saat gece ikiye doğru gelirken beomgyu telefonuna gelen 'aşağıdayım' mesajıyla yerinden kalktı, hazırlanıp aynadan son kez kendine baktıktan sonra anahtarını cebine sokuşturup taehyun'a yakalanmadan evden çıktı. yeonjun'u göreceği için o kadar heyecanlıydı ki asansöre binmek yerine merdivenlere yönelmişti ki inerken biraz olsun kendisini dizginleyebilsin.
dış kapının tam önünde elleri ceplerinde kendisini bekleyen uzun beden kalbinin çoktan uçup havalanmasına sebep olmuştu bile. kapının açılma sesine dönen yeonjun gördüğü bedenin nasıl bu kadar zahmetsiz bir şekilde güzel görünebildiğine bir kere de şaşırdı.
"selam." beomgyu elini kaldırıp utangaç bir halde selamlarken yeonjun'u, aldığı karşılık belinden tutulup çekilerek sıkı bir sarılma oldu. aslında araları hala limoniydi ve bazı şeyler konuşulmamıştı ama yeonjun, böyle ufak ve masum dokunuşların aralarındaki duvarları daha kolay yıklabileceğine inanıyordu. ayrıca ne olursa olsun beomgyu'yu tanıdığı şu kısacık zaman içinde gelip kendisinden özür dilemesi yeonjun için yeterliydi bile.
"çok güzel kokuyorsun." dudaklarından çıkan ilk sözcüklerin ona karşı iltifatlar olması aşırı hoşuna gitmişti ve biraz daha nazlanıp dahası için hevesli olduğunu göstermek istemişti. "gerçekten güzel mi kokuyorum?" başını yana eğip cilveyle onu tekrarlarken sanki aralarında hiç sorun yokmuş gibiydi ikisi de. her şeyi unutmuşlardı bir an için. "sadece güzel kokmuyorsun aslında, seninle ilgili her şeyin tanımı öyle? bilemiyorum, tüm sıfatlar zayıf kalır gibi senin güzelliğinin tanımında." beomgyu bu hiç beklemediği cümleler karşısında sanki kanatlanıp havaya yükseliyormuş gibi hissetmekten kendini alamadı.
"öyle mi?"
"muhteşemsin yani."
"abartıyorsun sanki." az önce nazlanmak için aşırı hevesle beomgyu gitmiş, yerine utancından evine geri koşup saklanmak isteyen beomgyu gelmişti.
"sanmıyorum, hadi gidelim." ellerini cebine atıp beliyle kolu arasında onun için boşluk bıraktıktan sonra gözlerine baktı, koluna girdikten sonraysa kendini ona daha çok yapıştırıp sıcaklığını hissetmek istemişti.
beomgyu kafasından bir türlü atamadığı o anı eve gitmeyi bekleyemeden yolda yeonjun'a açtı. "yeonjun ben gecen gece sizi gördüm ya hani," boğazını temizleyip devam edecekken yeonjun ondan önce konuşup içini rahatlatmaya çalışmıştı "seni kafamdan silmek için çıktığım aptal bir randevuydu ama yemin ederim hiçbir şey olmadı. eve gelmek için o kadar çok ısrar etti ki, ben de gelse de bir şey olmayacağını bildiğim için gelmesini sıkıntı etmedim. beni öyle görmeni istemezdim, özür dilerim."
beomgyu sadece kafa sallayıp yürümeye devam ederken bunun üstünde çok durmamaya çalışıyordu çünkü her şeyin bitmesini isteyen kendisiydi ve bundan pişman olduğunda ise ona geri gelmeye hazır bir yeonjun vardı. sadece bunu düşünüp kötü şeylerle zihnini ve kalbini kirletmek istemiyordu.
"sana inanıyorum ve dahası, inanmak istiyorum. sadece şu an için değil sana hep inanmak istiyorum yeonjun ve bu benim için çok önemli." kendisini ne kadar ifade edebildiği hakkında bir fikri yoktu ama ona söylemek istediği tek şey ona güvenmek istediğiydi çünkü beomgyu için bu çok önemliydi.
hayatında hiçbir şeyi değiştirmeyi sevmezdi buna insanlar da dahil. masaya koyduğu bardağın yeri, yemekleri tabağa koyma sırası ve neyi neyin yanına koyacağına kadar hiçbir şey değişmezdi. kitaplarının yerini, dolabının düzenini, dağınıklığını bile değiştirmezdi beomgyu. yeni biri demek, ki bunun sevgili veya arkadaş ne olduğunun önemi yok, tekrar bağ kurmak demekti. biriyle bağ kurmak, ona güven beslemek sadece zor, uğraş verici ve yepyeni bir düzen demekti o yüzden yeonjun'a söylediği şeyler çok önemliydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
the boy is mine | beomjun
Fiksi Penggemarpolis memuru yeonjun'un ve mühendislik öğrencisi beomgyu'nun gelgitli ilişkisi
