Gıcır gıcır dendiğini düşündüğü yeni ayakkabılarını giyerken birazcık da olsa yüzünde bir gülümsemenin çiçeği tomurcuklanmıştı. Para insanı mutlu edemez ama paranın getirdiği şeyler biraz da olsa, zamanı geçirebilmek adına mutlu edebilir sonuçta. Okul ve evi arasındaki yolun dümdüz ve güvenli olması da hayatın ona verdiği şanslardan biriydi. Her sabah rüzgarın sertliğini yüzünde hissede hissede sürerdi kaykayını. İçinden hızlıca geçerken ruhunu serinleten bu rüzgarlar her vurduğunda yüzüne, sanki birisi ona tekme atmış da o hiçbir şey olmamışçasına ayağa kalmış gibi olurdu. Çok benzetiyordu böyle basit şeyleri hayata. Hepimize biri böyle tekme atar ama biz hayatımız mükemmel gibi güler bir yüzle saklarız acımızı, acımızı göstermek sefilce bir hareketmiş gibi içimizden ağlarız hep. Kimse yokken ağlarız, kimse duymasın diye ağlarız, unutmak için ağlarız, boşaltmak için ağlarız, bahane üretmek için ağlarız, vazgeçmek için ağlarız, geceleri ağlarız, ruhumuz en karanlık köşelerde düşüncelerimizle kavga ederken biz ağlarız ve şunu fark ederiz en son damla düştüğünde gözümüzden; ben yalnızım.
Yine ağır ve gereksiz düşüncelere dalmışken siyahlı çocuk, okulun binası görüş alanına girdiğinde derin bir nefes aldı. Büyük bir işe başlarken aldığı bu derin nefesler içinde hep gelecek olan büyük zorlukların uyarılarını taşırdı zaten.
Zevkle sürdüğü kaykayı, ayağını arkaya atıp kaykanın önünü kaldırarak eliyle kavradığında kenardaki birkaç kız ve erkeğin ona dik dik baktığını fark etti. Bütün gözler üzerindeymiş gibi mi hisseder insan yoksa bütün gözler üstündeymiş gibi mi hissetmek ister? Tek başına mı kalmak ister insan yoksa sürekli sevilmek mi? Tek bir gözün mü üstünde olmasını ister sevgi dolu bakışlarla yoksa bütün bakışlarını tek bir kişiye saklamayı mı? Ne ister ki insan, eğer 17 yaşında aklı bulanık bir çocuksa?
——
okuyan insancıklara teşekkür ederim <3
eğer okurken aklınıza gelen bir insan, anı veya hissettiğiniz bir duygu varsa bana yazmaktan çekinmeyin!! yoksa da çekinmeyin... seviliyorsunuz <3
