on üç

1.1K 113 129
                                        

Tribünlerde gördüm kızıl saçlıyı. Köşe bucak kaçtığım sigmayı kendi kendime çağırmıştım yanıma. Hangi cesaretle, hangi mantıkla bunu yaptım hiç bilmiyorum. Gerçekten ne düşünüyordum ki...

Bakışlarımız kesişti. Dudaklarının bir kenarı havalandı. Çok eğlendiği her halinden belliydi. Daha bana hiçbir şey yapmamıştı üstelik...

Koçun düdüğünü çaldığında gözlerimi Sunoo'nun üzerinden çektim ve antrenmana odaklandım. Yakında okullar arasında büyük bir turnuva başlayacaktı ve oyun kurucu olarak üzerimde çok sorumluluk ve yük vardı.

Sunghoon'un bana pasladığı topu sektirerek dubaların arasından geçtim ve potaya yaklaştım. Basket atmak için topu kaldırmıştım ki tribün parmaklıklarına yaslanmış bana bakan kızılıma çarptı gözüm. Hiçbir şey yapmıyordu. Sadece demirlere yaslanmış beni izliyordu ama bu dikkatimi dağıtmaya yetmişti.

Tekrar potaya döndüm fakat ne topa ne de potaya odaklanmayı başaramadım. Topu potaya doğru fırlattım ama yanına bile yaklaşamadı. Tribünlerden duyduğum kahkahayla o tarafa baktım ve tam da tahmin ettiğim gibi, kahkahanın sahibi kızıl sigmaydı.

Bana bakan aşağılayıcı bakışlarını boş verip antrenmana döndüm. Dönebildiğim kadar...

---

Duş aldıktan sonra soyunma odasından çıktım. Tabii Sunoo'yu karşımda bulmayı beklemiyordum. Genelde aniden onun karşısına çıkan ben olurdum.

"Bir şey mi oldu Kızıl?" diye sordum tek kaşım havalanırken. Başını iki yana sallayıp bana doğru bir adım attı. İstemeden de olsa süzdüm onu. Tanrım, Onun eteği...

"Bana bir şey olmadı da, sana olmuş gibi. Antrenmanda tek bir basket atamadın." dedi. Sırıtıyordu. "Şanslı ponponun yanında olduğunda iyi iş çıkarıyorsun sanıyordum." Hafifçe kıkırdadı.

Kapının pervazına yaslandım sırıtarak. Bunu kendi lehime çevirebilirdim belki de. "Öyle, evet. Ama bu sefer tezahürat etmiyordun. O küçük eteğinin uçuştuğunu görmeyince olmuyormuş demek ki." Sonunda tekrar göz devirişini gördüğümde biraz rahatlamıştım. "Eteğin çok yakıştığını söylemiş miydim Sunoo?" Bu sefer ben sırıttım.

Bıkkınlıkla iç çekti. "Görünüşe bakılırsa iyisin. Ve formundasın." Başımı sağa eğdiğimde gülüşüm genişlemişti. "Merak etme, konu sen oldukça asla formdan düşmem."

Tam ağzını açmış cevap verecekken koçun düdüğü sözünü kesti. İkimiz de başımızı sesin geldiği yöne çevirdik. Koç oyuncuları ve amigoları yanına çağırıyordu. Böylece Sunoo'yla konuşmamız aniden sona erdi ve ikimiz de koçun yanına gittik.

"Çocuklar, okul yönetmeliğinin aldığı karara göre eski bir geleneği tekrar canlandırmaya karar verdik. Her oyuncuya bir amigo belirlenecek ve amigolar kendi oyuncularının motivasyonundan sorumlu olacak. İtiraz etmenizin bir manası yok, karar kesin."

Direkt bunun aşırı gereksiz olduğunu düşünmüştüm. Sunoo'nun bakışlarından onun da aynı şeyi düşündüğünü anlayabiliyordum.

"Hangi oyuncunun hangi amigoyla eşleşeceğini kurayla belirleyeceğiz. Kura kağıtlarını hazırladım çoktan, önünüzde çekeceğim şimdi." dedi koç elindeki kağıt dolu kabı gösterirken.

"Ne kadar aptalca... İşimiz gücümüz yok, bir de sizinle mi ilgileneceğiz?" Sunoo'nun sızlanmasına güldüm. "Kendi adına konuş bence. Senin aksine diğer amigolar halinden memnun gözüküyor." Gözlerini heyecanla bekleyen diğer amigoların üzerinde gezdirdi. "Şu an burada olanlar zaten sadece oyunculardan birinden hoşlandığı için izlemeye gelmiş. Emin ol diğerleri memnun olmayacak."

cheerleader || heesunBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin