saat sabahın beşi ve ben elimdeki bir şişe şarapla dalgaları izliyorum. yanlış anlamayın alkolik olduğum için bu saatte şarap içmiyorum. hastaneden geç bir saatte çıkmıştım, eve de gidesim yoktu. ben de bir şişe beyaz şarap alıp gündoğumunu izlemeye geldim. arkada da lana'dan nfr albümü çalıyordu. benim için en güzel albümü nfr'di gerçi ne zaman bunu bir lana fanına söylesem bana yan gözle bakıyord.u hadi ama herkesin favorisi ultraviolence olmak zorunda değil.
seungcheol ile konuşalı yaklaşık iki hafta oluyordu. yalan söylemeyeceğim bir şekilde bir yerde karşıma çıkmasını beklemiştim. son konuşmamızda kendinden çok emin ve kararlı duruyordu. ben de herhalde gerçekten değişti diye düşünmüştüm ama gel gör ki ses seda yoktu. aslında hata bendeydi, niye inanmıştım ki? en son ayna karşısında kendime bunları bir daha yaşatmayacağımı, aynı adama tekrar güvenip yine yalnız başıma kırık bir kalple ortada kalmayacağımı bu yüzden uzak durmam gerektiğini söylemişken şimdi de ondan bir mesaj bekliyordum.
"aptal jeonghan!" diyip kafama vurdum.
"ne zannettin ki, kapında çiçeklerle belirip kul köle mi olacaktı sanki? zaten senin ikinci kez güvenmen hata. salak gibi kandın yine ona."
kendi kendime kızmaya devam ederken güneş de doğmaya başlamıştı. eve gitme vakti gelmişti. bu kafayla araba kullanamayacağım için köşedeki kafeden kendime bir kahve alıp oturdum. sanırım yetişkinliği bu yüzden seviyordum. sabahın köründe sahilde şarap içip altıda kahvemle tatlı bir kafede oturmak ve bunu yaparken kimseye hesap vermek zorunda olmamak beni mutlu ediyordu. kafamda bunları düşünürken yanıma biri oturdu.
"seungcheol?"
gözlerim yerinden çıkacakmış gibi ona baktığımda paketten çıkardığı sigarasını yakmaya çalışıyordu. yaktıktan sonra paketi bana uzattı.
"ister misin?"
fazla sigara içen bir tip değildim ama teklifini de geri çevirmedim. şu an karşımda o böyle otururken bir dala ihtiyacım vardı.
teşekkür edip elimdeki dalı yaktım.
"kaderi görüyor musun han, sabahın altısı ve biz tesadüfen burada oturmuş eski günlerdeki gibi karşılıklı içiyoruz."
dediğine gülmüştüm.
"göremiyorum cheol. çünkü iki hafta önce 'lütfen bize tekrar bir şans tanı' diyen bir adam için çok da efor sarfetmiş gibi durmuyorsun."
sinirle söylediğime gülüp bir dal daha yaktı.
"biliyorum hannie. iki haftadır burada değildim. en son konuştuğumuz günün akşamı amerika'ya gitmem gerekti. zaten buraya temelli gelmemiştim, kalmayı da düşünmüyordum ta ki sergi günü seni görene kadar."
bir şey demeyip etrafı izlemeye başlamıştım.
"han bir şey demeyecek misin?"
derin bir nefes vermiştim.
"ne diyebilirim ki seungcheol? bir gün çat kapı hayatıma tekrardan giriyorsun. seni itmeye çalışıyorum sonra diyorsun ki 'lütfen han bir şans daha tanı bize' tanıyorum o şansı. peki sonuç? bunu söyledikten sonra ortadan bir anda kayboluyorsun, ne bir mesaj ne bir arama. nerde olduğunu söyleme zahmetinde bile bulunmuyorsun. söylesene yarın beni yine terk etmeyeceğinin garantisi var mı?"
"var."
dediğine gülmüştüm çünkü nedense inandırcı gelmiyordu. beynim diyordu ki inanma ama kalbimdeki genç jeonghan kollarını ona sormak istiyordu. yine de onu dinlemiyordum.
uzun bir sessizlikten sonra bana döndü ve içimdeki küçük jeonghan'ın kalbini tekrar attıran o sözleri söyledi.
"hannie geçmişte yapmak zorunda kaldığım şeyler vardı. hiçbiri benim isteğimle olmadı ama şu an durum daha farklı. büyüdüm ve o zincirlerden kurtuldum. o yüzden sana seni bırakmayacağımın garantisini veriyorum. ister inan ister inanma ama ben artık hep buradayım hannie. geçmişi belki telafi edemeyiz ama geleceği beraber geçireceğiz."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
rush | jeongcheol
Fanfictiongittiğim sergide onu, lise aşkımı görmemle birlikte altüst olan düzenim yine onunla düzeliyordu. •jeongcheol •14/05/24
