merhabalar
sizi çok çok özledik, umarım güzel bir yıl oluyordur hepiniz için,, bolca yorum bekliyorum♡
bolca yorum yaparsanız bu yaşlı renoir çok mutlu olurmuş haberiniz olsun, keyifli okumalarr☆
___________
"Benim resmimi çizsen bu kadar etkilenmezdim."
Kaşlarım çatılıyor, ne dediğini başta anlamıyorum çünkü mutfaktayım. En sevdiği yemeği yapıyorum, burrito. Kafamı bulunduğu yere doğru uzatıp uzay köşesinin bulunduğu odaya girmek için attığı adımları görüyorum. Avokadolar elimden düşüyor, panikle yanına koşuşturuyorum.
"Birlikte gireceğiz demiştik. Yapma bak, burritoları tek ben yerim görürsün." Yalandan kızgınlığıma gülüp saçlarımı karıştırıyor Taehyung. Biliyor, ne onsuz bitiririm o yemeği ne de onu sabaha dek bekletirim.
Birlikte mutfağa doğru ilerliyoruz, havalar soğuyor artık. Evime gelişinin bilmem kaçıncı seferi. Onu bu evin içinde görmeyi çok seviyorum. Parkeden çıkan çıplak ayaklarının sesi, yumuşak hissiyatı, sabahları geç uyandığında beni gördüğü andaki şaşkınlığı, kahvaltı yaparken kaşıkla yeşil zeytin almaya çalışması, öğlen acıktığında kocaman deniz ürünlü kaseler hazırlaması, akşam yemeğini hafif geçirip üstüne kocaman tatlılar gömmesi ve gece olduğunda benden şarkı söylememi istemesi aşamadığım, kalbimi vuran şeyler.
Ona kadar sesimin güzel olduğunu bilmiyordum. Ona kadar mutfakla aramın iyi olduğunu da öyle. Yediklerime çok dikkat etmezdim, şarkı söyleyecek neşem yoktu, sadece dinler geçerdim. O gelince bozulan tek şey yerli yerinde oluşum. Dağınık biri ama onun dağınıklığını toplamak bile beni sevgiden öldürüyor beni. Hatta öyle ki tek kendi evimi değil, onun evini de topluyorum çoğu zaman. Taehyung yeni mezun olduğunu öne sürerek yıllar boyunca okumaktan şikayet edip bu yüzden dağınık olduğunu söyleyip kanıma giriyor, tam bir afacan. İstese benden daha da düzenli bir şekilde çekip çevirir odasını ama yapmıyor. Evinin her köşesinde olmamı da ev gibi hissettirmemi de çok seviyor.
O küçük evlerden hoşlanıyor, lüks daireler çok yabani. Eğer bir evin karşılayabileceği her şeye sahip olsaydım yalnızca benim adresimi bile oluşturabilirdi. Ben olduğum sürece nerede olduğumuzun önemli olmadığını söylemişti bir keresinde. Sanırım mezuniyet gününe tekabül ediyor, Golden Gate köprüsüne yürürken burada ayakkabılarımı çıkarmak benim için sorun olmaz deyişini anbean hatırlıyorum.
O gerçekten Amerikan değil, yıllar boyu burada yaşasa bile damarlarında uyruğunun kanı var. Evlerin özel ve kutsal olduğunu söylüyor, ben bazen kendi evime ayakkabılı girince öyle böyle kızmıyor, neredeyse saçlarımı yolacak. Ellerimi havaya kaldırıp tamam kaptan diyorum, sen kazandın, girmiyorum burası vaftiz edilmiş bir yer, haklısın.
Şimdi de çorapları oturduğu sandalyeden bacaklarıma değerken huylanıyorum, belli edersem fena uğraşır asla kurtulamam elinden diye her seferinde baharat çekmecesine gidip duruyorum. Daha mı belli ediyorum bilmiyorum ama gerçekten gamzelerimin çıktığına eminim, ses çıkarmamak için kendimi sıkıyorum.
"Jeongguk on kere gittin geldin." Şaşırmış rolündeyim. Farkında değilmişim gibi. Ne olmuş yani diyerekten omzumun üzerinden ona bakıyorum, gözleri kısılı. Çözdü çözecek, her sabah beni bacaklarıma dokunarak uyandıracak, içime içime sıçıyorum.
"Ne lazımsa söyle bana, ben vereyim."
"Hayır otur sen, ben hallediyorum." İnanmış gibi değil fakat üstelemiyor.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
mars 'bout to lick venus
Fanfictionbeni stratosfere uçur, en iyi yerlerimden vur ve ruhumun ozonla nasıl bütünleştiğini gör. © WYST4EJK '22
