İçeri giren genç asyalıya dikkat kesilmiştik.Uzun boyu,gür siyah saçları ve esmer teniyle yirmili yaşlardaki güzel siyah gözlü genç bizi süzüyordu.Avrupalılara özgü siyah bir takım ve şık siyah bir redingotla tuhaf dursa da insanda ona karşı tuhaf bir sempati duyulmasına sebep oluyordu.Genç hintli mahçup tavırlarla elinde iğreti gibi duran şapkasıyla öylece ayakta duruyordu.
"Beyler size Raja Punatrai sekanı tanıştırmama izin verin.Kendisi Hindistandan Londraya gelmiş bir konuğumuz.Daha doğrusu artık londralı olmuş biri.Buyrun bay Sekan oturun lütfen.Öyle mahçup durmanıza gerek yok.Sonuçta daha önce pek çok kez geldiğiniz bir yer burası öyle değil mi?"
Genç hintli Holmesun gösterdiği boş koltuğa tedirgin bir şekilde oturdu.Ortamda kısa bir sessizlik oluştuktan sonra Holmes doldurduğu bir fincan çayı genç Hintliye ikram etmişti.
"Teşekkür ederim efendim."
Gencin hint aksanlı ingilizcesi bana yıllar önce ingiliz ordusundayken bulunduğum Hindistan anılarımı hatırlatmıştı.Raja nın ingilizcesi soydaşlarına göre nispeten daha düzgün ve anlaşılırdı
"Sizi buraya neden çağırdığımı tahmin edebilyorsunuzdur bay Sekan.Bu arada lady Edgarın ölümünü üzüntüyle bildirmek isterim.Kendisi bu akşam intihar ederek hayatına son verdi.Bu üzücü haberi vermek istemezdim ancak bilmenizde yarar vardır diye düşündüm.Sonuçta siz onun aşığıydınız."
Genç hintli bu sözlerden sonra elindeki fincanı zar zor tutabilmişti.Hevesi kaçmış bir çocuk gibi elindeki fincanı sehpanın üzerine bıraktı.Kadının ölümüne üzüldüğü belliydi.
"Onu onun sizi sevdiği kadar sevmemiş olsanız da ölümünün sizi üzdüğünün farkındayım.Son nefesinde dahi sizin iyiliğinizi düşünerek gerçekleri kaleme almış sevgili lady Edgarımız."
Genç hintli hala suskunluğunu koruyordu.
"İşlediğiniz cinayetten haberimiz var bay Raja Punatrai Sekan.Ancak eğer bize gerçekleri tüm ayrıntılarıyla anlatırsanız polis şefi bay Miller ve yardımcısı bay Buckald cezanızın hafiflemesinde yardımcı olabilir.Yeter ki bize gerçekleri anlatın bay Sekan."
"Peki bay holmes her şeyi anlatacağım.
Genç hintli sesinin tonunu ayarlamaya çalışan bir tenor gibi birkaç kez kısık kısık öksürdü.
"Ben Hindistanın Rajastan eyaletine bağlı Pejambar bölgesinde doğdum.Babam öldürüldüğünde sadece iki yaşındaydım.Onu çok az hatırlayabiliyorum.Babam bir değerli taş arayıcısıymış.Dağlarda iki arkadaşıyla birlikte safir,yakut,elmas gibi derin mağaralarda ya da kaya oyuklarında oluşmuş taşları bulup satan biriymiş.Çoğunlukla Hindistana o bölgeye gelen turistlere bu taşları satıp geçimimizi sağlarmış.Küçük taşları ortaklarıyla birlikte satarmış.Çok değerli olan büyük parçaları ise Pejambarın güneyindeki Mahastran denen kasabanın şefi aracılığıyla açık arttırmada satarmış.Avrupalı ve amerikalı taş avcıları yanlarında getirdikleri paralarla bu açık arttırmadaki değerli taşları almak için yarışırmış."
Genç hintli kuruyan boğazını ıslatmak için çaydan büyük bir yudum aldı.Hepimiz onu pür dikkat dinliyorduk.Genç Hintlinin samimi anlatımı gerçeği söylediğini gösteriyordu."
"Babamla sık sık iş yapan birkaç İngiliz beyefendi varmış.Bunlar genelde taşlar açık arttırmaya girmeden önce almak için babamla irtibat kurup iyi fiyata babamdan taşları alırmış.Bir gün babam çok değerli bir elmas bulmuş.Annemin anlatımına göre rengi masmavi oldukça güzel parlak bir taşmış.Babam onu Karnatakan denen bir bölgede bulmuş.Bu taş şimdiye kadar bulduklarının en ilginci ve en güzeliymiş.
"Mavi elmas." Diye söze girdi holmes.
"Yeryüzünün en nadide elmaslarından.Çok ama çok zor bulunan dünyada pek benzeri bulunmayan bir taş.Kraliçenin tacındaki küçük mavi elması biliyor musunuz baylar?"
Herkes olumsuz anlamda başını sallamıştı.
"Bu taşın nerede çıkacağı bilinmez.Kraliçenin tacındaki taş da Hindistan kolonisinden getirilmişti.Birleşik krallığın generallerinden Sir Albert Bronson tarafından bir yerliden alınıp kraliçeye armağan edilmişti.Değeri milyonlarca pounddur.Devam edin bay Sekan."
"O ingiliz beyefendiler babama değerli bir şey bulup bulmadığını söylediğinde babam önce daha az değerli taşlardan bahsetmiş.Ancak ingiliz beyler babamdaki sıkıntılı halden onun bir şeyler sakladığını hareketlerinden anlamışlar.Onu sıkıştırdıklarında babam mavi elmastan bahsetmiş.Ancak onu Mahastrandaki açık arttırmaya çıkaracağını söylemiş.Ancak ingiliz beyefendiler çok ısrarcı olup bu taşı görmek istemişler.Babama taşı sadece görüp bırakacaklarını sonra da açık arttırmaya katılacaklarını söylemişler.Babam da ikna olup yanına Hadji Sunatra Pinahi adlı ortağını alıp ingilizlerle taşı sakladığı Haryan tepesine çıkmışlar.Orada taşı gören ingilizler taşın güzelliği karşısında adet büyülenmişler.Babama ısrar edip taş için binlerce pound teklif etmişler.Ancak babam da taşın çok daha değerli olduğunu farketmiş ve açık arttımaya çıkaracağını söylemiş.Ve o lanet gün ingilizlerden biri taşı cebine koyup babamın eline bir kaç bin pound sıkıştırıp gitmeye çalışınca babam itiraz edip taşı adamdan almaya çalışmış.Ancak iki taraf arasındaki bu anlaşmazlık babam ve ortağı Hadjinin ölümüyle son bulmuş.İngilizlerden biri elindeki bastonuyla babamın başına vurup öldürürken bir diğer ingiliz de kaçmakta olan ortağı Hadjiyi tabancasıyla vurup öldürmüş.Sonrada taşla birlikte ülkelerine geri dönmüşler.Babam ve ortağının cesedini günler süren aramadan sonra çürümüş halde bulmuşlar."
"Bundan sonrasını ben anlatabilir miyim bay Sekan?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SHERLOCK HOLMESUN TUHAF MACERALARI
Fiksi PenggemarKURGUDAKİ HİKAYELER TAMAMEN BANA AİT OLUP SADECE SHERLOCK HOLMES SERİSİNDE GEÇEN KARARAKTERLERİN İSİMLERİ ALINTIDIR. SIKI BİR HOLMES HAYRANI OLARAK OLABİLDİĞİNCE ONA YAKIN BİR ANLATIMDA YAZMAYA ÇALIŞTIM. KURGUDAKİ POLİSİYE OLAYLAR BENİM HAYAL ÜRÜNÜM...
