Uslanmaz bir inkar bağımlısı oluşum kendi hakkımda yeni öğrendiğim bir informasyon sayılmazdı. Hoşuma gitmeyen bir durumda, hoşuma gitmeyen birine karşı, hoşuma gitse bile inat edeceğim durumlarda inkara başvurmaktan hiç çekinmezdim. İnandırıcı olabilmek ama yalan da söylememek adına kırk takla atıyor olsam da benim için acil çıkış inkardı.
"Öyle bir şey yapmadım." diye homurdandım tam da bu yüzden. "Uyduruyorsun."
Keyifle vücudunu esnetirken yüzüme baktı Jungkook. Yine yalnızca onun eğlendiği bir zamandaydık. Beni garajda enselediği an verdiğim tepkiyle dalga geçiyordu ve bunu yaparken öyle eğleniyordu ki dümdüz ifadesine rağmen gözlerindeki parlaklığı görebilirdiniz.
"Ben uydurmam." dedi. "Yerinden yarım metre yükseğe sıçradığını söylüyorsam, yerinden yarım metre yükseğe sıçramışsındır."
"Bu mümkün bile değil." dedim yüzümü buruşturarak. Koltuğundan kalkıp, önündeki birkaç dosyayı toparladı ve masasının etrafından dolaşarak çalışma odasındaki alkol barına ilerledi.
"Öyle." dedi arkası bana dönük bir şekilde iki bardak doldururken. "Ama teknik olarak seni yerden yarım metre yükseğe kaldıran bendim ve inan bana bu hiçbir şey."
Ellerindeki bardaklarla birlikte bana doğru yürüdü. Önümde durdu ve benim için doldurduğu bardağı bana uzatırken "Seni kaldırabileceğim yerler çok daha yükseklerde." diye devam etti. Uzanıp bardağı elinden alırken ona aşağıdan baktım. Ses tonunda damarlarımın içinde akan kana hararet yaptıran bir derinlik vardı.
"İç." dedi, bardak biraz fazla uzun bir süre boyunca dudaklarıma yerleşmeyince. Komut almış gibi söylediğini yaptım ama kendimi de bunun yalnızca içmeyi bekletmenin anlamı olmadığını düşündüğüm için yaptığıma ikna ettim. Üstelik o hala başımda dikiliyor ve bana yukarıdan bakıyorken söylediğini yapmamak biraz cesaret isterdi. Ondan değil, söylediğinin aksini yaparsam bana hissettireceklerinden korkuyordum.
Baskın bir karakteri vardı. Aşağı kalır yanım olmasa da onunlayken kendimi altında hissediyordum.
Bir kurt çok güçlü olabilirdi ama sürünün alfasına her zaman boyun eğerdi.
"Garajda arabalardan başka ne görmeyi bekliyordun Jimin?" diye sordu bir anda.
"Biraz daha sabredebilseydin, arabalarının üzerine göt çukuru yazacaktım." dedim kısık bir ses ama net bir cümleyle. "Ama kıçımı kollamak gibi huyların olduğundan, benden birkaç dakikalığına bile ayrı kalamadın."
"Doğru değil diyemem." dedi kalçasını masasına yaslayıp, bana yandan bakarken. "Ama şimdi söylediklerini duyunca, keşke daha ağırdan alsaydım diyorum."
Dilimdeki viski tadı yüzünden somurtmamak adına çabalayıp bileğimi kıvırarak bardağı elimde yavaşça çevirdim. Alkol toleransım yüksek olsa bile onun yanındayken çakırkeyif olabileceğim kadar bile içmek istemiyordum.
"Cadillac Escalade'inin üzerinde göt çukuru yazarken sağlıklı bir profil çizmezdin." dediğimde gevşekçe güldü.
"Neyse ki profil çizmek gibi endişelerim yok." Başını hafifçe sola yatırdı. "Ben daha çok senin zihnindeki profilimi merak ediyorum."
Tehlikeli, dedim kendi kendime. Tehlikelisin sen. Büyük bir bilinmezlik, ürkütücü bir belirsizlikle çevrilisin. Ahlaki açıdan esnek ama konu beni paylaşmak olduğunda kaya gibi katısın. Sana yakın olursam doğru bildiğim her şeyden uzak kalacağımı biliyorum ama kendimi her defasında bana dokunman için yalvarabilecek kıvamda buluyorum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
bird's prey : kookmin
Fanfiction- düzenleniyor. park jimin doğup büyüdüğü ülkeye geri döndüğünde bir macera arayışında değildi. fakat jeon jungkook'un onun hakkında farklı planları vardı.
