Jesse'yi hep Timothee'nin bir tık farklısı olarak hayal ediyorum ama siz nasıl hayal ediyorsanız öyle devam edin.
Pazartesi günü Fransızca kursunun yapıldığı kokuşmuş sınıfa giriyorum. Dışarısı buz gibi olduğundan kimse camı açmaya yeltenmemiş ve içeride yirmiden fazla kişi var. Geçen haftalarda da oturduğum, ortadan ikinci, sıraya oturuyorum. Sıra altımda çatırdıyor. Bir gün kırılacağından endişeleniyorum ama ne kadar eski olsa da böyle bir şeyin olmayacağından eminim, bana benziyor. Sırt çantamı yere bırakıyorum ve montumu üstümden atarken üşümüş ellerimi ovuşturuyorum. Yılbaşının üstünden iki hafta geçti ve kışın en soğuk zamanı yaşanmaya devam ediyor. Çantamdan bir defter çıkarıp önüme koyuyorum. Fransızcaya bayıldığımdan değil de annem burada olmamı istediği için buradayım. Bir de üniversite başvurumda fazladan bir dil bilmenin işe yarayabileceğini düşündüğüm için.
Birkaç dakika sonra sınıfa öğretmen giriyor, sınıftaki birçok kişiden daha genç bir kadın. Elindeki kitapları ve çantasını masaya bırakıyor ve boğazına sarılı şalından kurtulmaya çalışıyor. Sonunda o şeyden kurtulduğunda yüzünü bize dönüyor. 'Bonjour, tout le monde!''
Cevaben sınıftan ortak bir mırıldanma geliyor. Gabrielle'in bu mutluluğu nereden aldığını bilmiyorum ama suratında kocaman, rahatsız edici bir gülümseme var. Hevesle tahtada en son yazılmış olan karalamaları siliyor. Bugün neleri öğreneceğimizi anlatmaya başlıyor. O sırada sınıfın kapısı iki kez tıklanıyor ve siyah saçlara sahip soğuktan kıpkırmızı olmuş bir kafa içeri uzanıyor.
Bu bana Instagram'dan yazan çocuk ve sınıfta olmadığını o an fark ediyorum. '' Je peux venir en classe?'' Zihnimi yoklayarak ne dediğini anlamaya çalışıyorum. Sınıfa girmekle alakalı bir şey soruyor, izin alıyor olmalı. Gabrielle kafasını hevesle sallıyor. '' Pardi! Venez, nous n'avons pas encore commencé les cours!'' Ne dediğini anlamama gerek yok, Gabrielle'in vücut dili açıkça belli ediyor ki oğlan sınıfa girebilir.
Oğlan sınıfa girerek kapıyı arkasından çekiyor. Üstünde siyah bir mont, siyah bir Jean ve siyah botlar var. Hatta siyah bir sırt çantası bile var, soğuktan kızarmış yüzü kendisindeki tek istisna. Bana bakmadan yanımdan geçerek sağ arkamdaki sıralardan birine yerleşiyor. Böylece Gabrielle derse başlıyor ve sonraki bir buçuk saat boyunca bize telaffuz edemediğimiz birçok kelime öğretiyor. Oğlana ekstra dikkat ediyorum ve her kelimeyi rahatça söyleyebildiğini fark ediyorum. Hatta Gabrielle ile birkaç kez sohbet ediyorlar. Fransızcaya hakim olduğunu anlıyorum, zamanını burada harcaması aptallık. Bir buçuk saatin sonunda Gabrielle bizi serbest bırakıyor. Hava kararmış ve ben hem çok aç hem de çok yorgunum. Okuldaki yedi saatin üstüne buraya gelmek bana fazla geliyor.
Montumu üstüme geçirerek sırt çantamı elime alıyorum. Çembere kadar yürümem gerek çünkü duraklar orada. Sınıftan çıkıyorum ve birkaç kat merdiven iniyorum. Bir yandan da telefonumu kontrol ediyorum. Annemden gelen bir arama dışında hiç bildirim yok. Sokağa çıktığımda ayağımı bastığım yere dikkat etmeye çalışırken annemi geri arıyorum. Birkaç kere çaldıktan sonra telefonunu açıyor. ''Lia, tatlım?''
''Efendim anne?''
''Bu akşam hastanede olacağımı sana söyleyip söylemediğimi hatırlamıyorum. Dolapta öğleden kalan yemek var.''
Bana söylememişti ama bu tahmin edemeyeceğim bir şey değil. ''Pekala, ben eve gidiyorum.''
''Dikkatli ol. Seni seviyorum canım.''
''Ben de seni anne.'' Telefonu kapatıp cebime atıyorum. Burger King ve birkaç kitapçıyı geçiyorum. Starbucks'ın önünden de geçtiğimde çembere varmak üzereyim. Duraklar sonunda görünebilir olduğunda sadece birkaç kişinin otobüs beklediğini görüyorum. Beni eve götürecek olan 3 numaranın durağına gidiyorum ve montuna sıkıca sarılmış orta yaşlı bir adam ve muhtemelen ilkokula giden gözlükleri buğulanmış bir oğlanın yanında dikilmeye başlıyorum. Birkaç dakika içinde otobüs gelmiş oluyor ve kartımı okutarak üst katına çıkıyorum. Artık yaz olmadığı için ortalıkta daha az insan var. Üst katta yalnızca iki kişi var, en öndeki koltuğa geçerek kulaklıklarımı takıyorum. Geçen hafta sonunu ve James'in beni götürdüğü evi düşünüyorum. Arkadaşlara sahip olmayı ve bir bütünün parçası olmanın nasıl hissettireceğini hayal ediyorum. Küçüklüğümden beri birçok arkadaş edinmiş olsam da hiçbiri gerçek dostum değildi ve kendimi hiçbir zaman tam açamamıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
NAIVE
Novela JuvenilHayatımda geçirdiğim en güzel yılın hayatımda geçirdiğim en kötü belki de son yıla dönüşmesi yalnızca birkaç ay aldı. Kim olduğumu bilmiyorum ama sen benim kim olduğumu öğrenmek istiyorsan kapağı aç. Kimliğimden fazlasını bulacaksın. Notlar al. Ve...
