Yalnızlık...
Evet, yıllardır hissetmeyi bildiğim tek duygu yalnızlık! Ne fazla ne de eksik tümüyle yalnızım ben. Ne annem ne babam var, benim bana kalan tek ailem; içinde bulunduğum eski yetimhanem ve bana getirdiği dört duvarıyla küflenmeye yüz tutmuş tavanı. Anne, baba nedir bilmiyorum sadece bir arada olunca adına aile diyorlar bunu biliyorum işte. Bazı geceler uyumadan önce bende mutlu bir kız çocuğu olabilirdim diye düşünmüyor değilim. Tavana bakarken hayal ediyorum; benim bir ailem olsa nasıl olurdu acaba? Gibi sorular soruyorum kendime ama günün sonu tüm odaların ışığının sönmesiyle sessizliğe bürünen kasvetli yetimhane gerçeğinde bitince geriye uykuya teslim olmak kalıyor...
"Günaydın Lobel" odamı paylaştığım arkadaşım olan Didem ranzanın üstünden sarkarak bana bakarken kendimi gülmekten alı koyamayarak karşılık verdim.
"Günaydın Didem" o da benimle birlikte gülmeye başlamıştı. Tabii bu uzun sürmedi çünkü kat görevlisi terminatör Sema günlük koridor teftişini yerine getiriyordu.
"Kalkın haydi, sarkma kız o ranzadan! Düşüp gebereceksin sonra başıma iş çıkacak. Doğru düzgün durun, yoksa kahvaltıyı unutun!" kahvaltıyı duyar duymaz ikimizde resmen ışınlanmayı bulmuşçasına lavaboya koştuk. Kahvaltı için yemekhaneye indiğimizde tabağıma birkaç parça yiyecek koyduktan sonra masalarda boş bırakılan yerlerden birine yerleştim, Didem'de karşımdaki boş yere oturmuştu. Tabağımdakileri yemek yerine zeytinleri, peynirleri gruplara ayırıyordum ki sol tarafımda oturan kızın arkadaşıyla olan konuşmasına şahit oldum.
"Bir aile gelmiş yanlarında da aşırı yakışıklı, genç bir adam var." Kızın söyledikleriyle birlikte tek kaşım havalanırken Didemle göz göze geldik. O benim aksime kahvaltısını bitirmek üzereydi lakin yan tarafımızda oturan kızın söylediklerine kulak kabarttığını belli edercesine bana bakıp gözleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Didem'in yanına denk gelen kız, arkadaşının dediklerini kale almayarak geçiştirircesine karşılık verdi.
"Küçükler grubundan birini alacaklardır, oğullarına gelin bakmaya gelmiş olacakları yok ya." Dediğinin ardından arkadaşı sarışın kız "tam da öyle olmuş canım, kız bakmaya gelmişler" çokbilmiş tavrıyla söylediklerine diğer kız ağzı bir karış açık kalmış bakıyordu. Sarışın kız arkadaşının bu haline güldükten sonra devam etti.
"Hatta kızı seçmişler yetimhaneden ayrılacak olan gruptanmış adı da Lobelya.. Lobelya Nila." ismimi duymamla birlikte gözlerim fal taşı gibi açılırken yüzüme adeta kusarcasına ağzındaki tüm meyve suyunu püskürten Didem'e iğrenerek ve de duyduklarıma inanamayarak bakakalmıştım. Koşarak yemekhaneden çıkıp odama doğru gidiyordum, tam müdürün odasının önünden geçerken içeriden gelen konuşmalar arasında bir kez daha adımı duyduğumda çivilenmişçesine olduğum yerde durdum. Konuşmalar aynen bu şekildeydi;
"Kızımızın ismi Lobelya 19 yaşına girmek üzere, sizinle yapmış olduğumuz anlaşma üzerine iki sene fazladan özel odada tüm ihtiyaçları yeterince lüks olacak şekilde karşılandı. Acar Bey az önce kendisini yemekhanede gördünüz zaten. Herhangi bir sorun var mıydı acaba?" Müdürün söylediklerini daha fazla duymak istemeyerek gözyaşlarımın akmasına müsaade ederek lavaboya gittim.
Dakikalardır aynada yansımama bakıyordum, saniyeler içerisinde olan bu şeylere anlam vermeye çalışan ama cevap bulamayarak kırılmış bir kum saatinin dengesizce akan kumları gibi dökülüyordum. Aklımda dolanan tek kelime 'anlaşma' idi.
'Anlaşma'
'Anlaşma'
'Anlaşma' "Ne anlaşması ulan ne?!" attığım çığlıkla dizlerimin üzerine düşmüştüm hemen ardına lavabonun kapısı açılmıştı. İçeriye yirmili yaşlarında olduğu belli olan uzun boylu genç bir adam girmişti. Yanıma yaklaşarak eğildiğinde aynı hizada buluşmuştu harelerimiz. Kahverenginin en koyu tondaki gözleri, keskin yüz hatları, gür siyah saçlarıyla adeta 'ben karizmatik bir tehlikeyim' diyordu. Uzunca yüzüne baktığımı fark ettiğimde gözlerimi telaşla başka yöne çevirdim. Ama sanki bakmamı istermişçesine başparmağıyla çenemi kaldırmıştı.
"Lobelya.'' Yedi harf, üç hece, tek kelime... Bu o! Camdan fanusumu kıran bu adam! Beni gümüş kafesten alıp altın kafese koymak isteyen işte tamda bu lanet herif! Çenemi tutan ellerini sertçe ittim ardından üzerime eğilmiş bedenine iğrenerek bakan gözlerimi yüzüne sabitledim.
''Pislik herif!'' Diyerek kapıyı açmak için yeltendiğimde kolumu sertçe tuttu ve beni bedeni ile kapı arasında sıkıştırdı. Gözlerindeki koyuluk daha ne kadar artabilirse o kadar arttı, artık siyahtan daha siyahtı..
''Bu sözlerini bu defalık görmezden geliyorum! Ama bir kez daha tekrar edersen canını yakarım ona göre.'' Nefesi adeta tenimi delip geçmişti. Sesi ise ruhumu kör düğüm etmiş nefes alamaz hale getirmişti. Üzerimdeki bedenini kenara çekip kapıyı açtı.
''Git üzerini değiştir, arabada bekliyor olacağım.'' Kapıdan çıkıp gittiği sırada telaşla nasıl bir yol bulup kaçabilirim diye plan kurmaya çalışırken o acı sesi kulaklarımı doldurdu.
''Aptallık etmeye kalkışma. Kaçabileceğin hiçbir yer yok!'' Gözlerimdeki yaşların akmak için bu denli hevesli olmasına lanet ederek hızla odama gitmek için adımladım.
Odaya gittiğimde Didem'in dönen koltuğa oturmuş tırnaklarını kemirdiğini görmüştüm o da benim gibi paniklemişti. Haklıydı yıllardır aynı odada büyümüştük ikimizin birbirimizden başka kimsesi yoktu. Kapıyı kapattığımda dolmuş gözleri özgür bıraktı yaşlarını, kollarını doladı boynuma iç çeke çeke durduk öylece dakikalarca. Kollarını aniden çekti etrafımdan bir şey demeyi unutmuş gibi.
''Lobel.. Sana anlatmam gereken şeyler var.'' Başımla devam etmesini işaret ettim. ''Ailen... yani anne ve baban. Senin anneni ö-'' Didem'in sözlerini kesen kapının sertçe açılması olmuştu içeriye Sema Hanım girmişti.
''Acar Bey seni bekliyor hadi hızlı ol. Bir dakika içinde aşağıda olmazsan kendisinin seni zorla götüreceğini söyledi.'' Dedikten sonra kapıyı kapattı. Üzerime dolaptan aldığım siyah kazak ve siyah pantolonu geçirdikten sonra tekrar Didem'e döndüm. Bana fırsat vermeden lafa girdi.
''Bulduğun ilk fırsatta bana ulaş!'' Dedi ve sarıldı güven vermek istercesine. Odadan çıkıp dik merdivenlere yöneldim. Madem beni tehdit ediyor, kaçamayacağımı söylüyor öyleyse bende oyunu şartlarına göre oynarım. O şahsa ben matım!
Merdivenlerden inip yetimhanenin eski büyük kapısından çıktığım sırada, karşımda dört tane simsiyah lüks araba vardı. Her birinin önünde ikişer takım elbiseli adam bekliyordu. Diğer araçların aksine serseri görünen spor arabanın, kaputuna yaslanmış bana dudağının kenarındaki gülüşüyle bakan Acar durduğu yerden ayrılarak yanıma gelmek için harekete geçti. Diğer arabalar bahçeden çıkışa doğru yol aldığı sırada ardı arkasına sıralanan silah ateşleme sesiyle birlikte Acar; "hass***tir" diyerek ne ara eline aldığını bilmediğim silahını yere düşürmüştü. Saniyeler içerisinde ne olduğunu anlayamadığım anlarda dudaklarımın üzerine kapanan pamukla genzime dolan keskin koku tüm zihnimi pusların içine esir etti.
Zaman ne kadar geçmişti? Neredeydim? En son olanlar neydi öyle? Hayatımda ilk kez gökyüzü ile aramızda duvarlar olmadan buluşacaktım, bakışacaktım. Bunun için mutluluk gözyaşları dökecek ve ardından ne olduğunu bilmediğim tehlikeli bir adam ile evlenmek zorunda olduğum için defalarca lanet edecektim; hayatın adaletine...
Başımdaki ağrı ve gözlerimdeki dinmez sızı ile gözlerimi açtığımda karşımda yanan bir şömine ve yanında elindeki kupasındaki içeceğinden bir yudum aldıktan sonra gözlerimin tam içine bakan adamla karşı karşıyaydım. Tek söz etti bana, belki yıllarca belki de ömrüm boyunca unutmayacağım bir söz...
"Kaybettin Afrodit! Bir kez daha hayatını kaybettin.."
Ben Lobel... Lobelya Nila. On dokuz yaşında, yıllarını eski, harabe yetimhane köşelerinde geçirmiş biriyim. Hayatım diyemiyorum! Yıllarım diyebiliyorum yalnızca. Az önce de duyduğumuz gibi ben hayata hiç başlamadım ve bu tanımadığım yeşil gözlü adamın dediği gibi bir kez daha hayatım olamadan onu kaybettim..
BÖLÜM NASILDI?
VOTE VE YORUM YAPMAYI UNUTMA..
BURAYA ARKADAŞLARINI ETİKETLE ONLARDA AİLEMİZE KATILSINLAR <3
SİZLERİ COK SEVİYORUM BİR SONRAKİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE MUTLULKLA KALIN <3

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BEYAZ LOBELYA
Teen Fiction"Sen Acar Aksoy'un yanınındaydın Lobelya! Şimdiyse en büyük düşmanı olan adamın yanındasın. Belki Acar'ın cehenneminden kurtuldun Derin ama sen artık araftasın! Sen artık Araf Karavaris'in yanındasın. Ne beyazsın ne siyah sen artık grisin. Her saniy...