Başlangıç - 0

10 1 0
                                        

Hava biraz önce karardı.

Poole Hill civarında bisikletimi sürüyorum, kilisenin önünden geçiyor ve yokuştan aşağı iniyorum. Denize yaklaştım sayılır, mağazaların önünden geçerken hızımı azaltıyorum ve kalabalığın arasında kendi yolumu bulmaya çalışıyorum.

Son birkaç aydır kendimde değilim. Bana ne olduğunu bilmiyorum, on beş yıldır gözüm kapalı gidip geldiğim yolu bile bulamıyorum.

Sonunda Lower Garden'ın içine girdiğimde etrafımdaki insanların azalacağını sanıyorum ama kalabalık artıyor ve yürüyenlere bir de sağda solda dikilen sokak müzisyenleri ekleniyor. Burasının her zaman daha kalabalık olduğunu nasıl unutabildim ki?

Söylediğim gibi, son günlerde kendimde değilim. Ya da son aylarda mıydı? Artık sandviçimi bol fıstık ezmeli mi yoksa sadece reçelli mi sevdiğimi hatırlamıyorum.

Sonunda Lower Garden'ın içinden çıkıyorum ve dönme dolabın olduğu çembere ulaşıyorum. Sahile paralel olarak sağa mı yoksa sola mı dönsem bilmiyorum. Sağı seçiyorum, akşam saatlerinde diğer tarafın daha dolu olacağından eminim. Yanılıyorum.

Son günlerde ölümü düşünüyorum ve bunu nasıl yapacağımı. Kendimi kesmeli miyim yoksa bir trenin önüne mi atlamalıyım? Babamın evinde babasının ona 20. yaş gününde hediye ettiği bir altıpatlar olduğunu biliyorum. Bunu bana uzun zaman önce anlatmıştı.

Önceyi hatırlıyorum, söylediğim gibi son zamanlarda kendimde değilim. Bankadaki birkaç bin poundu ne yaptığımı bilmiyorum ya da geçen ay evden kaçtığımda nereye gittiğimi.

Bisikletimi uzun bir süre sürdükten sonra insanların daha az olduğu ve sokak lambalarının daha uzun aralarla yerleştirildiği tarafa geliyorum. Denizin dalgalarının sesi dışında bir ses daha geliyor kulaklarıma. Gölgelerin içinde bir çift var sanki, Ciara'nın onaylamayacağı şeyler yapıyorlar.

Son günlerde kendimde değilim. Ciara'nın kim olduğunu bilmiyorum ve orada da çift falan yok zaten.

Bisikletimi olduğum yere bırakıyorum ve denize doğru yürüyorum. Ayaklarım kumlara batarken bir dal sigara yakıp dudaklarımın arasına koyuyorum. Hava serin ve üstümde ince bir tişörtten başka bir şey yok. Ayaklarım denize değdiğinde durmak yerine yürümeye devam ediyorum.

Titreyerek denizde ilerliyorum. Deniz temiz değil ve ağırlaşan ayakkabılarımın altında kaygan yosunlar var. Su belime kadar geliyor artık. Daha fazla ilerlemeyeceğim. Sigara bitene kadar öylece duruyorum. Ardından hiçbir şey olmamış gibi kıyıya dönüyorum.

Şimdi üstüm ıslak ve dişlerim takırdıyor. Cebimden ıslanıp bozulmuş telefonumu çıkarıyorum. Orada olduğunu bilmiyordum ve şifresi de aklımda değil zaten.

Söyledim ya, son günlerde kendimde değilim. Annemin artık benimle neden konuşmadığını hatırlamıyorum ya da birkaç saat önce uyandığım evin kime ait olduğunu.

Buraya neden geldiğimi hatırlamıyorum. Eve nasıl döneceğimi de.

Sigaraların kalanı ıslandı, cebimde bir kağıt olduğunu fark ediyorum şimdi. Katlanmış ıslak kağıdı yırtmadan açmaya çalışıyorum ama hava soğuk, ellerim titriyor. Kağıdı birkaç yerinden yırtarak açıyorum ve akmaya başlamış mürekkebi ardından da +44 ile başlayıp yan yana dizilmiş sayıları görüyorum.

Kimin numarası olduğunu bilmiyorum ve cebime nasıl girdiğini. Şu an kendimde değilim ve artık neyin kendim olduğunu bilmiyorum.

Burnumun neden kanamaya başladığını ya da kanımda neyin dolaştığını bilmiyorum.
Hareketlerimin neden yavaşladığını ya da neden kafamın kuma düştüğünü bilmiyorum. Artık gökyüzüne bakıyorum, ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum.

Bunların hepsinin nasıl başladığını hatırlamıyorum. Bir cumartesi sabahı annem nöbetten eve döndüğünde miydi yoksa okul kafeteryasında kitap okurken mi?

Neler olup bittiğini şu anda anlayamıyorum ama eğer bir daha kendimde olursam son yedi yıldır yatağımın altına sakladığım günlüğümü bulacağım. Bulacağım ve neler olduğunu öğreneceğim.

Bu gece gökyüzü bulutlu ve yıldızlar seçilmiyor. Yerden kalkacak kadar iyi hissetmiyorum ve kalksam ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum.

Jesse'nin neden yanımda olmadığını merak ediyorum. Ardından da Jesse'nin kim olduğunu...

Söylediğim gibi, son zamanlarda kendimde değilim.

Burnumdaki kan yüzüme yayılmaya başlamışken üzerimdeki ağırlık beni altımdaki buz gibi kuma bastırıyor. Biraz kestirmeye karar veriyorum.

Kendimde değilim ve bir daha kendimde olabilecek miyim bilmiyorum. Kolumdaki izlerin nereden geldiğini hatırlamıyorum ya da en son ne zaman babamla görüştüğümü.

Düşünmek her şeyi kötüleştirir derdi Riley. Daha fazla düşünmemeye karar veriyorum.

Ne de olsa Riley kim bilmiyorum, sonunda uyuyorum.

NAIVEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin