6

192 29 77
                                        

Wonwoo arkadaşının gelişini beklerken aklı Mingyu'nun onu öptüğü düşünceyle dolarken yanaklarının ısındığını hissetti, öfke, diye düşündü, anın sıcaklığı ya da dudaklarının hissi ile alakalı değildi. Değildi, değil mi? Sikik, piç yıllar sonra bile gelip hayatını, dünyasını alt üst ediyordu. Ondan nefret ediyordu, nefret az bile kalırdı. Dudaklarının hissi hiçbir şey ifade etmemeliydi ama o dudakları hala üzerinde hissedebiliyordu. O baskıyı, o sıcaklığı...

Arkasından yanaşan adım sesleri ile başını çevirdi; Vernon elinde Wonwoo'ya ait olan çanta ve ceket ile gelmişti, yavaş adımlarla omegaya yanaştı. "Giy, üşütme."

Wonwoo, onun Minyu'nun arkadaşlarından biri olduğunu bildiği için güvenilmez biri olduğunu biliyordu. Her şeyi paylaşan türden dostluklara sahip oldukları üniversite yıllarından beri belliydi. Wonwoo hala az çok hatırlıyordu.

Wonwoo, çatık kaşları ile karşısındaki alfaya baktı. "Arkadaşına söyle, oynamaya çalıştığı oyun neyse bir an önce buna bir son versin," diyerek lafı dolandırmadı.

Wonwoo onların bu oyun hakkında konuştuklarına emindi, her zamanki gibi Mingyu'nun küçük eğlencesinden başka bir şey olamazdı, şimdi onu tanıdığını belli ettiğine göre kedinin fareyle oynadığı gibi onunla oynadığı oyun, yepyeni bir boyut kazanmıştı.

Vernon, Wonwoo'nun sözlerinden sonra sadece bir saniyeliğine afalladı ancak sırıtışı yakışıklı yüzünü anında kapladı. Wonwoo'nun ima ettiği şeyin ne olduğunun kesinlikle farkındaydı. "Neden kendin söylemiyorsun," dedi alfa.

Wonwoo dudakları aşağı doğru bükülürken omuz silkti, "Çünkü beni dinlemiyor," diye mırıldandı.

Melez alfa sırıttı. "Ve seni dinlemediği için beni dinleyeceğini mi düşünüyorsun?" Kafasını iki yana salladı. "Bilirsin, o genelde kimseyi dinlemez."

Wonwoo yanaklarını şişirip nefesini dışarıya verirken işin içinden çıkılamayacak bir durumun tam ortasında olduğunu biliyordu. Bu durumun Mingyu sıkılınca sonunda biteceğini düşünüyordu ama ya kendi eğlencesi için her şeyi ortaya dökmeye karar verir de; Baekho, Wonwoo'nun oğlunun babasının kimliğini keşfederse diye düşünmeden edemedi, işte bu her şeyin sonu olurdu, bu can sıkıcı durumu bir an önce sonlandırıp geçmişin üzerini tekrar bir çarşafla örtmesi gerekiyordu.

"Hey, tombul yanak değil mi o?"

Wonwoo, Vernon'ın sözü ile kaşlarını çattı, ne saçmalıyordu? Kafasını kaldırıp Vernon'ın baktığı yöne bakınca arkadaşının endişe ile ona yaklaştığını fark etti.

Seungkwan'ın bakışları Wonwoo'nun yanında duran Vernon'ı görünce karardı ve zaten çatık olan kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı. Bakışları alfanın üzerinde oyalandıktan sonra omeganınkileri buldu ve yüzüne onu rahatlatcak bir gülümseme yerleştirdi.

"Çok beklemedin, değil mi? Hemen gelmeye çalıştım," diye mırıldandı portakal kokulu omega.

Wonwoo kafasını iki yana salladı.

Vernon'ın iki omega arasında gidip gelen bakışlarının ardından takdir dolu bir ıslık çıkardı. "Vay canına, kim derdi tombul yanak bu kadar güzelleşecek?" Dişlerini gösteren bir sırıtışla ekledi. "Bilseydim o zamandan sana yatırım yapardım."

"Hangi zaman?" diye araya giren Wonwoo, bakışlarını ikisi arasında gezdirdi.

Seungkwan, Vernon'a yok edilmesi gereken bir parazitmiş gibi baktıktan sonra dişlerini sıkarak arkadaşına gülümsedi. "Gidelim, Wonnie." Ardından Vernon'a sert bir bakışla baktı. "O piç arkadaşın bir daha arkadaşımı rahatsız etmeye çalışırsa ortalığı karıştırmaktan bu sefer zevk alan ben olacağım."

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Oct 12, 2025 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

10 Things I Hate About YouHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin