how you get the girl | the end; chapter 2 and final

238 14 0
                                        

"Doğum günün kutlu olsun Yeri!"

Kim Yerim bir anda dört bir yanını saran, nereden çıktıklarını bile anlayamadığı insan kalabalığına şaşkın gözlerle bakıyor bir yandan da olan biteni anlamlandırmaya çalışıyordu kendi kafasında. Tebrik dolu cümleler ve neşeli kahkahalar havada uçuşuyor, etrafını çepeçevre sarmış insan barikatının nefes alışveriş seslerine karışıyor, afallayan bedenini daha çok sersemleştiren bir gürültü cümbüşü yaratarak kulaklarında uğulduyordu.

"Mutlu yıllar!"

Tiz bir sesin dillendirdiği bu cümlenin sahibi, Yerim'in çevresini saran kalabalığı yarıp yüzünde hınzır bir tebessümün iziyle kızın omuzlarından tutar tutmaz onu kendine doğru çekip sıkı sıkı sarıldı ve kulağına doğru eğilerek "En yakın arkadaş kategorisini yeniden Lucas'a kaptırdım anlaşılan." diye fısıldadı.

Yerim'in gözleri dolu doluydu ve az önce göğüs kafesini sarmalayarak nefes almasına engel olan hisler yumağıyla birlikte kendini aniden ne olup bittiğini anlayamadığı coşkulu bir ortamda buluvermişti. Arkadaşı Yeeun, Yerim'in bedenine doladığı kollarını çözüp geri çekildi ve duygusal bir tavırla "Onu affederek doğru şeyi yaptın." der demez bir kaç adım geriledi. Yerim, arkadaşının kimden bahsettiğini bir süre idrak edemedi, olup biten her şey algısını fena halde yavaşlatmıştı. Toparlamaya çalıştığı dikkati Yeeun' un açtığı boşluğu dolduran bir yığın insanla birlikte yeniden dağıldı ve Yerim kendini bir kez daha hala ne için toplandıklarına anlam veremediği insanların ve o gün doğum günü olmamasına rağmen havada uçuşan tebriklerin içinde buldu.

Yarım saat içinde o kadar çok insandan doğum günü tebriği almıştı ki bir yerden sonra saymayı bıraktı. Yanına gelen ilk bir kaç kişiye doğum gününün dört ay sonra olduğunu açıklamaya çalışmış lakin kelimeleri coşkulu cümlelerin ve neşeli kahkahaların arasında solup gitmişti. Yakalayabildiği en ufak boşlukta ortalıktan hangi ara kaybolduğunu anlayamadığı Lucas'ı bulmaya çalıştı fakat her denemesi hüsranla sonuçlandıktan sonra kontrolü eline almaya çalışmaktan vazgeçip ana ayak uydurmaya karar vererek sistematik bir şekilde yanına gelen insanlara sarılmayı sürdürdü.

Bir saatin sonunda nihayet kumsalın tam ortasında tek başına kaldığında derin bir nefes alıp üzerine sinen sersemlikten bir nebze de olsa kurtulmuştu. Az önce çevresinde adeta etten bir duvar örmüş olan onca insan şimdi sahilin dört bir köşesine dağılıp içkilerini yudumlamaya, omuzda da taşınabilen eski model bir radyodan çalınan müzik eşliğinde dans etmeye başlamıştı. Herkesin keyfi yerinde gibi görünüyordu, keşke Yerim kendisi için de aynı şeyi söyleyebilseydi fakat kalbinin tam üzerinde nefes alışverişlerini düzensizleştiren, düşüncelerini dağıtan ve onda karşı koyamadığı bir ağlama isteği yaratan bir ağırlık vardı. Üstelik onca kucaklamanın, sevgi sözcüklerinin ardından bile kendini eksik hissediyordu.

Çünkü Lucas yanında yoktu.

Arkasından tanıdık bir "Ee," sesi geldiğinde aniden olduğu yerde yüz seksen derece döndü. Gözleri, o an görmek istediği tek kişiyi bulduğunda kalbi, üzerindeki o ağırlığa meydan okurcasına hop etti. "Doğum günü partini sevdin mi?"

Binlerce şey vardı zihninde dolanan, binlerce his içinde bir kördüğüm olmuştu ve Yerim'in hiçbirini birbirinden ayıracak gücü yoktu. Bu yüzden söyleyebildiği tek şey " Ama bugün benim doğum günüm değil ki." oldu.

Lucas sırıttı. "Teknik olarak değil." diye düzeltti. Ama söyledikleri Yerim için hala anlam kazanmışa benzemiyordu çünkü kız yalnızca kaşları çatılı bir şekilde ona bakmakla yetinmişti. "Bu geçen seneki doğum günün."

"Lucas cidden..."

"Bu bir telafi partisi." diye açıklamaya girişti Lucas, kelimeler dudaklarından Yerim'in sabırsızlığını hissetmiş gibi aceleyle çıkmıştı. "Mahvettiğim doğum günü için."

Yerim kafasını iki yana sallarken Lucas'ın aslını, üzerinden aylar geçtikten sonra açıkladığı o tadsız olayı düşündü. Anılar zihnine doluşurken bilindik bir pişmanlıkla karışık aşağılanmışlık hissi bedenini ele geçirirken boğazı bir avuç kum yutmuşçasına kurumuştu.

Lucas "Bunları konuşmak istemiyorum ve senin de istemediğini biliyorum." diye devam etti. "Ama ben-"

Yeri aralarındaki mesafeyi iki adımla kapattı. Elleri istemsizce Lucas'ın yüzüne doğru uzandığında 'ben ne yapıyorum?' telaşından ensesinde biriken ter damlaları beline doğru süzülüyordu. Buna rağmen durmadı. Ay ışığı Lucas'ın yüzüne vururken avuç içlerini onun yanaklarına bastırdı. "Biliyorum." Bedenleri birbirlerine öylesine yakındı ki çocuğun suratından kendi tenine çarpan sıcaklığı dahi hissedebiliyordu Kim Yerim. Ama buna rağmen benliği, aralarında sanki binlerce kilometre varmışçasına daha da yakın olma arzusuyla yanıp tutuşuyordu. "Artık üzgün olmak istemiyorum.Ya da üzgün olmanı. Üzgün olmamızı istemiyorum Lucas."

 Çocuğun dudaklarında çarpık bir gülümseme belirdi. Göz bebekleri bu mümkünmüşçesine, bulutsuz gece göğünde bütün haşmetiyle ışıklar saçan aydan bile daha parlaktı. "Biz," diye fısıldadı Yerim'in belini kavrayıp genç kızla bedenlerini birleştirirken. "hayatımda hiçkimseyle gerçekten biz olmamıştım ben."

Lucas kurduğu cümlenin saçmalığıyla yüzünü buruştururken Yerim ise onun bu haline gülüyordu. "İşte bana bunu yapıyorsun. "dedi Lucas sahte bir kızgınlık eşliğinde homurdanarak. "Bütün beyin fonksiyonlarımı sekteye uğratıyorsun." 

Yerim tam ağzını araladığı anda Lucas işaret parmağını genç kızın dudaklarına bastırdı. "Böyle romantik bir anda bana laf sokarsan eve otobüsle dönmek zorunda kalırsın Kim Yerim."

Bir süre gülüştüler. Arkadan gelen müzik sesleri ve kıyıya vuran dalga sesleri eşliğinde bedenleri sağa sola doğru sallanıyordu. Yerim ellerini Lucas'ın suratından sırtına doğru kaydırırken kafasını da çocuğun omzuna yasladı. "Hayatım boyunca hiç bu kadar huzurlu hissetmemiştim." diye mırıldandı derin bir iç çekerken. Lucas'ın parmakları saçlarında geziniyordu. 

"Senin kolların," O konuşurken ılık nefesi Yerim'in ensesine çarpıyordu. "benim bu dünyadaki cennetim."

Hayat çok garip diye düşündü Kim Yerim. Kendini bildi bileli aşkı beklemişti, aşka uzak hissettiği her an kızmıştı, dünyaya isyan etmişti. Oysa Tanrı aradığı aşkı, tahmin bile edemeyeceği kadar yakın bir yere saklamıştı. 

Lucas'tı, her zaman o olmuştu.

 "Seni seviyorum Lucas." Yerim aşık olduğu çocuğun gözlerinin içine bakıyordu.

 Lucas'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Sanki on sekiz yıllık hayatı boyunca bunu duymayı beklemişti ve artık beklediği şeye kavuştuğu için huzurla ölebilirdi. Ama önlerinde yaşanmayı bekleyen upuzun bir hayat vardı ve ikisi de biliyordu ki birbirleriyle oldukları sürece her şey iyi olacaktı. 

"Seni seviyorum Kim Yerim."

 Nefes alışverişleri birbirine karışırken tenlerinden yayılan ateşi daha da fazla hissetmeye başladılar. Sanki hiç koşmadan soluk soluğa kalmış gibilerdi.

Gerçi bunca yıl birbirleri için soluk soluğa koşmuş sayılırlardı. Ama dudakları birleşirken bütün yorgunlukları uçup gitti.


                                                                       (❦son)

lie | textingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin