarak.
"10 dakikada hazırlanıp aşağı gelirsen, söylemem."
"Bir yere mi gideceğiz?"
"Ama sana 10 dakika yetmez, yarım saat olsun." dedi beni takmayıp.
"Ela!"
"Efendim, tatlım!"
"Bir yere mi gideceğiz? dedim."
"Evet. Sen, ben, Barış ve sevgili misafirimiz, Uzay (!) piknik yapıcağız."
"Ben gelmeyeceğim. Siz (!) gidin." dedim ve yatağa bıraktım kendimi.
"Yarım saatin var." dedi Ela. Yataktan kalktı, kapıya yürüdü.
"Yarım saat sonra aşağı inmezsen, Barış dün içtiğini öğrenir." dedi ve yüzündeki sırıtmayla odadan çıktı. Yatağımın içindeki telefonumu bulup, saate baktım; 10.37. Telefonu geri yatağı fırlattım ve banyoya koştum çünkü kısıtlı zaman ve Ela'nın dediği şeyleri yapması, korkusu vardı. Dün, Barış'ı zar zor ikna ettim, içtiğimi öğrenirse evden dışarı adımımı hatta ve hatta camdan bakmama bile izin vermez. Dün, Berna evi arayınca, Uzay'ın açması benim için büyük şanstı. Dünle ilgili en son hatırladığım, sert, erkeksi vanilya kokusuydu, Uzay'ın kokusu. Ah yine Uzay'ı düşünüyordum. Soğuk duş iyi gelir umuduyla, duşa girdim.Zamanım kısıtlı olduğu için duştan hemen çıktım, üstümü falan giyindim. Aynanın karşısına geçmiş kendime bakıyordum, kulağıma bir melodi ilişti. Dikkatli dinleyince 'Ebru Gündeş - Yaparım bilirsin' şarkısı olduğunu anladım, odada göz gezdirdim. Çalışma masamdaki telefonumu görünce, yanına ilerleyip elime aldım. Alarm çalıyordu, ben alarm kurduğumu hatırlamıyorum. Alarmın kurulu olduğu saat 11.06 ve şarkı, bunu Ela'nın yaptığına işaret ediyordu ve benim telefonum yataktaydı. Deli kız. Çantamı ve telefonumu alıp aşağı indim. Ela, Barış ve Uzay kapıda beni bekliyorlardı, daha fazla bekletmemek adına hızla ayakkabılarımı giyindim. Barış, arkasından Ela dışarı çıktı, Uzay'ın çıkmasını bekledim ama çıkmadı, göz ucuyla ona bakınca onunda benim çıkmamı bekliyormuş gibi hali vardı. Barış, "Hadi!" diyince bu sefer ikimiz aynı anda harekete geçtik ve kapıda sıkıştık. Geri çekilip;
"Önden sen!"
"Yok, hayır. Lütfen, önden bayanlar!" dedi. 'Ciddimisin?' der gibi baktım, omuz silkti. Bir süre daha bakıştıktan sonra omuz silkip arabaya ilerlemeye başladım. Barış sürücü koltuğuna, Ela yolcu koltuğuna oturunca, Uzayla, bana arka koltuk kaldı. Hepimiz arabaya yerleşince, yolculuk başladı.Biraz dağlık ama manzarası süper olan bir yere gelmiştik, araba durumca hemen kendimi dışarı attım. Temiz hava. Derin bir nefes aldım.
"Nerden buldunuz burayı?" diye sorarak bizimkilere döndüm.
"Valla tamamen Uzay'ın (!) fikriydi." dedi Ela, imalı imalı. Barış, Ela'nın kulağına bir şeyler fısıldadı ve yürümeye başladılar.
"Bizde gidelim mi?" dedi Uzay, 'Tamam' der gibi kafamı salladım. Bizimkilerin arkasından yürümeye başladık.Yürüdüğümüz yol o kadar uzun değildi, en fazla 10-15 adım ama o kadar uzun geldi ki. Uzayla birbirimize kaçamak bakışlarımızla, yol hiç bitmeğecek gibi geldi. Tahtadan yapılmış masaya varınca içimden 'Hele şükür!" dedim. Ela, kırmızı-beyaz, kareli, klasik piknik örtüsü olan örtüyü masaya serdi. Sepet gibi ama daha farklı olan şeyden yiyecekleri falan çıkarırken ona yardım ettim. Sonunda masa hazır olunca hep birlikte, eşsiz manzara ile birlikte yemeğe başladık.
Yemeğimiz bitince masayı toparladık. Biraz oturup sohbet ettikten, daha doğrusu onlar sohbet ederken ben çime oturup, manzarayla karşı karşıya kitap okuduktan sonra Barış'a telefon geldi, işle ilgili sorun olmuş onu halledip bize geri katılıcağını söyleyip gitti.
"Ya, ormanın içine doğru bir yürüyüp gelsek mi?" dedi Ela.
"Bana uyar." dedi Uzay.
"Siz gidin, ben biraz sonra size yetişirim."
"Peki." dedi Ela. Arkalarını dönüp yürümeye başladılar. Bende kitabıma kaldığım yerden devam ettim.Biraz daha kitabımı okuyup yürümeye başladım. Bir 5 dakika kadar yürüdükten sonra Ela ve Uzay'ı bir kaya otururken gördüm, biraz daha yakınlaşınca bir şey konuştuklarını fark ettim.
"Masal, neden bu kadar çok içiyor? Benim yüzümden değil mi?"
"Evet. Senden ayrıldığından, pardon sen onu terk ettiğinden (!) beri çok içmeye başladı."
"Öyle olsun istemezdim. Zorunda kaldım." Uzay'ın bu dediğinden sonra kaşlarım çatıldı.
"Neden?" sormak istediğimi, Ela dile getirdi.
"Çünkü..."
"Çünkü, ne?"
"Çünkü, Özge beni seviyordu ama ben ona yüz vermiyordum. Özge gitmiş abisine söylemiş, abisi Burak o zamanlar mahalle kabadayısı gibi bir şeydi, bilirsiniz sizde. Kimse ona karşı gelemez falan. Beni Masal'dan ayrılıp kız kardeşiyle yani Özge'yle çıkmak için tehdit etti, hemde..."
"Hemde, kardeşimi kaçırıp." dedi Uzay, sesi kısılmıştı
"Ela. Bizi yalnız bırakabilir misin?" diye girdim, ikiside bana döndü, o an Uzay'ın gözlerinin dolduğunu gördüm. Ela, kalktı;
"Tabi!" dedi ve yürümeye başladı. Bende Uzay'ın yanına oturdum.
"Uzay?" dedim, bana döndü ve gözlerimin içine baktı.
"Bana bunları anlatabilirdin."
"Anlatamadım. Çok istedim, güzelim. Ama olmadı. Sana, o lafları söylerken kendimi öldürmek, ailen öldüğünde yanında olmak çünkü nasıl bir duygu olduğunu biliyorum. Özge'yle asla isteyerek çıkmadım ama benimde kardeşimden başka-" sözünü keserek hasret kaldığım dudaklarına yapıştım. Ani hareketim karşısında ilk şaşırsada sonra karşılık verdi.
"Bizim için... Umut hala var mı?"---
Yeni bölümümüz geldi. Ben Didem, yeni yazarınız, hikayeyi kuzenimle devam ettireceğiz. Umarım bölümü beğenirsiniz. ☺️❤️Vote+Yorum'larınıza ihtiyacımız var.
