Multimedya/ Tibet Reha
Keyifli okumalar!
Her gün olduğu gibi bugünde sıradan bir şekilde uyanmış, kahvaltımı bile yapmadan okulun yolunu tutmuştum. Toygar bir haftadır okula gelmiyordu, ne olduğunu merak ediyordum, o hiç böyle yapmazdı, başına bir şey gelmiş olmalıydı. Yoksa neden bir anda ortada kaybolsun ki? Yaklaşık bir haftadır böyleydim, düşünmekten kafayı yiyecektim.
Ayaklarım istemsizce Toygarların evinin bulunduğu mahalleye ilerlerken içimden bir ses bunu yapmamam gerektiğini söylüyordu. 'Gitme seni gerizekalı kız, ne yapacaksın? Toygar haydi gel okula gidelim mi diyeceksin? Sen kimsin onun hayatında?Hiç düşündün mü?'
İç sesime aldırış etmeden ilerledim ve karşı binalarının merdiven arasına gizlendim. Allah aşkına burada ne yapıyordum? Böylece bekleyecek miydim? Gerçekten salakçaydı. Dışarı çıkacağını düşünmüyordum, bu yüzden bir kaç dakika öylece bekleyip gizlendiğim yerden çıktım.
Tam arkamı dönüp gidiyordum ki içimden son bir umut bakmak geldi. Keşke bakmasaydım dedim içimden keşke bakmasaydım. Toygar, ve yanında o kız, yine o kız, gülüyorlardı binanın kapısından çıkmışlardı. Sıkıca sarıldı. Gözlerimden istemsizce bir damla yaş süzüldü, boğazım da kocaman bir düğüm vardı. Tanrım nefes alamıyordum. Beni sevmediğini biliyordum, ama başkasını sevdiği düşüncesini hiç düşünmemiştim. Belki de arkadaşıydı? Evet, olabilirdi. Kendimi avutmaya çalışıyordum. Ta ki Toygar elini yanağına koyup kulağına yaklaşana kadar, ne söylediğini bilmiyorum ama ikisini de gülümsetmişti.
Belki de rüyamda olduğu gibi seni seviyorum demişti.
Karşımda durmuştu, doğrudan güzel gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu. Orada kaybolmak istedim, elini yanağıma koyup şefkatlice okşadığında gözlerim kapandı. Yavaşça kulağıma yaklaşıp fısıldadı. "Seni seviyorum anka kuşu, bu hep böyleydi ve böyle kalacak."
Ama bu kez bana değil, ona. Yüzü tanıdık gelen, bizim okulda olduğunu bildiğim o kıza. Daha fazla bu düşüncelere katlanamayıp hızlı adımlarla o sokaktan çıktım. Canım yanıyordu, gerçekten acıyı somut olarak hissedebiliyordum. Bu da neydi böyle?
Ve o gün kitapta okuduğum o cümle geldi aklıma; " Aşk ile oynamak isteyen kadınlar bıçakla oynayan çocuklar gibidir; oynadıkları şey hep kendilerini yaralar."
--------------------------
Sokaktan çıktığımda ne kadar okula gitmem gerekse bile gitmemiştim. Belki gitmem gereken son yer o okuldu, o kızı görecektim, belki Toygar da yanında olacaktı. Buna katlanabilecek miydim? Hayır, konu o olunca güçsüzleşiyordum. Herkesin sen çok güçlü bir kızsın dediği ben, konu o olunca dağılıyordum. Ve bundan nefret ediyordum. Güçsüz olmaktan, onu sevmekten nefret ediyordum.
Belki de Beril'e ihtiyacım vardı, onunla konuşmam gerekiyordu, belki rahatlayabilirdim. Cebimden telefonumu çıkarıp Beril'e mesaj attım.
Kime; Berilim
Ben iyi değilim mavi tepeye gelebilir misin? Lütfen.
Ben çardağa yaklaşmışken telefonum titredi.
Kimden;Berilim
10 dakikaya oradayım bitanem.
Tepeye gelip oturduğumda, buraya binlerce kez gelmiş olsam da manzarası karşısında bir kez daha hayran olmuştum. Şehrin manzarasına bakan bir tepede büyük ağaçların arasında gizlenmiş, eski bir çardak ve uçuruma sıfır kocaman bir taş vardı, burası çocukken kaçıp kaçıp geldiğimiz yerdi. Her köşesinde bir anı saklanıyordu, belki de ondan bu kadar güzeldi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kaldırım Kraliçesi
Teen FictionKüçük kız düşünce sinirle Toygar'a baktı Tibet. "Senin yüzünden düştü, ayağına dikkat etsen olmaz mı süt çocuğu?" Küçük Tibet Toygar'a sinirle bağırdığında Toygar yüzünü eğdi ve düşmüş kızın yanına gitti. "Özür dilerim Umay. Seni düşürmek istemed...