"Fotoğraflarını çek, fotoğraflarını." Boğuk bir şekilde kulağıma gelen sesi ayırt edemezken gözümü açamıyordum. Gözlerimi aralamaya çalışsam bile göz kapaklarım birbirine yapışmıştı sanki. Sesin kaynağını çözmeye çalışırken hemen ardından bir ses daha eklendi. "Beomgyu, rahat dur."
Ne olduğunu idrak etmeye çalışırken belimde hissettiğim sıcaklıkla birlikte daha da merak içindeydim. "Yanımızda ırz düşmanı dolaştırıyormuşuz da haberimiz yokmuş!" Gelen abartılı tepkinin ardından bir tokat sesiyle birlikte Beomgyu'nun ensesine bir tokat yediğini anlamıştım. Belimde hissettiğim sıcaklığın baskısı daha da artarken zor bir şekilde gözlerimi açabildim.
Pekala, ilk olarak: Gözümü açar açmaz gördüğüm ilk şeyin, tepemde dikilmiş ve kocaman gözleriyle bana bakan iki kişi olmasını beklemiyordum. Beomgyu bir nebze belki ama ondan çok daha akıllı olduğunu düşündüğüm Taehyun'un bize sırıtarak bakmasını hiç beklememiştim.
İkinci olarak, belimdeki baskının kaynağının Soobin'in sıkıca sarmış olduğu kolu olmasını daha da hiç beklemiyordum.
Aniden gözüme patlayan ışıkla birlikte gözlerimi yumdum. "Gözüm kamaştı!" diye konuşmaya çalışırken bok yemiş gibiydim. Ağzımın içinde gerçek anlamda bok gibi bir tad vardı ve üstelik leş gibi kokuyordum.
"Prenses günaydın, asıl sen gözümüzü kamaştırdın sabah sabah." Beomgyu'nun otuz iki dişini göstere göstere gülümseyerek konuşması sinirimi bozmuştu. Gerçek anlamda. Yanındaki Taehyun'a baktığım zaman onun da Beomgyu'dan çok bir farkı olmadığını gördüm. "Günaydın Choi." imalı imalı konuşunca gözlerimi devirmemeye özen gösterdim. "Sana da Kang."
Soobin'in kolu gevşediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Saçı dağılmıştı, karışık görünüyordu. Bana dönük uyuyordu. Bir kolu belimdeyken diğeri yastığın altındaydı ve yüzüstü yatmıştı. Tişörtü biraz yukarı katlanmıştı. Seslerden rahatsız olmuş olsa gerek, yüzünü buruşturmuştu. Ama bu haliyle bile bu kadar çekici durması adil değildi.
"Az bak, az." Beomgyu'nun yine imalı imalı konuşmasıyla birlikte aniden doğruldum. Konumumu bozmamdan ötürü Soobin de birkaç mırıltı çıkartarak uyanmaya başlamıştı. Hepimiz ona döndüğümüzde gözleri aralanmıştı. Bana dönük olduğu için gözünü açtığında ilk beni görmüştü. Boşluğa düşen elini saçına atıp daha da karıştırdığında anlam veremez bir şekilde bana bakıyordu. Aklına bir şey gelmiş gibi gözlerini kocaman açtığında yutkundu. "Yeonjun, günaydın?"
Gelen kahkaha sesiyle ikimiz de uyku mahmurluğuyla Beomgyu'ya bakmıştık. Bakışımız komik gelmiş olacak ki Taehyun da kıkırdamıştı. Beomgyu kadar kişnemese bile o da gülmüştü. "Soobin asıl sana gün aymış gibi duruyor, ne oldu evleri mi karıştırdın o sarhoşlukta buraya getirdin Yeonjun'u?"
Gözüm şaşkınlıkla açıldığında Beomgyu'nun yaptığı açık imaya hazırcevap bir insan olmama rağmen karşılık verememiştim. Ağzım da eş zamanlı olarak açıldığında Soobin benim kadar tepki vermemişti. Karşılık olarak sadece saçlarını daha da dağıtıp "Beomgyu biraz daha gevşek gevşek konuşursan ağzını sikeceğim." demişti sakince.
Beomgyu ağzını kapatıp sanki üstünde bir fermuar varmış gibi sıkıca çekmişti. Anahtarla kilitliyormuş gibi yaptıktan sonra ise bana doğru fırlatmıştı. Üzerimdeki sersemliği atıp ona ters ters baktığımda daha da güldü, "Tüh, kucağına düştü."
Soobin bu sefer gerçekten doğrulduğunda Beomgyu'nun keyifli yüz ifadesi yerini dehşete bırakmıştı. Hemen Taehyun'un arkasına sığındığında Taehyun sadece olan biteni izliyordu ama onun da keyif aldığı açıktı.
"Bence şu an takılmamız gereken başka bir detay daha var Beomgyu. Sabahın bu saatinde Taehyun'un evinde ne işin var?" Kendime geldiğim ilk an sorduğum soruyla birlikte Soobin'in beni izleyen bakışları bu sefer Beomgyu'ya kaydı ve başıyla beni işaret etti 'Hadi bakalım cevapla.' der gibi. Bizim sıramızdı şimdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
n'apim tabiatım böyle, yeonbin
Fanfictionellerim ellerine kavuşuyor, başka mevsime yaz diyemem ben. düzyazı [yeonbin, taegyu]
