21

183 34 79
                                        

Hayatta başaramadığım çok şey vardı. Bunlardan biri ve en büyük başarısızlığım ise kaçmak istediklerimden asla kaçamıyor oluşumdu. Bunun gösterdiğim çaba ya da sarf ettiğim enerjimle alakası da yoktu. Benimle ilgisi yoktu. Peşime takılan belalar, kaçmaya çalıştığım durumlar, hep, tüm gücümü kullansam bile paçamı bırakmayacak kadar inatçılardı. Ve benim, bir zaman sonra, kaçacak takatim kalmamıştı.

Şimdi bu durumlardan birinin içindeydim ve nasıl çıkacağımı bilmiyordum. Okul çıkışı Hyunjin'le bir süreliğine ayrılmıştık. Minho onunla konuşmak istediğini ve bir yere kadar gideceklerini söyleyip tabiri caizse kaçırmıştı onu. Ben ise eve bugün tek başıma dönüyordum.

Onlarla gitmemi teklif etmişlerdi fakat özellerine fazla girmek istemiyordum. Zaten halihazırda bu kadar açık vermişken, ağzımdan bir şeyler kaçırmaktan da korkuyordum açıkçası. Hyunjin fazlaca ısrarcı olmuştu gerçi, bir iki kere daha sorsaydı yine reddeder miydim, kestiremiyorum.

Yine de bunların hiçbir önemi yoktu. Şu anki durumda, güvenle evime dönebilmekten başka bir şey düşünemiyordum.

Sunghoo. Yıllardır başımda olan en büyük belamdı. Hayatımda kaçmak istediğim yegane şeylerin başını çekiyordu. Busan'da yaşadığım dönemlerde, ortaokuldayken takılmıştı peşime. Zaten zor dönemlerden geçen bana ekstra yük yüklemiş, yakamdan düşmemişti.

Belalı bir tip olduğunu ve takıldığı kişilere neler çektirebileceğini biliyordum. Bu yüzden olabildiğince uzak durmaya, muhatap olmamaya çalıştım. Fakat o, bana olan takıntısında ısrarcıydı. Ne yaptıysam peşimi bırakmadı. Olaylar yavaştan ciddiye binmeye başladığında ise Changbin hyung sağ olsun, araya girmiş ve benden uzaklaşmasını sağlayıp gözünü bir nebze korkutmuştu.

Onu birkaç kez uyuşturucu kullanırken ve satarken görmüştüm. Büyük büyük adamlarla takılıyor, orda burda haraç kesiyor, insanları rahatsız ediyordu. Bana dadanınca elbette korkmuştum ve en güvendiğim insanlara sığınmıştım.

Changbin hyung gözünü korkuttuğunda, uzun süren sessizliğini kalıcı sanıp rahatlamıştım. Fakat bir gün, lisenin ilk yıllarında, okuldan eve gittiğimde, evimde o da vardı.

Neye uğradığımı şaşırmış, öylece kalakalmıştım. O ise biricik teyzemin yanında hiçbir şey olmamış gibi oturmuş, onunla sohbet ediyordu. Kanımın nasıl donduğunu, aklımdan neler geçtiğini tarif bile edemem. Bir şey yapmayacağını, amacının göz korkutmak olduğunu biliyor olsam bile yine de nefes alamamıştım. Zaten elimde hiçbir şey kalmamıştı, bir de onu kaybedemezdim.

O gün, şükür ki, hiçbir şey olmamıştı. Öylece birkaç saat bizimle salonda oturmuş sonra da kalkıp gitmişti. Teyzem bana kim olduğunu sorduğunda bir arkadaş olduğunu söylemiştim, endişelenmesini istememiştim. Fakat odama geçince nasıl Changbin hyungu aradığımı ve yardım istediğimi hatırlamıyordum bile. O ufacık korku, gözlerimin kararmasına yetmişti. Hoş, yaşım da küçüktü. Her şeyini kaybetmiş biri için iyi bir tepki bile sayılabilirdi.

Changbin hyung ve Jeongin o gün bize gelmişlerdi. Teyzeme bir proje ödevi için bizde kalacaklarını söylemiş ve gece boyu bu konu üzerine kafa yormuştuk. Sunghoo'dan nasıl kurtulabileceğimi tartışmıştık.

Sonunda ortak kanımız, her şeyin başladığı yere, Seul'e dönmemdi. Böylelikle bir şekilde ondan kaçmış ve Seul'e dönmüştüm. Zaten sonra onunla tanışmış ve yeniden hayat bulmuştum tabii ama bu, başka bir günün konusuydu.

Anlayacağınız, kaçamadığım belalardan biri de Sunghoo'ydu ve beni Seul'de de bulmuştu. Bir süre önce evime kadar gelip beni rahatsız ettikten ve Hyunjin tarafından postalandıktan sonra yeniden ortaya çıkmasının uzun sürmeyeceğini biliyordum. Ama bu kadar kısa süreceğini de tahmin edememiştim. Keşke Hyunjin'in teklifini kabul etseydim.

oblivion Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin