tw: uyu$turucu kr!zi
-
Kendimi bildim bileli, hayatım boyunca, hayatıma girip çıkan kimse beni gerçekten sevmedi. Sevdiyse bile ellerinden geldiğince zıt davranarak tam tersine inandırdılar beni. Bir süre sonra da artık sevgi istemekten, beklemekten vazgeçmiştim.
Hwang Hyunjin'i gördükten sonra o yaşıma kadar kendimi zorla inandırdığım tüm tabular, inşa ettiğim tüm duvarlar bir bir yıkılmıştı. Ben hiçkimsenin sevgisini bu kadar çok istememiştim.
Sadece sevgisini değil, onu sevmeme izin vermesini de hayatımda hiçbir şeyi istemediğim kadar istemiştim. O da beklediğimin aksine, bana izin vermişti.
Şu anda karşımdaki bankta öylece oturup denizi izlerken bana, daha doğrusu anonime vereceği cevabı düşündüğünü biliyordum. Ne zaman duygularından bahsedilse bir şekilde köşeye sıkıştığını hissediyor, verecek cevap bulamıyordu.
Üstü yine inceydi, neyse ki bunu da önceden tahmin etmiş ve yanıma kalın bir ceket daha almıştım. Yavaşça arkadan yaklaşsam ve sessiz olmaya çalışsam bile ayak seslerimi duyduğunu biliyordum. Fakat arkasını dönmedi, hamlemi bekledi. Ben de birkaç saniye sonra yanımda getirdiğim ikinci ceketi omuzlarına bırakmış, yanına kurulmuştum zaten.
"Hâlâ öğrenemedin kendine dikkat etmeyi. Hava çok soğuk, hasta olursan ne olacak?" dedim sitemle, sessizliği bozmak için. O ise yanına kurulduğumdan beri beni izliyordu dikkatle.
Yüzünde, hareketlerime anlam vermeye çalışır gibi bir ifade vardı. Birinin onun için endişelenmesi hâlâ ona garip geliyordu.
"Bir şey olmaz, artık bakıcım var nasıl olsa." dedi yüzündeki hafif sırıtmayla. En son basket sahasında gördüğüm bu samimi sırıtmayı uzun zaman sonra tekrar görmek, onu beynime kazımak istememe sebep olmuştu. Bir anda telefonu çıkarıp resmini çeksem ne olurdu, diye düşünmeden edemedim.
Ona her baktığımda içimdeki ağlama duygusuna engel olmaya çalışırken buluyordum kendimi. Ağlayasım geliyordu. Hem hayatın ona bu kadar acımasız olmasına, hem de imkansız oluşuna.
Düşüncelerimle gözlerim yavaştan dolarken yüzündeki ifadenin şaşkınlıkla değiştiğine, o an dikkatimi veremedim. Onun yerine, istemsizce döküldü kelimeler dudaklarımdan, "Teşekkür ederim."
Hyunjin'in az önce şaşkınlıktan gerilen hatlarına şimdi kaşlarının havalanması da eklenmişti. "Ne için?"
"Her şey için." diye başladım cümleme. Gözyaşlarımı gerisin geri yollayabilmiş olsam da sesimin titremesine engel olamamıştım. Yutkunduktan sonra devam ettim cümleme, "Beni iki kez kurtardın, daha ne olsun?"
Söylediklerimle, Hyunjin'in gerilmiş hatları rahatlamıştı. Bunu görmek beni de rahatlatırken derin bir nefes aldım. Ardından söylediğiyle kaşlarımı çattım, "Yaptıklarına karşılık bile değil. Takma kafana."
Gördüğü tüm iyiliklerin, onu düşünerek yapılan her hareketin, bir karşılık için yapıldığını düşünmesi bozuyordu sinirlerimi. Bunun sebebini bilmek onu bu hâle getiren herkesten tekrar tekrar nefret etmeme sebep olurken, sıktım dişlerimi. Onu herkesten uzakta, güvende tutup tüm sevgimi vermek istiyordum. Karşılığını bile istemiyordum. Sadece onu sevmek istiyordum.
"Yine de kendini tehlikeye attın. Lisansın olduğunu duydum, ya elinden alırlarsa? Hiç düşünmedin mi?" Kendimi durduramadan sıraladım sorularımı. Açık vermemeye, kendimi belli etmemeye çalışıyordum fakat elimde değildi. Her ne kadar mesajlarda da sorsam da, onu şimdi karşımda görünce, engel olamamıştım kendime.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
oblivion
FanfictionÖlmek için onca sebep varken ben, yaşamak için sana tutunuyorum. texting-hyunlix* tw: int!h@r, uyu$tu#ucu
