"Bunun ahlaksız bir teklif olmadığını umuyorum, Bay Corin. İzninizle uyuyacağım." Kılıcı gittikçe parlamaya başlamıştı.
"Kes şunu, uyumadığını biliyorum." Kılıcını hızlı bir hamle ile diğer eline attı. O kadar göz alıcı ve büyüleyiciydi ki, tek odak noktam sivri ucunda biten ışık yansımasıydı. Kılıcı bana doğrultmasıyla çok güçlü bir şimşek çakmıştı. Hiçbir şeye uyanmayan Clayton bile uyanmıştı.
Bizi görmemesi için ikimiz de aynı anda eğildik, ne diye görmeyecekti ki? Yanlış bir şey yapmıyorduk. Aslına bakarsanız hiçbir şey yapmıyorduk.
Anlamlandıramadığım bir şekilde uyanması ve uyuması arasında iki saniye bile geçmemişti. Kafamı kaşırken Corin bir anda bileğimi tuttu ve "Bana güvenebilir misin?" diye sordu ve daha cevabımı beklemeden bileğimi çekiştirerek beni ormanın içinde koşturmaya başladı. Cevap vermeme zaman verse bu "Hayır seni ucube!" olurdu. Ona beni bırakması için bağırdığımda durakladı. "Çok garip bir aksanın var. Etkilendim." Alay ediyordu.
"Beni nereye götürdüğünü sanıyorsun!" Sesimi dağdaki kurtlar bile duymuştu.
"Hm? Duyamadım."
Tam yeniden bağırıyordum ki ağzımı kapatıp beni arkamızda duran koca çınar ağacına bastırdı.
"Sessiz ol prenses, sanırım yalnız değiliz." fısıldadı.
Benimle yeniden alay ettiğini düşündüm fakat buraları bilmiyordum sonuçta. Alay da etse bu canımı tehlikeye atmam gerektiğini göstermezdi. Kılıcını yavaşça çizmesinden çıkardı ve elini ağzımdan çekti. Parmağıyla bana sus işareti yaparken göz teması kurmuyordu.
Yavaş, ses çıkarmadan adım atmaya çalıştı ve etrafa bakındı. Kılıç yeşil ve mavi karışımı renkte bir sıvı akıtmaya başlamıştı. Corin bunu fark ettiği anda,
"Hassiktir, çabuk gel!" bağırdı.
Beni tek koluyla kucağına alıp insanüstü bir hızda koşmaya başladı. Neler olduğunu asla anlayamıyordum. Ama korkulacak bir şey olduğunu anlamak için dahi olmam gerekmezdi. Deli gibi koşmasına rağmen etraf asla değişmiyor, hep aynı yerdeymişiz gibi geliyordu. Sonunda beni yere indirdi, nefes nefese kalmıştı.
"Bu. da. nesi." şok geçiriyordum.
"Daha sonra açıklayabileceğime eminim." Sesi çok güçlüydü.
Ağlamaya başladım, titriyordum. Korkudan mı yoksa ne olduğunu anlamadığımdan mıydı bilmiyordum. Ağladığımı görünce yanıma yaklaştı, iri eliyle yüzüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına yerleştirdi.
"Bundan daha güçlü olduğunu düşünmüştüm Pearl." Bana adımla seslenmişti.
"Öyleyim, sadece bana şu an ne yaşadığımızı açıklamanı istiyorum."
"Sadece bir kurttu." Yalan söylüyordu.
"Buna inanacağımı mı düşünüyorsun? Aptal değilim."
"Güçsüz de değildin? Hm?" sırıttı ve devam etti. "Procutalardan biri olmalı, buradakiler Ancano'da olanlara benzemez." Bu daha inandırıcıydı.
"Peki, öyle olsun" Gözlerinin içine baktım. Bembeyaz teni, onu neredeyse bir ölü gibi gösteriyordu. Keskin hatlı çenesi, uzun kirpikleri, yüzündeki o insanı deli edecek sinir bozucu ifadesi ve okyanusa benzeyen gözleri.. Gözleri.. Okyanusa benzeyen.. Okyanus.. Doğru ya, kılıç! Bu eşsiz maviyi sadece iki yerde görmüştüm; Corin'in inanılmaz gözleri ve kılıcından damlayan o sıvı.
"Kılıcın nerede?"
Çizmesini gösterdi.
"Koyduğunu görmemişim. Özelliği nedir bu kılıcın?"
"Benim olması." "Benim olan her şey özeldir."
"Ciddiyim, ondan akan parlak, yoğun bir sıvı gördüm. Nedir o?"
"Kılıç kullanmayı öğrendiğinde sana söyleyeceğim." Pırlanta gibi parlayan dişlerini gösterdi.
Bir müddet birbirimize bakakaldık. Konunun değişmesi gerekiyordu, neyse ki değiştirecek kişi o oldu.
"Yaşımı biliyor musun prenses? Bana böyle bakacaksan biraz daha büyümelisin."
"Nasıl bakıyormuşum?" Hala aynı şekilde bakıyordum, ağzına düşecek gibi.
"Soru sordum, küçüğüm." Midemi bulandırdı, küçüğüm mü?
"Bilmiyorum büyükbaba. Elli? Belki Altmış?"
"Haha. Çok komiksin, yirmi yedi oldum. Bugün."
Ne? Gözlerim büyümüş, kaşlarım havaya kalkmıştı.
"Vay canına. Doğum günün kutlu olsun yaşlı adam."
"Sanıyorum ki geçtiğimiz aylarda on dokuz olmuştunuz prenses?"
"Doğru."
Ayakta durmuş yaşlarımızı tartışıyorduk.
"Neden ayaktayız?" Sordum.
"Nerede olmak isterdin?" Iy.
Gözlerimi devirip yere oturdum, ağaca yaslandım. Corin de yanıma oturdu ve bana döndü.
"Clayton, sahiden ne var onda?"
"Nasıl yani?"
"Garip adam. Cidden hamile bıraktı mı seni?"
Ayağa kalktım ve onu suçlarcasına "Tabii ki hayır. Ben kraliyet varisiyim, beni böyle suçlayamazsın. Kelimelerine dikkat etmelisin." Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Arkamdan geldiğini duyabiliyordum fakat özür dilemiyordu, hiçbir şey söylemiyordu.
Adımlarının sesinin hızlandığını hissettim. Bana yetişti, kolumdan tutup kendine çevirdi. Hırsla ona bakarken elleri belimi kavradı, beni kendine iyice yaklaştırdı. Çok yakındık, kalp atışlarını duyabiliyordum. Yoksa benimki miydi? Bilmiyordum.
Gözlerimi kapattım ve beni öpmesi için parmak uçlarımda yükseldim. Nefesi nefesime karıştığı anda kulağıma eğildi. "Ne oldu kraliyet varisi?" fısıldadı.
Onu göğsünden hızla ittirdim ve yürümeye devam ettim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
PEARL & KILICI
FantasySelam! Kızıl saçlı prenses; kraliyette onu bekleyen vazifeleri, aralarında kaldığı iki erkek ve düşmanlarıyla baş başadır. Seçimleri sadece kendini değil, etrafındaki herkes dahil olmak üzere bütün bir ülkeyi bağlar. Fantastik-Romantik kurgu Umarım...