Derler ki insanın vicdanı berraktır. Merhameti içinde saklı bir hazinedir. Taçları beyaz, etekleri upuzundur. Hazinesini elinde tutar, boynu hep diktir.
Derler ki sözler cam kırığıdır. İçindeki maskelere batar, kanatırdı. Bir kız çocuğunun duaları...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
༄
Hiçbir şey aykırı olacağı yerde duramazdı.
Gökyüzüne bak. Toprağa, kağıda ya da sana.
Yıldızı var karanlığın, yağmuru var iris çiçeğinin.
Mürebbi var kağıdın ve söylenecek çok kelimesi.
Sen kafanı kaldırmasan bile o yıldız orada.
Sen isteme irisin kokusunu, yağmur damlası yapraklarında.
Sen isteme siyahlığı, bir nokta dahi siyah nokta daima cümlenin sonunda.
Sen isteme. Sen isteme. Sen isteme.
İstersen, küller ellerimde.
İnsan, katil olmak istemez. Katil kelimesi hava atılacak, göğsünü gerecek bir kelime olamazdı. Hiçbir edebi sözle süslenemezdi.
İnsanoğlunun zihni kurnazdı. Dilindeki edebi güzellikleri sunardı, oysa elinde silahı vardı. Bunun 'havalı' bir şey olduğunu gösterirdi belki de üstünlük gösterisi olduğunu. Fakat zihin bir çöp yığını olurdu, o insan katilliği öyle bir anlatırdı ki, göğüs gerilecek bir şey sanmanı sağlardı. Hayır.
İnsan, ölüme sebep olmak istemez. Ölüm bir sondu. Ölüm uykusu-ydu. Yüzüne gülen insandı, arkasında bıçağını, silahını tutansa katil miydi? Can alanda gülerdi sana ama bu bir şey değiştirmezdi. Kanlar etrafı kirlettiğinde, bedenler bir bir yitip gittiğinde, katil kelimesini hafifletilecek hiçbir şey olamazdı.
Aria Morin ölmüştü. Hayır. Yine hayır. Ölümü bir oyuna çevirenler onu katletmişti. Bunun güzellemesi olamazdı. Bu hayat kurgusunda ölümün yüceliği olamazdı. Bir canın evinin ışığı bir daha yanmayacaktı. Bu ne demek biliyor musun? Basite indirgeme. Evinde yemek pişmeyecek, aynaya bakamayacak, üşüdüğünde birisine sarılmayacak, gözleri istediğini göremeyecek, bir daha sevemeyecek, en dinlediği şarkıyı duymayacak, belki de o çok sevdiği meyvenin tadını bir daha tadamayacak, annesini öpemeyecek, o kaldırımda yürüyemeyecek, yağmur yüzüne damlayamayacak, en son içtiği kahveyi bir daha yudumlayamayacak. Olmayacak. Olmayacaktı.