Ellerim, ve ayaklarımı hareket ettiremiyordum. Ormanda Nakali ve benim için yiyecek bir şeyler aramaya çıkmıştım sadece.
Ben çalılardan böğürtlen toplarken birden karşıma üç tane adam çıkmıştı. İlk başta bunların köyüme saldıran büyücüler olduğunu düşünsem de Bunlar büyüculerden tamamen farklı olarak ormanda yaşayan yerliler gibi görünüyorlardı. Her biri beyaz tenlerine mavi tonlarda boyalar sürmüşlerdi. Vücutları ise bir savaşçı kadar kaslı ve yara bere içindeydi.
Beni gördükleri an üzerime atlayıp kollarımı bağlamışlardı ve ben daha ne olduğunu bile anlamadan beni yere serdiler. Onlardan kurtulmaya çalışırken ağaçların arasından bu yöne doğru koşan Nakali'yi gördüm. Beni arıyor olmalıydı, onun da bu işe karışmasını istemiyordum bu yüzden ona seslendim, "Nakali, kaç!" Kafasını bu yöne çevirip bizi gördüğü an kaçmaya başladı. Yanımdaki iki adam hiç beklemden Nakali'nin arkasından ormana daldılar.
Onu yakalamalarını istemiyordum. Kollarımdaki kalın ipi zorladım. "Onu bırakın!" Adam beni hiç umursamıyordu. "Onun yerine beni alın! N'olur, bırakın onu." Gözünün üstü mavi boyayla kaplı koca adam bana yaklaştı. "Seni zaten aldık aptal çocuk." Haklıydı, fazla saçmalamıştım. "Sizin her istediğinizi yaparım, ama lütfen, lütfen onu bırakın." Nakali için endişeleniyordum. Ben bir şekilde kendimi korudum ama o savunmasızdı.
Adam sırıtmaya başladı. "Kız sevgilin mi?" yüzüm kızardı, bir an Nakali'yle sevgili olduğumuzu hayal ettim. Keşke öyle olsaydı diye geçirdim içimden. "Hayır, sevgilim değil, neden sordun?" Bir kez daha gülümsedi "öyle olsaydı şaşırırdım zaten, baksana seni kurtarmaya çalışmak aklının ucuna bile gelmeden kaçtı gitti." Bu doğru değildi, Nakali akıllı bir kız beni kurtarmayacağının farkındaydı o yüzden kaçtı. "Onu tanımıyorsun!" Dedim sinirle bağırarak. Tekrar kahkaha attı ve üzerime doğru yürüdü. Elindeki çuvalı başıma geçirecek gibi duruyordu. Onu engellemek için başımı hızla sağa sola sallasam da işe yaramadı. Çok güçlüydü.
Etraf bir anda karardı ve başımda keskin bir acı hissettim. Anında istemsizce gözlerim kapandı.
•••••••••
Gözlerimi açtığımda başım zonkluyordu. Hâlâ kafamda çuval olmalıydı çünkü karanlıktan başka hiçbir şey göremiyordum.
Yakınımda biri konuşuyordu "Şef Neta, bunlayı bölgemizde bulduk!" Peltek adam 'bunları' derken bizden mi bahsediyordu? O halde Nakali de yanımda demekti. "Onları çözüp Pavitra'ya çıkrarın hemen!" Bu ses liderlerinin sesi olmalıydı. Pavitra da neyin nesi, diye düşündüm.
Sağ tarafımdan güçlü bir ses yükseldi. "Hadi ne duruyorsun, çözsene!" Bu ses beni yakalayanlardan birine çok benziyordu. Bir kaç saniye sonra boynuma doğru bir nefesin sıcaklığını hissettim. Birisi ayaklarımdaki ipi çözmeye çalışıyordu. Ve hiç nazik davranmıyordu.
"Siz kimsiniz ve ne oluyor!' Bu Nakaliydi. Sağ tarafıma yakın bir yerden konuşuyordu. O da benim gibi neler olduğunu anlamaya çalışıyor olmalıydı. Onun sesini tekrardan duyduğuma çok sevindim ve etrafımı göremesem de "Nakali!" Diye bağırdım sevinçle.
Ayaklarım çözülmüş sıra ellerime gelmişti. "Seni liderin çadırına götürdüğümüzde anlarsın tatlı kız." Dedi tekrardan tok sesli adam. Sırıttığını ses tonundan anlayabiliyordum. Sinirlenmiştim "Eğer ona biriniz dâhi dokunursa o saniye sonu olur!" Diyerek bağırdım. Ve sözlerimin altı boş değildi, benim neler yapabileceğimi Nakali bile bilmiyordu. Etrafta gülüşmeler yayıldı. Açıkça benimle alay ediyorlardı. Peltek olan adam yapabileceği en alaycı ses tonuyla konuştu "Bu çocuğun kollayını sıkı tutun, ondan çok koykuyorum!" Ve tekrar gülüşmeler başladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Zehirli Elma
Fantasía"Seni anlıyorum Nakali, hem de çok iyi anlıyorum." Diyebildim sadece. "İstersen sana sarılabililirim." dedim çekinmeden. "Daha iyi hissetmeni sağlayacaktır. Bir şey söylemeden sarıldı bana.
