"Hala onunla konuştuğuna inanamıyorum."
Jungkook -kampüsün herhangi bir kafesinde arkadaşlarıyla oturulı yarım saat olmuştu- yayıldığı sandalyede tek eli sinirle yüzünü sıvazlarken gözleri yaklaşık beş metre ilerisinde karşılıklı konuşan ikilideydi.
Nasıl hala karşı karşıyalardı? Nasıl olmuştu da Taehyung Mingyu'nun peşinden koşup onu tutarak durdurmuş ve bir şeyler demeye başlamıştı? Taehyung neden onun peşinden gidiyordu?! Ne söylüyordu?!
Jungkook parti akşamında varmıştı bazı şeylerin farkında. O bazı şeylerse Taehyung'u kaybetmenin ilk defa bu kadar gerçekten kafasına dank edişi ve gittiği yolun, yaptıklarının yanlışlıklarıydı.
Bir de hisleri.
Taehyung'u yaptıklarıyla uzak tutamazdı başkalarından. Aksine olmaz dediği olmuş kendisinden uzaklaştırmıştı. Neden böyle olmuştu ki? Sadece yatak arkadaşı olup aralarındaki kesin bir ada sığmadı için mi?
Mingyu'u çözmüştü. Uzun boylu, kavruk tenli, yakışıklı, harika bir fiziğe, mükemmel bir karakter ve iyiliğe sahip birisi. Kendisinde olan fizik dışındaki özelliklerin tam aksine. Kusursuz kısacası!
Ve Taehyung'dan hoşlanıyor.
Taehyung'un karşısına çıkıp şansını denediği an Taehyung neden reddetsin ki? Tamam kendisiyle sevişiyordu ve belki de aşıktı ama karşısındaki kişi kendisinin aksine mükemmeldi işte! Onu kolaylıkla kendine aşık edebilecekken Taehyung'un aklı nasıl kaymayacaktı ona? Daha birbirlerine bir şeyleri itiraf edemezlerken Jungkook nasıl güvenecekti ya da? Böyle düşünmüştü.
Aptaldı. Aptal olduğu için sürekli 'acaba Taehyung onu fark etse ne olur' diye incelediği Mingyu'dan hoşlandığına inandı ve Taehyung'a bırakmadan oğlanın kafasını çelmek için çabaladı. Pek olmadı tabi. Onun yerine Taehyung'u Mingyu'a karşı kesin ve yüzüne bakmayacak şekilde nasıl uzak tutarım diye düşündü. Taehyung kendisinden de uzaklaşacaktı ama halledecekti sonuçta. Değil mi?
Jungkook seviştikleri ve her şeyin başlangıcı o lanet geceye dönmek istedi bir an.
Dönebilseydi belki de Taehyung'a 'beni seviyor musun' diye sorardı. Asıl kendisinin Taehyung'a karşı ne hissettiğini sorgulardı. Her şey aynı devam ederdi belki de.
Kendisini sadece yanında oturan Soyeon duymuşken o da arkadaşı nereye bakıyor diye bakmıştı. Soyeon Jungkook bir şeyleri fark ettiği için mutlu olurken bu sefer de Taehyung açısından gergindi ama biliyordu. Düzeleceklerdi.
"Taehyung oppa ve Mingyu mu onlar?"
Soyeon masadakilerin dikkatini çekmek için sesli konuştuğunda istediği olmuştu ki Ryujin birkaç saniye içinde ikilinin adlarını bağırmıştı. Jungkook ve Soyeon göz göze geldiklerinde Soyeon göz kırparken Jungkook sırıtmıştı.
"Oppa! Buraya gelin! Namjoon oppa da burada!"
İkilinin bakışları her zaman olan ekibin oturduğu kalabalık masaya kaymış, konuşmaları kesilmişti. Taehyung kendisine dik dik bakan Jungkook'la göz göze geldiğinde dudaklarını birbirine bastırdı. Bir an nerede olduğunu unutmuştu. Bunca söyleyip yaptığı şeyden sonra neyi amaçlıyordu gerçekten?
Özür dilemişti. Taehyung onu minik bir özürle sarmalamak istese bile kafası hala karışıktı.
"Gelelim ya. Gelelim."
Mingyu sinirle Taehyung'un duyacağı şekilde konuşup ilerlemeye başladığında o da Jungkook'a dik dik bakmıştı. Jungkook'la ilk tanıştıkları zaman arkadaşlıkları biraz flörtözdü, yalan yok kendisi de karşılık veriyordu ama Taehyung onu fark ettiği an aklından çıkmıştı Jungkook. Jungkook, Taehyung'dan hoşlandığını biliyordu oysaki... Neden öyle şeyler yapıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
who is he |taekook
FanfictionJungkook yatak arkadaşı Taehyung'a olmayacak bir zamanda başkasının adıyla inler, işler ve hisler çıkılmaz bir hale gelir.
