Kahve makinasından gelen ses ile daldığım düşünceler içinden sıyrılıp kahveleri aldım. Uzun süredir polis merkezindeydik. Hyungwon'un aileside gelip güçlü yetkilerini kullanmaya başlamışlardı. Hanseol'un ailesinden bir ses çıkmamıştı daha.
Kahveleri tepsiye dizip bekleme salonuna doğru gittim. Hyungwon'un ablası, ağlayan annesini teselli ediyordu. Aldığım kahveleri ilk önce onlara ikram ettim ama almamışlardı. Minhyuk gelip elimdeki kahvelerden iki tane aldı ve birini Joohoen'a verdi. Herkesten ayrı oturan Hoseok'un yanına doğru gittim ve biraz mesafe bırakarak yanına oturdum. Tedirgin olduğu için ellerini birleştirip sallanan bacaklarının üstüne koymuştu. Elimde kalan son kahveyi ona doğru uzattım. Eğdiği kafasını kaldırıp bana doğru baktığında güç verircesine gülümsedim ve kahveyi eline tutuşturdum.
"Merak etme, Hyungwon'u tanıyoruz. O böyle birşey yapmaz."
Kahvesinden bir yudum aldı ve yüzünü ekşitti.
"Kahve kötü olmuşsa içmek zorunda değilsin."
Hafif kıkırdadı. Kahvem onu mutlu etmişti.
"Benim yüzümden oldu herşey."
Sesindeki hüzün kalbime bir ok gibi saplanmıştı. Saçma bir şekilde kendisini suçlu buluyordu. Şuan ona sarılıp destek vermek istiyordum, o dolan gözlerinden öpüp onun suçu olmadığını söylemek istiyordum.
"Hyungwon'la aranızda neler oldu bilmiyorum ama kendini suçlama. Sen hiçbir şey yapmadın. Hyungwon da."
"Onun böyle birşey yapmayacağını biliyorum ama korkuyorum Changkyun."
Cesaretimi toplayıp ellerimi elleriyle birleştirdim.
"Korkamana gerek yok herşey düzelecek."
Bendeki tüm gücü alsın diye tuttuğum elini sıktım. Umarım hissediyorsundur Hoseok.
"Teşekkür ederim."
Elinde tuttuğu kahveyi kenara koyup ellerimizi birleştirdi, sıktı.
Hissetmişti.
Bay Chae bekleme odasına girer girmez hepimiz ayağa kalkıp iyi haber vermesi için onun ağzına bakıyorduk.
"Ellerinde kanıt olmadığı için serbest bırakıyorlar ama gözetim altında olucak. Dün birlikte olduğunuz için sizleri de tanık diye sunacağız ama alkol kullandığınız için hepinizden kan örneği alınacak."
"Bay Chae, dün ben içmemiştim. Herşeyi hatırlıyorum."
Hoseok'un söylediklerinden sonra Hyungwon'un ailesinin gözleri ışıldamaya başladı. Farkında olmadan herkesin içine su serpmişti, Hoseok.
"Benimle gel Hoseok. Hyungwon çıkıncaya kadar avukatla konuşalım."
Hoseok ve Bay Chae giderken arkalarından bı süre izledim. Hoseok çok düşünceli birisiydi. Bembeyaz, tertemiz kalbiyle sevdikleri için herşeyi yapardı. Giderken bir ara arkasını dönüp baktı, gözlerimiz buluşunca gülümsemeye başladı. Karşılık verdim.
Koltuğa oturup beklemeye devam ederken telefonumu çıkartıp Hyunwoo hyunga son durumları haber verdim. İkisi de bu ara yoğun oldukları için gelememişlerdi.
Hoseok'un ifadesi alındıktan sonra Hyungwon serbest bırakılmıştı. Ailesi bir süre uzaklaşmasını istediği için pek konuşamadık bir süre de konusamayacak gibiydik.
"Ben de Hyungwon'la gidiyorum."
Hoseok gideceğini söylediğinde kalbim biraz sızlamıştı. Gitmesini, Hyungwon ile olmasını istemiyordum. Gitme diyemediğim için sadece kafamı sallamakla yetindim. Gözlerimi kaçırıp ona bakmamaya çalışırken onun bakışlarını üzerimde hissediyordum. Arabaya binip gittikleri sırada sadece arabanın arkasından bakabilmiştim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAGNETİC // Wonkyun
FanfictionTüm gücünü yitirip dizlerinin üstüne bir kez daha düştüğünde, onun yanında olmasını istediği anlarda olduğu gibi gözlerini kapatarak zihninde onu canlandırmaya çalıştı. İçinde oluşan heyecanla ve karanlıkta gözlerinin önünde beliren silüetiyle elini...