24

166 29 41
                                        

tw: yoksunluk krizi

-

Son birkaç gündür ayaklarım yere basmıyordu. Sanki her şey rüyaydı ve tek yapabildiğim bu rüyadan uyanmamak için yeryüzünde inanılan her dinde dua etmekti. Bu gerçekdışı rüyadan uyanmak, dünyanın dramatik gerçekliğine dönmek istemiyordum. Ben kendi kafamdakilerle mutluydum.

Fakat aklımın eremediği şey, tüm bunların gerçekten yaşanıyor olduğuydu. Gerçekten Hyunjin benimle kalıyor, film izliyor, vakit geçiriyordu. En önemlisi de, haftalardır temizdi.

Bir de, beni öpmüştü.

Hayatım boyunca tadamadığım ve eksikliğini aradığım huzuru bulmuştum onunla. Tabii bunlar yaşanırken içim içimi yiyordu vicdan azabından. Fakat şimdilik anı yaşamak için izin vermiştim kendime. Bazen her şeyin sorunsuz ilerlediğine dair kendimizi kandırırız ve aptal, geçici bir mutluluk için gerçekleri görmezden geliriz ya. İşte tam olarak onu yapıyorum.

Elbette bunların er ya da geç, bir şekilde biteceğini biliyorum içten içe fakat dediğim gibi, aptal ve çaresiz bir mutluluktu bu. Huzur ve mutluluk gibi hisler öyle hisler ki, insan bir kere tadınca bir daha tadabilmek için aklını, tüm gerçekliğini ve mantığını bir kenara bırakarak kendi kendine aptala yatıyordu. Bir şey olduğu da yoktu, yalnızca tüm bunların bitme ihtimaline olan korkum içimi yiyip bitiriyordu, ben de kendimi kandırıyordum tüm bu sözlerle işte.

Düşüncelere dalmış bir şekilde demlediğim kahveler sonunda demlendiğinde mutfaktan çıkacağım sırada duyduğum ses, bize ayrılan bu huzurlu birkaç günün sonlandığının işaretiydi. Elimdeki kahveleri hızlıca az önce aldığım tezgaha geri bırakıp bir hışımla ilerledim sesin geldiği yöne.

Gördüğüm manzarayla kalbim boğazımda atmaya başlarken hızlıca çöktüm yerde oturan Hyunjin'in yanına. Salondaki sehpanın üzerindeki vazo düşüp kırılmıştı. Vazonun içindeki Hyunjin'in bana getirdiği mor sümbüller yerlere saçılmıştı. Hyunjin ise yerde öylece oturuyor, oturduğu yerde nefes nefese kalmış, terliyordu. Ağzının içinde bir şeyler geveliyordu fakat anlayamıyordum.

Tanıdık sahneyi görünce beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Yine yoksunluk krizi geçiriyor olmalıydı.

Hızlıca üzerimdeki korkuları ve endişeleri bir kenara bırakıp avuçladım yüzünü, "Hyunjin, iyi misin?"

Terli saçlarını alnından uzaklaştırarak yüzünü sevdim, anlamama ihtimaline karşı aynı soruyu birkaç defa sorarken. Hyunjin ise aralık gözleriyle bana zar zor odaklanıp başıyla onayladı. Fakat hafifçe kasılan, terleyen bedeni desteklemiyordu cevabını.

"İyisin, iyi olacaksın." dedim gülümsemeye çalışarak ama gözlerim dolmuştu yine. Onu böyle görmekten ölümüne nefret ediyordum. Her şeyim olan bu adamın ellerimin arasında eriyip gitmesine kalbim dayanmıyordu. Çok ağrıyordu.

Sanki düşüncelerimi duymuş gibi o da, "Ağrıyor..." diye geveleyince hızlıca kontrol ettim onu.

"Neren ağrıyor, söyle bana. Bir yerini mi kestin yoksa?" diye sıraladığım sırada hafifçe titreyen elleriyle bileklerimi tuttu güçsüzce. Ardından başıyla reddetti ve baş parmaklarıyla bileklerimi okşadı yavaşça, "Her yerim..."

Dolu gözlerimle zorladım yine kendimi gülümseyebilmek için, "Geçecek. Söz veriyorum."

Başıyla beni onayladı fakat kasılmaları ve terlemesi devam ederken hafifçe gözlerini daha da aralayıp bana baktı. Gözleri doldu. Ardından sayıklamaya başladı tekrardan.

Söylediklerini anladığımda istemsizce gözlerimde biriken yaşları saldım yüzünü sevmeye devam ederken. "İstemiyorum." diyordu. "Kullanmak istemiyorum. Tekrarlanmasını istemiyorum." diye sayıklıyordu.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: May 20, 2025 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

oblivion Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin