20

286 37 207
                                        

"Hasta birine hiç merhamet etmiyorsun ya." diyerek sızlandı Satoru ve elindeki konsolu kanepenin üzerine bıraktı. Ellerini göğsünde birleştirdi ve karşısında kendisiyle gurur duyarak sırıtan Yoshino'ya baktı.

"O kadar övdün ki kendini," dedi Yoshino ve sesini biraz kalınlaştırarak Satoru'nun kendiyle övünmesini taklit etti. Satoru ona inanmaz gözlerle bakarken bir yandan da gülesi geliyordu ama gardını bu kadar çabuk indiremezdi. Dudaklarını büzüp çatık kaşlarla onu izlemeyi sürdürdü bu yüzden de.

"Hem iddiaya girmiştik, merhamet etmeyi düşünmüyordum zaten. Niye edeyim ki?"

"Bu kadar iyi oynadığını bilseydim iddiaya girmezdim ki," dedi üzgün bir sesle. Yüzünü tavırlı bir şekilde yana çevirmişti. Birkaç saniye onun bir şey demesini bekledi ama herhangi bir cevap vermeyince ona dönmeye karar verdi.

Gördüğü şeyler kaşları havalandı ve kalbi tekledi. Yoshino, elini dudaklarına bastımış bir şekilde sessizce gülüyordu. Bu süreçte omuzları titriyor, ara sıra burnundan derin nefesler alıyordu. Bir süre sonra Satoru'nun ona baktığını farketti. Bunun üzerine daha fazla sessiz gülemedi ve nihayet, dudaklarından sesli bir kahkaha kaçtı.

Yoshino, elini karnına yerleştirip yarınlar yokmuşçasına gülerken Satoru, kendi dudaklarına da hafif bir gülümseme yerleştiğini hisseder gibi oldu. Uzun zamandan beridir onun kahkahasının nasıl olabileceği hakkında kafa yormuştu ama bu kadar güzel olabileceği hiç aklına gelmemişti. Bu düşünceyle yanakları hafiften yanmaya başladı ve yüzünü yeniden yana çevirdi.

Eğer hep böyle gülecekse, sürekli kaybetmeyi artık bir sorun olarak görmüyordu.

"Hey," dedi Yoshino bir süre sonra. Kahkahaları sonunda dinmiş olsa da sesindeki muzip ton, hâlâ yerinde duruyordu. "Mızıkçılık mı yapacaksın gerçekten?"

Satoru, kafasını sağa çevirdi ve iki yana salladı. Gururu hafiften incinmiş olsa da bu his, kısa sürede yerini bambaşka hislere bırakmıştı. "Hayır, sözümün üzerinde duracağım elbette. Bir isteğini sorgusuz yerine getireceğim. Böyle anlaşmıştık, değil mi?"

Yoshino, gülümsedi ve elini çenesine koydu. "Aslında seni o kadar gözümde büyüttüm ki, kazanabileceğim aklıma gelmemişti," dedi dürüst bir şekilde. Bunun üzerine Satoru kaşını kaldırınca Yoshino bir kez daha kıkırdadı ve "Oops," dedi şirin bir sesle. "Öyle demek istememiştim. Ama sen de beni hafife aldın, kabul et."

"Bir daha asla düşmeyeceğim bir hata olacak kesinlikle," dedi Satoru ve işaret parmağıyla gözlüğünü düzeltti. "Söylediğin şeyden dileğinin ne istediğini bilmediğini mi anlamalıyım?"

Yoshino belli belirsiz kafasını salladı. "Aslında öyle ama," dedi ve gözünü Satoru'nun arkasında kalan bir noktaya dikti. Onun neye baktığına bakmak için arkasını döndüğünde piyanosuyla karşılaştı. Yeniden Yoshino'ya döndü ve soru soran bakışlar attı ona.

"Çalabiliyor musun?" diye sordu. Satoru, buna ne cevap vermesini gerektiğini bilmiyordu. Çalabiliyordu elbette ama son zamanlarda pratik etme şansı olmamıştı. Kolayca sadece dekor eşyası olarak kullandığını söyleyebilirdi ama ona yalan söylemek içinden gelmediği için bundan vazgeçti.

"Evet."

Yoshino, ondan beklenmeyen bir hareketle ellerini birbirine çırptı ve kanepeden kalktı. Satoru, istemsizce gülümsedi. Bazen onun bu kadar sevimli davranması garibine gidiyordu ama kısa süre içerisinde onun hakkında en sevdiği şeylerden birine dönüşmüştü. Bu, onun Satoru ile zaman geçirirken rahat olabildiği anlamına geliyordu muhtemelen ve bu fikre kesinlikle bayılıyordu.

"O zaman bana bir şeyler çalmak ister misin?" diye sordu ellerini beline yerleştirerek. Satoru, ona hayır demek de istemiyordu ama kendisini rezil edeceği konusunda endişeleri olduğundan "Uzun zamandır çalmadım," diye uyardı onu. "Nota falan kaçırabilirim ve hoş bir dinleme deneyimi olmaz büyük ihtimalle."

miss writer | gojo satoruBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin