quatre

355 65 75
                                        

arkadaşlar selammmm

bölüm bu kadar geç geldiği için özür dilerim yani bi sene falan oldu herhalde sadece cidden yazmak istediğim bir zamanda yazmak istedim aceleye getirmek istediğim ve yazmak için yazdığım bir hikaye değil çünkü

umarım hala hikayemi okuyorsunuzdur

yaptığınız yorumlar benim için çok önemli ve beni yazmak için gerçekten teşvik ediyor, bu yüzden bol bol yorum yaparsanız çok teşekkür ederim çünkü onları okumak cidden çok hoşuma gidiyor dediğim gibi

iyi okumalarrr


Kim Malikanesinde büyük bir telaşa uyandıysanız, gözünü nasıl bir güne açtığınız hakkında üç tahmin hakkınız bulunurdu.

Babamın iş gezisine gideceğinden dolayı annem evham yapıyor olabilirdi. Babam altı ayda bir, birkaç haftalığına başka bir ülkeye gider, işiyle ilgili birkaç toplantıya katılırdı ve annem olayı o denli büyütürdü ki babamın bir daha eve dönmemek üzere bizden ayrıldığını düşünebilirdiniz.

İkinci seçenek Yerim Kim'in büyük bir haylazlığa imza atmış olması olabilirdi. Yerim, her sene birkaç vukuata imza atar, sabahın köründe annemin çığlıklarıyla bizi baş başa bırakırdı.

Fakat bu sabah şahit olduğum telaş bunların hiçbiri değildi. Kızgın ya da panik halinde insanlar ortada dolanmıyor, aksine neşeli birkaç kişi oradan buraya süslemeler taşıyordu. Bu demek oluyordu ki Kim ailesi bir balo düzenliyordu.

Annem, mükemmelliyetçi biriydi. Eğer Kim adı altında bir şey düzenliyorsa bunun en iyisi olması onun için önemliydi. Her şey kafasında canlandırdığı gibi olmalıydı ve eğer bir kişi bile onun isteklerine uymuyorsa çıldırırdı.

Kendisinin ustalık eseri kızı Jisoo, geçen yıllarda onu hiç hayal kırıklığına uğratmamıştı. Ablam güzelliği ve naifliğiyle İngiltere Kraliçesinin gelini bile olabilirdi. Annem onun parlaması için çaba bile göstermezdi. Londra'nın en iyi terzisi Bayan Johnson'a Jisoo'nun beyaz tenine yakışacak bir elbise diktirir, yardımcılarımıza Jisoo'nun uzun kömür karası saçlarını düzgünce toplatır ve sade, gösterişiz inci kolyelerin boynunda yakutmuşçasına parıldamasını seyrederdi.

Ablamın doğuştan gelen zarafeti ve albenisinin yanı sıra ben, bırakın bir yakut olmayı kendimi bazen bir çakıl taşı kadar bile değerli görmezdim.

Siliktim.

Öne çıkmazdım. Kendimi kapalı kapılar ardında rahat hisseder, gözlerin üstümde olmasından hoşlanmazdım. Bu yaşıma kadar böyle bir ailede büyümüş olmanın beni rahat hissettirmesinin nedeni de buydu. Yeteri kadar iyi olamazdım çünkü Jisoo ile boy ölçüşemezdim, yeteri kadar kötü de olamazdım çünkü Yerim'e yetişmek için zalim olmam gerekirdi. Böylece arada kalmış, kızılmayan, sinirlenilmeyen ve yardım da istenilmeyen ortanca çocuk olarak hayatıma devam eder sıramın gelmesini beklemezdim. Sıramın gelmesini istemezdim de.

"Günaydın günışığı!"

"Tanrım, Yerim senin sorunun ne?".

Güne kız kardeşimin yatağımın önündeki pufa oturmuş, dizlerinin üstünde dikilerek bana bakar halde başlaması beklenmedik bir şeydi. Gözümü açtığım gibi üzerindeki kısa kollu mavi elbiseyle dikilen Yerim, ürkmemi sağlarken neden şimdiye kadar uyanmamış olduğumu da kendime sorgulatıyordu.

"Saat kaç?".

"Ona geliyor." dedi Yerim pufun üzerinden inerken "Kahvaltıyı kaçırdın, çok güzel yaban mersinli çörekler vardı. Senin adına üzüldüm.".

savoir || taennie.Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin