8. BÖLÜM

12 0 0
                                    

Yanağımda ki sert darbeyle yere yapıştığımda eskisi kadar dayanıklı olmadığımı farkettim. Başımı kaldırdığımda gökyüzü tüm ihtişamıyla beni karşılıyordu. Hava güneşliydi ama bulutlarda çoğunluk gösteriyordu. Kocaman badigart vücudunu anımsatan üçken bulutun arkasından birden otra boylarda bir uçan ahtapot çıktı. Bana doğru yaklaşıp kollarından birinin üstünde bulunan dokungaçlarla yanaklarıma hafifçe buseler konduruyorken biryandan da bana sesleniyordu.
"Cansuu kendine gell. kendine gel hadi minik farem"
Ne! bu ahtapot kendinemi gel diyordu bu ne saçmalık! Birden o uçan ahtapotun kafası poyrazın kafasına dönüşünce kafamı iki yana salladım ki poyraz başımda elleriyle yanaklarımı tutmuş bana sesleniyordu.

"Noldu bana" diye doğrulurken bilge üzüntünün verdiği şaşkınlıkla "özür dilerim cansum o yumruk sana değildi bu ornitorenk suratlı piçtineydi kavga çıkarıp günümüzü mahvedecekti kusura bakma" derken timuçine bakıp suratını ekşitmişti.
Bu arada "piçtin" bilgenin timuçine taktığı lakaptı valla gayette uymuştu sanki.

Yerimden kalkıp nerde olduğumuza bir göz gezdirirken poyraz sesinin tonunu ayarlamış gibi "işte burasıda benim malikane" diye bağırmıştı. Karşımda duran tahtadan oluşmuş büyük bir ev mi desem villa mı desem bilemediğim şeye bakıyordum. Pirefabrik evin alt katı camlarla çevrili üst katı çatı katı olmak üzere 2 katlıydı, önüne doğru uzanan ufak bir havuzu ve evin yanindan tüm evi kaplayarak uzanan bir ağaç vardı.
Buranın havasını beğenmiştim ama 1 saniye ne işimiz vardı bizim burda. Tam ağzımı açıp aklımdan geçen tüm kreatif küfürleri savuracakken timuçin ne olduğunu anlamış gibi "poyraz bana burayı gösterdiğinde bu eşsiz güzelliği sizinlede paylaşmak istedim bebekler nasıl iyi düşünmüşüm dimi" suratımıza sırıttı. Bilge ağzı açık evi incelerken havuzun başına gitmişti bile. Tabi timuçinde arkasından. "Yalnızca 2 saat" deyip poyraza stresli bir şekilde baktım poyraz ise göz kırpıp rahatlamam gerektiğini söyledi.

Poyrazın cam kapıyı açmasıyla camla kaplı olan evin içine hepbirlikte girdik. Burda pek bi elektronik eşya olduğu söylenemezdi hatta hiç yoktu. Içerisinin naif bir havası vardı en köşede bir şömine ve etrafında minderler tek ve geniş bir odaydı, diğer köşede ufak bi mutfak ve kitaplarla kaplı duvarlar şöminenin az ilerisinde sallanan sandalye ve ufak bir sehpa evin tam ortasında yukarıya doğru çıkan bir demir vardı, direk dansı yapan kızları atıp burda fantezi mi yapıyordu bu zübbe yoksa. Anlamadığım nerde uyuyordu bu akılsız.

Bilge şömineyi incelerken timuçin de ufak mutfağı kurcalamaya başlamıştı bile. Kolumda hissettiğim hafif yanmayla poyraz beni kolumdan tutmuş evin köşesine doğru sürüklüyordu, ne yapıyorsun manalı bakışlarımı ona yollarken evin köşesinde durduk boş boş duvarlara bakıyorduk. "Bak şimdi" dediğinde duvardaki çıkıntıyı itekledi ve başını tavana kaldırdı. Birden tavandan aşşağıya doğru inen merdivenleri görürken bu çocuğun ne kadar zengin olduğunu düşünmedim değil. "Hadi çıkmıyo musun?" diye merdivenlerin yarısından bana seslenirken dalgınlığımdan irkilip merdivenleri çıkmaya başladım. Yukarıya tamamen çıktığımda ufak basık bir çatı katı ve ortasında dağınık çift kişilik yatak vardı. Benim yatağa sevinçle atlamamın sebebi ise köşeli tavanın yatak boyutu kadar camla kaplı olmasıydı. "Seveceğini düşündüm"derken yanıma oturdu. Tamam itiraf ediyorum burası mükemmeldi tam benlikti ormanın içinde ve en önemlisi ise gökyüzüne doğru bakan bi yatak.

Bakışlarını değiştirmeden bana doğru dönerek birşeyler söylemek için yeltendi ki buraya çıktığımız merdivenlerden timuçin kafasını uzatıp "aç olduğumuz için birşeyler hazırladım obez bilge bitirmeden hadi hemen gelin sizde sayemde biraz zıkkımlanmış olursunuz" deyip sırıtarak gitti. Hay seni zıkkımlar kovalasın emi. Arkadan gelen "sensin obez" sözüyle yataktan doğrulurken kıkırdadım. Yataktan kalkıp merdivene doğru yürüyecektim ki poyraz bileğimden tutup adım atmama engel oldu. Ne var anlamında ona bakarken kafa salladım. Tam karşımda dikilip "senin sessiz yerleri sevdiğini biliyorum o kafeyede bu yüzden gidiyosun zaten herneyse bi gün bi sorunun olur yalnız kalmak istersen al bu senin" diyerek avcumun içine yedek olduğunu sandığım bu evin anahtarını koymuştu. Tam ağzımı açacaktım ki "bide bu odadan aşağıya inmenin daha kolayı var" dedi ve beni çekiştirip direğin yanına götürdü. Bu direk aşşağıda gördüğüm direk dansçıları için olan değil miydi? "Ama bu direk dansçıla-" sözümü bitirmeden poyraz aşşağıya kaymış benim kaymam içinde işaret ediyordu. Tırsmadım değil dalgınlığımdan ayrılıp ellerimi sıkıca direğe koydum ve ayaklarımı koymamla kendimi salonda bulmam bir oldu. Belimden iki büyük el beni tutmuştu. Hemen kucağından kaçıp bilgelerin yanına gittim.
Hazır pizzaları timuçin pişirmiş çıkarırken gelirken aldıkları kolayıda bilge bardaklara dolduruyordu.

Artık gitme vakti olduğunun farkındaydım herkeze hadi artık gitmiyo muyuz? Diye mutfaktan bağırdım. Bilge "sallanan sandalyede bi kahve içmeden ölürüm de gitmem" dedi. Timuçin telefonundaki oyundan kafasını bile kaldırmamıştı. Poyraz ise benden 15 dk isteyip dışarı çıkmamı söylemişti. Poyrazla dışarıya çıkarken "ne oldu" dedim. Sorumu yanıtlamadan evin yanındaki evi kaplayan ağacın yanina geldi ve ağacın yanındaki halata benzer şeyi çekti. Birden önümüze halat ve tahtadan oluşan bi merdiven düştü. Bayanlar önden der gibi elini uzattı. Itiraz dahi etmeden merdivenleri çıkmaya koyuldum. En tepeye ulaştığımda küçük tahtadan bi teras olduğunu farkettim ve aşşağıdan burası gözükmüyordu. "Burası harika" dedim gözlerimin içinin parıldadığını hissederek. Gülümsedi. Ayaklarımı aşşağıya sallandırarak oturdum. Poyrazda yanıma oturduğunda konuşmaya başladı.

"bir şey merak ediyorum bilgeyle timuçin pek normal arkadaş gibi davranmıyorlar daha çok ikiside darbe yemiş gibiler" darbeden kastının ne olduğunu anlamıştım.
"Timuçinin sana anlatması lazımdı. Onlar önceden sevgiliydiler taki piçtin onu aldatana kadar" . Şaşırmış bir şekilde kaşlarını kaldırdı ve bana döndü "beni içinde nasıl biri olarak görüyosun?" diyerek suratını bana doğru yaklaştırdı. Kalbimin hızlandığını hissediyordum ve sesli bir şekilde yutkundum. Gözlerimi 3 saniye kapatıp açtığımda boynundan onu itekleyip merdivenlere doğru hızla ilerledim arkamdan "zaman çok ve ben sabredecem küçük fare" sesiyle daha çok hızlandım ve merdivenleri bir çırpıda indim. Salak mıydı bu çocuk ne alakaydı şimdi bunun zamanla sabretmeyle. O benim gözümde ilk günkü mal mal sırıtan zengin zübbenin tekiydi. Belkide fazla yüz vermiştim. Bilgenin kolundan sinirlice tutup kaldırarak timuçine "o telefu senin farklı bölgelerinde kırmamı istemiyosan hemen arabaya yürü" diye bağırarak bilgeyle arabanın yanına gittik. Timuçinle arabaya bindiğimizde poyrazda evin kapısını kitleyip şoför koltuğuna yerleşti. Bilgeyle arkada oturuyorduk. Yol boyunca hiçkimseden bir çıt bile çıkmadı.

Eve bırakmasını istemediğimden biz bilgeyle çarşıda inmiştik. Biraz dolaşıp evin yolunu tuttuk. Eve girdiğimde ev bi sessizdi anne diye bağırırken hiç bi odadan çıt çıkmamıştı. Odama girdiğimde kendimi yumuşak yatağımın üstüne attım. Cebimdeki telefonumun şarjın bittiğini belirten sesiyle cebimden çıkarttım. Oha 28 cevapsız arama 1 multimedia mesajı! Annem aramıştı. Mesajda öyle. Mesajı açtığimda adanadaki anneannemin rahatsızlandığını ve annemin acil oraya gittiğini 2 hafta orda kalacağı yazıyordu. Yaşlıydı tabi endişelenmişti annemde dolayısıyla. Hemen bilgeyi aradım ve bizde kalması için annesinden izin aldım. 10 dk sonra bilgeyi eve aldığımda herzaman ki kız muhabbeti etmiştik işte anlarsınız. Akşama doğru telefonumun sesi odamdan kısık bir şekilde duyuluyordu. Hızlı adımlarla yürüdüm. Telefonu elime aldığımda aramada Mehmet yazıyordu. Hayırdır inşallah bu saatte ne olmuştu ki.

"Efendim Mehmet noldu?"

".........."

"Dur sakin ol nerdesin sen şimdi"

"............."

"Tamam ben hemen geliyorum"

ÇOK MU KOMİK ?Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin