23.BÖLÜM

19.5K 770 55
                                        

Tabağımdaki zeytine üçüncü defa çatalı batırmaya çalıştım. Sorun ne zeytinde ne de çatalda değildi. Sorun beni altın gününe götürmeye çalışan annemdeydi! Üstelik Poyraz'a bugün kafeye gideceğimi söylemiştim.

"Hem sen bugün izinli değil misin?" Çayını yudumlarken alttan alttan sorgular bakışlar atıyordu annem. "Öyleydi ama..."diye itiraza başlar başlamaz lafımı ağzıma tıktı. "Öyleyse aması falan yok! Benimle geleceksin o kadar."

Annem bana hiç açık kapı bırakmıyordu ki! Şimdi Poyraz'ın yanına gidemiyorum diye mi üzüleyim, altın gününe gidiyorum diye mi üzüleyim? İstemsizce ofladığımda kaşlarını çattı. "Oflama, kahvaltını bitir de hazırlan."

Annemin kırılmaz inadıyla baş edemeyeceğimi anladığımda mecburen durumu kabullendim. Annemi ikna etmeye çalıştığım için içemediğim ve artık soğumaya yüz tutan çayımı masaya bıraktım. Asık bir suratla masadan kalkarken annemin bakışlarını üstümde hissediyordum.

Odama doğru ilerlerken gülüşünü belli eden sesini duydum."Yeni aldığın elbiseni giy, sana yakışıyor." Gülerdi tabi, beni götürmeyi başarmıştı. Aslında anneme kıyamazdım, çoğu zaman istediklerini yapardım. Bugün de onunla gitmek benim için çok zor bir şey değildi. Poyraz'a yanına geleceğim demiştim ama gidemeyecektim zor olan buydu.

Odama girip sıkıntıyla ofladım. Annem birazdan çabuk ol diye beni darlayacaktı biliyordum bu yüzden aceleyle telefonumu çıkarıp Poyraz'ı aradım.

"Sevgilim,"diyerek açtığı telefon düşen modumu biraz da olsa yükseltmişti.

"Ne yapıyorsun sevgilim?" Arkadan küçük tıkırtılar geliyordu. İşlere başlamış olmalıydı.

"Kafedeyim, çalışıyorum. Sen gelene kadar vakit öldürmeye çalışıyorum ne yapayım." Sabırsız sesi beni gülümsetirken nasıl gelmeyeceğim diye düşünmeye başlamıştım.

"Şey diyecektim ben,"diye mırıldandım.  Birkaç saniye susunca "Ney diyecektin?"diye sordu. Bana dikkat kesildiğini ses tonundan anlayabiliyordum.

"Hani ben bugün kafeye geleceğimi söylemiştim ya," diyerek dolabımın önüne gittim. Askidaki elbiselerin arasında gözlerimi dolaştırırken "Evet?"dedi sabırsız bir tonda. Değişen sesi gelecek olumsuz haberi anlamış gibiydi.

"Gelemiyorum,"dedim. Bir tepki vermesini beklerken annemin bahsettiği elbiseyi askıdan aldım.

"Nasıl gelemiyorsun? Defne!"

Telefonu kulağımla omzumun arasına sıkıştırıp elbiseyi askıdan çıkardım. Poyraz'dan gelecek bu tepkiye hazırlıklıydım, ben de onun yanına gitmek istiyordum hatta elimden geleni de yapmıştım ama olmuyordu işte.

"Altın günü varmış, tutturdu annem bugün zaten izin günün benimle gel diye. İtiraz ettim ama kabul edilmedi." Kucağımdaki elbiseyle mutsuzca yatağıma oturdum. Karşı taraftan homurdanma sesi kulağıma geliyordu. Sonra derin bir nefes alıp ofladı. "Bugün göremiyor muyum yani seni?" Telefonu açtığı andaki mutlu ses tonundan eser kalmamıştı.

"Özür dilerim,"dedim mırıldanarak. "Sana geleceğim dedim ama şimdi gelemiyorum."

"Özür dilemene gerek yok güzelim. Anneni üzme, böylesi daha iyi." Görüşemediğimiz için üzgün olsam da bu söyledikleriyle istemsizce gülümsedim. "Boşluk bulursam gelmeye çalışırım ama sanmıyorum,"dedim bir umutla. O kalabalıktan kimseye çaktırmadan kaçabileceğimi hiç sanmıyordum.

"Tamam sevgilim sıkma canını, görüşecek bir zaman dilimi buluruz elbet." Umarım bulurduk çünkü ben onu her saniye özlüyordum.

Odama yaklaşan ayak sesleri beklediğim ânın gerçekleşeceğini gösteriyordu. Annem gelmeden önce "Poyraz kapatmam gerek şimdi, annem geliyor."diyerek birine daha yakalanmanın önüne geçmeye çalıştım. Annem zaten ikimizden şüphelenmişti, dikkatli davranmam gerekiyordu.

PAMUK ŞEKER (Mahalle Kurgusu)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin