taiyo dan dövmeyi omzuma yapmasını istemiştim. yaklaşık bir saat sürdü çok acıdığı için ara vere vere yaptık.
"beğendin mi?" dedi taiyo ve alnını sildi. terlemişti ve yorulmuştu.
:evet, eline sağlık.
gülümsedim.
o sırada doosik ofisinden telaşlı bir şekilde çıktı. bir görüşmedeydi ben üstümü giydim. taiyo ise jongu aradı.
"jong, sanırım bir şeyler ters gidiyor buraya gel."
doosik konuşmayı bitirdi. taiyo ya döndü;
"haejun piçi sinirlerimi bozuyor."
"ne oldu patron?"
"ona bir kadın göndermemi istiyor, bu şirketi kurmamda iki üç faydası dokundu diye kendisini patronum zannediyor!"
taiyo ya dönüp ne oluyor anlamında kafamı salladım.
doosik birilerini aramaya başladı.
taiyo da,
"haejun, black sun un bildiğimiz kadarıyla bir düşmanı zamanın da doosik e burası için yardım etti doosik ona borcunu ödedi fakat ondan kurtulamadı yurtdışından çok fazla adamı var black sun bile ona diş geçiremedi."
:oh, neden beraber çalışmıyoruz?
"jigola şirketi çalıştırıyor."
:siktir.
doosik konuşmasını bitirmişti.
"taiyo bir dakika ofise gel."
taiyo ile doosik ofise girmişlerdi. o sırada jong yanıma gelip;
"ne oldu?"
:anlamadım bende ama haejun diye biri varmış-
"hassiktir."
jong hemen doosik in odasına girdi.
içeriden bağırışmalar geliyordu.
dayanamayıp içeriye girdim. ben köşede dururken doosik sürekli birilerini arayıp taiyo ile jong a bir şeyler emrediyordu. sonra haejun doosik i aradı. doosik soluklanıp telefonu açtı;
📞:uzun zaman oldu doosik.
ds:ne istiyosun?
📞:black sun ile anlaşma yaptığmı duymuşsundur.
ds:şerefsiz.
📞:bu gece black sun ile sözleşme imzalayacağız. sakın bizi rahatsız etmeye kalkışma yoksa elinden alacağımız sadece gemi şirketin olmaz.
küstahça gülüp telefonu kapattı.
doosik bağırıp telefonu duvara fırlattı. kafasını kaşıdı.
"lanet olsun! hepsinin kafasını zamanında ezmeliydim!"
taiyo"paton, bi' fikrim var."
doosik çaresiz kalmıştı taiyo mun fikrine hepimiz açıktık.
"ben veya jong haejun un barına sızıp sözleşmelerinin bilgilerini alabiliriz.'
doosik:yeni ve iyi bi' adam gerek haejun sizi tanıyor.
:ben gidebilirim.
taiyo"algın, sen gidemezsin."
:yapabilirim, black sun a girdiğimde bodrum katılarında küçük bi' bar vardı orada başka kişiler sözleşme imzaliyordu ve yanlarında kadınlar vardı. büyük ihtimalle haejun da öyle yapacak, zaten eğlence şirketini seviyor değil mi?
doosik başıyla onayladı.
:bende yanlarına gidip kayıda alabilirim. eğer tehlikede hissedersem size ulaşırım.
taiyo"algın olmaz dedim saçmalama!"
jong taiyonun kolundan tutup;
"taiyo seni anlıyoruz ama bu durumda yapacak başka bi planımız yok. algına güven."
taiyo:"ben algıma güveniyorum o piç kurusu haejun a güvenmiyorum."
:taiyo söz veriyorum bana bişey yapmalarına izin vermeyeceğim.
doosik"peki, algın bu planı batırmamalısın senin için malzeme hazırlayacağım dinleme cihazı ve kamera vereceğim sen ayarla. ama bunda olurda yakalanırsan sorumluluk senin."
:söz veriyorum.
ilk kez böyle bir şey yapacaktım ama nedense cesaretlenmiştim. şuan sadece görevimde başarılı olmaya odaklanmalıyım. üçünüzde odadan çıktık.
taiyo:algın.
taiyo ya döndüm.
taiyo:kendine dikkat et. yanında geleceğiz dışarıda olacağız.
taiyoya gülümsedim.
:asıl sen dikkat et.
taiyo nun yüzünde bi'tebessüm oluştu ilk defa güldüğünü ve gamzeleri olduğunu gördüm.
jong"ben dinleme cihazı ve kamerayı ayarlayacağım.
:tamam, benimde elbise almam gerekiyor.
taiyo:doğru, birlikte gidelim.
çin restorantının hemen karşısında bi mağaza vardı orayla ortaktık bu yüzden ödeme yapmayacaktım.
siyah bi kürk ve bordo bi elbise seçtim bir de siyah muz çorap.
