t h r e e

362 21 9
                                        

Yaşam yolunun ortasında belirdiğimde tüm benliğimle, yitiktim. Kaçmak uğruna savaşlar veren ruhumla enselenmek üzereydim. Peşimden süregelen tını, her adımımı bir cımbız gibi çekmiş ve yolumu kesmiş bir hayvan gibi damarlarımdaki kanı ürpertmişti.

Dengemi sağlayamıyordum, üzerimizden öylesine akmış zamanın altında canlanmaktaydık ve yekpare görüntünle asılı kaldığım beldeyi bir perde gibi örtegeliyor, her bir nefesimi eziyordun.

Parmaklarımızın birbiri üzerine mıhlanıp kaldığı o anda, birbirine bir yumak gibi girmiş olan düşüncelerim tekin varlığından sıyrılmaktayken ne yapacağımı bilememiş, koşar adımlarla lavaboya ilerlemiştim.
Ardımda bıraktığım bakışlarını hissediyor, Casie'nin ise seslenişlerini işitiyordum ama ilkbahardan bir anı yaşıyormuşçasına kopuktum; beklenmediktin.
Güzeldin.
Fakat öyle faydasızdı ki insanı rahat ettiren değil, rahatsız ettiren bir güzellikti; anılar arasında oynatılan ve unutulmamaya yeminli olandı.

Açtığım kapının saliseler içinde kapanmasına neden olduğumda yorgunluk çökmüş olan bedenimden yükselen ritimler olmayan yapboz parçalarını olsun diye zorlamakla birdi.

Lavaboda tek olmadığımı fark etmem üzerimde beliren bakışlarla birlikte gerçekleşmişti ve hiçbir şey olmamış gibi aynanın karşısına geçip kıyafetimi düzeltmeyi seçmiştim.
Lavabodaki birkaç kişi de çıkabildiğinde tek kalmış olmanın verdiği rahatlıkla derin bir nefes almış ve lavabo tezgahına yaslamıştım kalçamı.
Seni gördüğüm an bir fare gibi kaçmış oluşum belirdiğinde gözlerimin önünde, utançla silkinip saçlarımı karıştırdım. Buradan nasıl çıkacağıma dair bir fikrim yoktu, kalbim utancın vermiş olduğu duygu ile titreşiyordu ve ışıklar benim için çoktan sönmeye başlamıştı.
Sakinleşmek uğruna kapattığım gözlerimi kapının açılmasıyla tekrar açarken görmeyi beklediğim kişi asla sen olmamıştın. Etrafa kısa bir bakış atıp kapattığın kapıyla içime çoktan düşmüş olan ateş değdiği yeri yakar olmuştu, umarsızca salındığım yerden ayrılmama izin vermeksizin karşımda belirdiğinde ise geçmişte düşürdüğüm son feryadın varlığıyla karşı karşıyaydım.

Parmakların önce çenende dinlendi, şakaklarına doğru bir yol çizerken bakışların beni buldu ve belirsizlikten uzak kalmış bir tebessümle adımladın.

"Kaçmana neden olacak kadar rahatsız edici olduğumu bilmiyordum."

Sözlerinin eşliğinde enfes tenine ulaştığında bakışlarım, tek düşündüğüm bir ressamın palette tutturduğu en güzel tonu gibi oluşuydu.
İçten içe büründüğüm telaş, sakinliğimi ezip geçiyordu ve uğursuzluğun pürüzle sunduğu dalgalanma, bir yanılsama değildi.

"Beni yanlış anlama, sadece ne yapacağımı bilemiyordum. Bir de seni böylesine uzun bir süre sonrasında karşımda bulunca..."

Devam etmeyi ummuş fakat sözlerimin tükendiği noktaya yuvarlanıp bir nefes için çırpınan ciğerlerimi sakinleştirmeyi seçmiştim.
Kulaklarımı dolduran eşsiz gülüşünle bakışlarım tekrardan çehrene çıktı, gözlerinin kenarlarında biriken kırışıklıklar anılarımda saklandığı gibiydi; aynıydı.

"Seni tekrardan görmek güzel, Matisse. O günden sonra o caddede birkaç kez daha bulundum fakat seni bulamadım, bir daha da bulabileceğimi sanmıyordum."

Benim için itiraf sayılabilecek büyüklükteki sözlerin yüzümdeki sersemlemenin gülümsemeyle karışmasına neden olduğunda tezat düşmüştüm ve tam karşındaydım, çıplak hissediyordum.

"Ertesi sabah gitmiştim." Omuz silktiğimde aramızdaki mesafeyi azaltmak uğruna hareketlendin. "Tatil için oradaydım."

Bir elini kalçamın hemen yanına, lavabo tezgahına sabitlerken silinmemeye yüz tutmuş tebessümünle tüm dikkatin benim hakimiyetime bırakılmıştı. Üzerine yapışmış olan rahat tavrın gölgesi altında varlığını sürdürür bir hâldeydin, dağıtıcı bir darbe almadan önceki son anı yaşıyor gibi hissediyordum.

"Gitmene izin vererek büyük bir hata yapmışım desene."

Her kelime aramızdaki mesafeyi en aza indirmek üzere ayrılırken dudaklarımızdan,
tüm hareketler ağır bir çekimde yavaşlamıştı ve tereddüt etmeyen tek beden, üzerime eğilmiş bedenindi.
Devrilmiş geceler gündüzlere doğru bir yol çizerken yanıp tutuşan yüreğim, varlık denizinde daha derine batmak uğruna terk etmekteydi yerini ve istek dışı canlanmış o kalemin tenimde bırakacağı damga her şeyden öteydi; belirsizlikle kayıyordu.
Ben ne olduğunu anlayamadan, aramıza giren uğultu dolu mesafeyi beraberinde getiren sözlerinle, ayrık düşerek kazılmış kaderlerimizin ve çivilenen kalbimin eşiğinde; her günümüz sona bir adımdı.

"Non l'ho mai dimenticato, poi te l'ho detto. Non mi innamorerò di te anche se muoio, Matisse.*"

*Asla unutmadım. Sonra sana, ölsem de sana aşık olmayacağımı söyledim, Matisse.

You There | Calum HoodHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin