selam hepinize... 1 yıldan biraz daha uzun bir süredir hiç bölüm atamadım, elimden geldiğince beklentilerinizi karşılayan doğrultuda yazacağım yeni bölümleri.
eski kitle yok tabi ama okuyanlardan ricam desteğinizi bana hissettirmeniz. oy vermeyi unutmayın ⭐️🫶🏼
başlayalım mı?
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Erkekleri anlamak zordu.
Keşke olmasaydı.
Evet, bazen onları dünyanın en basit yaratıkları olarak nitelendirip puanlarını en düşük mertebeden verebiliyorduk, veya yaşlarına rağmen ne kadar geç olgunlaştıklarını göz önünde bulundurup kararlarını fazla çocukça verebileceklerini tahmin edebiliyorduk ama... Her zaman bir ama vardı işte.
Bugüne kadar konuştuğum veya çıktığım çocuklar berbat insanlar değillerdi, Gunwoo hariç. O, bana bir ilişkideyken yapılabilecek bütün hataları, insanı kendinden bile nefret ettirebilecek bütün manipülasyon oyunlarını öğretmişti. Bana sadece kendisini değil, tüm insanları çok karmaşık varlıklarmış gibi hissettirmişti, öyle sanmıştım yani. Bir daha kimseyle yakın olamazmışım, yeni ortamlar ve yeni insanlar bana güven kaybı dışında bir şey veremezmiş gibiydi.
Şimdiyse iyiyim, özüme döndüm. Gunwoo'yu atlattım. Kendimi yeniden romantik bir ilişkiye hazır hissetmesem dahi yeni arkadaşlıklar ve ortamlar beni korkutmuyor.
"Bana karabiberi uzatabilir misin?"
Geniş mutfağımızdaki ada tezgahın üzerinde, ocakta, yapmakta olduğum sebzeli yemeği baharatlarla çeşitlendiriyordum. Hemen önümde, arkası bana dönük şekilde yeşillikleri yıkayan Jennie, suyu kapatarak kenardan toz karabiberi alıp önüme bıraktı.
"Çok güzel kokuyor."
Annem ve babam, dün akşam uçağa binerek bir haftalığına Avustralya'ya anneannemleri ziyarete gitmişlerdi. Ben de onların yokluğunun 16. saatinde kızları yemeğe çağırmıştım. Lalisa şu anda Ten ile beraber sinemadaydı, onu da davet etmiştim, duruma göre gelirdi. Jennie bana yardım etmek istediği için erkenden gelmişti, kuzeni Jisoo'yu da getirmişti. Jisoo, Busan'da üniversite okuyordu, ara sıra ailesini ziyarete Seoul'e geliyordu. Onu severdim, aramızda 3 yaş vardı ve bize çok iyi ablalık yapıyordu.
Ocağın altını kıstığımda etrafa göz gezdirdim. Jennie salata için yıkadığı marulları doğruyordu, Jisoo, her ne kadar dinlenmesi için ısrar etsem de beni kesin bir dille reddederek yoğurtlu ve havuçlu meze yapma işine girişmişti. Dolapta kimchi vardı, annemin yapıp bir saklama kabına bıraktığı. Jennie de gelirken koca bir paket gimbap ve sushi ile gelmişti, üstelik o kadar fazlalardı ki nasıl bitireceğimizi bilmiyordum.
"Chaeyoung, tavuğu fırına at istersen." dedi Jisoo yaptığı mezeyi uygun bir tabağa bırakırken.