Bugünlerin geleceğine dair umutlarımı daha dün sıfırlamış olmama rağmen hayat bir kez daha bana ters köşe yapmıştı ve bugün ilk iş günüme hazırlanıyordum. Dün akşam Yejin ile birlikte bugün giyeceğim takımı seçmiştik. Aslına bakılırsa fazla seçeneğim de yoktu pek. Günlük hayatta takım giyen bir insan değildim ki olmak da istemezdim. Evet, çok güzel görünüyorlardı ama bir insan neden tüm günü takımla geçirmek ister ki?
İşi kaptığım haberinin alan Yejin nedense çok şaşırmamıştı, bize katılarak küçük bir çığlık atmış ama hemencik sindirmişti haberi. Bana güvendiğini ve zaten kabul edileceğimi bildiğini iddia etmişti ama o her zaman haklı çıkmayı severdi. Bu yüzden göz yumarak bana takım seçmesini istemiştim ve şimdi de üzerimde ön kısmında sönük, ince, koyu; kırmızı, mavi, beyaz desenleri omuz kısmından düğmelerinin sonuna kadar uzanan siyah kumaştan bir ceket ve oldukça sade siyah kumaş pantolon vardı. Siyah ayakkabılarımı da hesaba katarsak renkler bakımından epey fakirdim. Ben renkleri severdim ve tüm gün böyle duracak olmam beni geriyordu. Takım elbiseyle saatler geçirmekten iyiydi en nihayetinde.
"Acaba garip mi oldu? Dümdüz olanı mı giysem?" diye mırıldandım. Aynanın karşısında ceketimin desenlerine fazla uzun bakınca gözüme kötü görünmeye başladılar gibi hissediyordum.
"Gerek yok, gayet iyi."
Kuruntu yaptığımı bilince olarak kendime alıcı gözüyle baktım ve gereksiz kusur aramaktan vazgeçtim. Şifonyerin önündeki koltuğa oturdum, fişe taktığım saç düzleştiricisini elime aldım ve sabah düzleştirdiğim saçımın üstünden bir kez daha geçmeye başladım. Ofiste nelerle karşılaşacağımı bilemiyordum ama aşırı hareket etmek zorunda kalırsam saçlarımın kurtuluşu ilan etmemesi olasılık dahilinde bile değildi.
"Az kullan şunu, saçını yakacaksın bir gün." diye azarladı beni Yejin. Yatağımın ucuna oturmuş arada telefonuyla ilgilenirken beni izliyordu.
"Bir şey olmaz." Son kez arka kısmımın üstünden geçtim ve düzleştiricinin fişini çekip yerimden kalktım. Yüzüme renk katması için dudağıma çok az kırmızı ruj ve parlatıcı sürmüştüm. "Hazırım galiba."
"Bir saat on iki dakika."
"Ne?" Ceketimin yakalarını düzelttim.
"Bir saatte anca hazırlanıyorsun, her gün bu tempoya alışabilecek misin?" Alaycı çıkan sesinde merak da vardı.
"Bir şey olmaz." diye geçiştirdim onu. Gözlerim saate kaydığında yediye geldiğini gördüm. Sekizde şirkete varmış olmam gerekiyordu. "Çıkmam lazım."
"Jungkook hazır mısın?" diyerek annem odaya girdi.
"Evet." derken ona doğru döndüm ve ellerimi iki yana açıp indirdim. "Olmuş mu?"
"Çok iyi gözüküyorsun." Yanıma gelip ellerini yüzüme çıkardı ve yanaklarımı sıktı. "Oradaki en yakışıklı kişi sen olacaksın."
"Anne..." Acıyla yüzümü buruşturdum ve arkamda kalan aynadan kızarmış yüzüme baktım.
"Biraz daha oyalanırsanız yakışıklılığını gösterecek bir iş yeri kalmaz." Yejin elindeki yastığı bana doğru fırlattı.
Karnıma çarpıp düşerken kafamı ona doğru kaldırdım. "Kıskanma."
"Git işine." diye mırıldanıp geriye yaslandı ve telefonuna odaklandı.
"Hadi çıkalım artık." Annem konuşurken odadan çıktım ve kapının girişinde duran ayakkabılarımı giyinmeye başladım. Geriliyordum. Aklıma yavaş yavaş şirkette yaşayabileceğim olasılıklar gelmeye başlamıştı. Her şeyi berbat ederim korkusu içimi kemiriyordu. Bu kadar kolay sosyallikten kaçınma duyguları hissetmezdim. Belki utangaç sayılabilirdim ama korkak değildim. Ama yine de her saniye şirkete daha da yaklaşırken duyduğum rezil olma korkusu beni endişelendiriyordu. Burnumdan nefes verdim ve umursamaz bir tavırla yolu izlemeye devam ettim. Numara yaparsam geçer gibi gelmişti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Business For Fun | Taekook
Hayran KurguJungkook Taehyung'tan kaçmayı alışkanlık haline getirmişti.