:her şey tamam.
taiyo:denemeyecek misin?
:bilmem vaktimiz yok diye denemedim.
taiyo:vaktimiz var sen dene.
ben kabindeyken taiyo bana bir çift topuklu ayakkabı seçmiş.
kabinden çıktığımda taiyo nun elindeki ayakkabılar yere düştü.
:nasıl? elbise biraz fazla kısa o yüzden çorap giydim.
taiyo:"天使のように美しい."
:hey! türkçe konuş!
taiyo kendine gelip.
"melek gibi güzel."
utanıp kabini kapattım. taiyo fazla tatlıydı.
taiyo"sana ayakkabu seçtim bunları dene."
elbisem kısa olduğu için eğilemiyordum. sonra birden taiyo dizine çöktü ve ayakkabıyı açtı sonra bana baktı.
bende ayağımı uzattım. ayakkabıyı bana giydirdi. ayağıma dokunduğunda midemde kelebekler uçuştu. o an hiç bitmesin istedim.
çok çekiciydi.
:oh! nasıl oldu?
taiyo"天使のように美しい."
:melek gibi güzel.
diyerek onu taklit ettim.
en sonda mağazadan çıktık ve ofiste biraz makyaj yapıp jong ile arabaya bindik. jong bana dinleme cihazı ve kamera verdi ikiside çok küçüktü.
:bunlar bu kadar küçük işe yarar mı?
"parçaları rusya dan geliyor, devlet odalarında bunlar oluyor."
kaşlarımı kaldırdım.
dinleme cihazını ağıza yakın bi yere koymalıydım ki karşımdakini iyi duyabiliyim.
cihazı dekolte yerime koydum.
kamerayı ise renkli çantamın ucuna taktım renklerden gözükmüyordu bile.
haejun un barına gelmiştik.
içeride bir sürü jigola makyaj yapıyordu.
kapıda ki koruma beni durdurdu.
"içeriye giremezsiniz."
:davet edildiğim yerde böyle mi karşılanıyorum? haejun rica etti.
dedim ve elimde ki plas kartı gösterdim. bunuda jong ayarlamıştı.
sahteydi.
koruma başınu eğip kolunu önümden çekti.
içeriye girdim ve çantamı kaldırdım. etrafu kayda alabilmek için.
sonra bir kapı açıldı. içeriden haejun çıktı beni görmedi ters tarafa doğru ilerledi. içeride kimse yoktu ve iki kadın içeriye girdi. bende onlarla birlikte girdim. sonra birisi;
"sen yeni misin?"
:nerde?
jeton düşmüştü.
:oh! günlük olarak geldim.
"hee okey hayatım, haejun bıcır bıcır bir şey sever ona göre davranırsın."
:öyle mi? teşekkürler.
hafifçe başımı eğdim.
haejun ve sözleşme imzalayacağı black sun ın ceosu geldi. haejun beni kolunun altına aldı black sun ceo su ise başta bana soru soran kadını koluna aldı. başta eun ho diye biriyle dalga geçtiler kolay yem olduğunu işleri bitince ondan kurtulcaklarını söylediler. sonra black sun ın ceo su sözleşmelerini çantasından çıkarttı sözleşmeyi görmem lazımdı onlar okurken bende çantamdan rujumu alıyor gibi yapıp kamerayı dekolteme taktım ve eğildim umarım çıkmıştır. müziğin sesi oldukça yüksekti ben bile zor duyuyordum umarım cihaz iyi kaydediyordur.
birkaç bardak bira doldurduk. sonra başka bi şarkı açıp beni dansa kaldırmayı denedi, kalkmadım. 6 bardak biradan sonra sarhoş olmuştu.
"gel, dans edicez!"
kolumdan çekip ayağa kaldırdı belimden tutup boynumu öomeye çalışıyordu. kendimi geri çektim o an onun boynunu kırmamak için zor tuttum kendimi. ona yaklaşmak istemediğimi fark edince;
"yüzünün güzelliği yüzünden mi bu kadar kibirlisin? hepinizin para için yapamayacağı şey yok sizi kaltaklar işiniz sadece benimkini ağızınıza almak!"
küstahça ve kibirlice bunları söyledi. bu laflarının hepsini ona yedirmeden ölmeyeceğim :)
black sun ceo suyla birer bardak daha shotladilar. en sonda benden umidi kesip odadaki diğer kızlarla odadan çıktı. çıktığından tam derin bi nefes alıcakken haejun geri döndü;
"paranı alamayacaksın bubla yetinirsin" deyip güldü ve önüme birkaç dolar fırlattı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
sevenstar
Actionintiharın eşiğindeyken tanımadığı takım elbiseli bir adam ona bir kart uzatır; ya o an arabanın önüne atla ya da kartta ki numarayı arayıp hayatını değiştir.