"Sadece bir gün, devamlı olarak almanızı istemiyoruz zaten." Soobin'in önümüzde oturan adamı ikna etmek için kurduğu cümle yeterli gelmemiş olacak ki; deri koltuğunda tek kaşını kaldırmış bir şekilde oturarak bizi süzdü. "Bir kişilik boşluğum var, dört değil!" dedi anlamsızca.
Burnumdan verdiğim derin nefesi tekrardan ciğerlerime doldururken bu sefer söze ben karıştım: "İş bölümü yaparız aramızda, hepimiz tezgah arkasında kalabalık yapmayacağız." Bu sefer yüzü bana döndüğünde yayıldığı koltuğunda sırtını doğrulttu ve derin bir nefes verdi. "Size benden ekmek çıkmaz."
"Karşılığında sizden tek kuruş para istemiyoruz, gönüllü olarak çalışmak için burdayız." Geldiğinden beri sadece tek cümle söyleyen Taehyun, öyle bir şey söylemişti ki bu sefer bizi dinleyen adamın gözlerinin parıldamasına şahitlik ettim. Bu mimiği gözlerimi devirme hissiyatını vücuduma dolup taşırırken, sesi kulaklarımda yankılandı. "Baştan desenize!"
Beomgyu sırıtırken "Sorsaydınız veya izin verseydiniz söylerdik aslında, geldiğimiz gibi kışkışlandık." demeyi ihmal etmedi. Karşımızda oturan kafenin sahibi adam -ismini öğrenmeye tenezzül dahi etmemiştik- boğazını temizleyip sandalyesinde kımıldandı. Aniden gelen sesle Soobin'in tek kaşının havalandığını görmüştüm. Beomgyu dudaklarını birbirine bastırdığında ben de dudağımın içini ısırıyordum.
Beş kişi birbirimize bakmaya başladığımızda karşımızdakinden bir boğaz temizleme sesi duyuldu: "Koltuk deri ya, ondan geldi ses." Tekrardan sandalyesinde kımıldandığında aynı ses gelmeyince telaşla doğruldu. "Sandalye." mırıldandığında ise Taehyun "Evet, deri ya." diyerek geçiştirdi. Adam boğazını yeniden temizlediğinde "Merak ediyorum, dört kişi para istemiyorsunuz ama günlük kafede çalışmak istiyorsunuz, neden?"
Beomgyu'nun sabahtan beri sabrı taşmış olacak ki, yine kişiliğini konuşturup çenesini açmıştı: "Biz oturuyorduk, baktık dördümüze de rahat batıyor kalkıp 'Hemen bir kafede garsonluk yapmalıyız.' dedik. Buraya geldik koşa koşa." Tüm bunları ciddi bir edayla anlatırken yanında duran Soobin'in, uyarı niteliğiyle sertçe kolunu sıkmasıyla son buldu rollenmesi. Tabii Taehyun'un da ona alttan 'Sen iflah olmazsın.' temalı bakışlarını atmasının da küçük bir payı vardı susmasında.
Soobin hemen toparlamak istiyormuş gibi araya girdi, "Deneyim olsun, iş görelim diye. Arkadaşımın da söylediği gibi biz kendi aramızda iş bölümü yaparız. Diğer çalışan arkadaşlarla da konuşuruz, günlük çalışacağız zaten düzeni bozmayız." Ardı ardına söylediği cümleler adamın içine sinerken bizi süzmeye devam ediyordu, her lafına başını sallarken 'Düzeni bozmayız.' kısmında Beomgyu'ya takılan bakışlarıyla kaşları havalandı. Karşılığında ise yanımda dikilen Beomgyu tek elini havaya kaldırıp parmaklarını oynattı.
Kıkırdamamak için yoğun bir çaba verirken bu sefer sözü devralan kişi karşımızdaki adamdı. "Pekâlâ, alt katta mutfak var. Kafede akşama doğru yemek seçeneği oluyor dört çeşit. Biriniz mutfakta olur, biriniz garson olarak çalışır. Baristamız işten ayrıldığı için bir baristaya ihtiyacımız var, deneyimi olan var mı?" Taehyun'un eli havalandığında, memnuniyetle kafa sallamıştı adam. Beomgyu'nun bakışları Taehyun'a kaydığında ise kendi kendine bir şeyler mırıldanmıştı.
"Güzel, sen baristalık yaparsın. Kasiyerimiz var, biriniz daha garsonluk yapar veya tuvaletleri temizler." Soobin'le bakışlarımız Beomgyu'ya döndüğünde hissetmiş gibi elini hafifçe kaldırarak sordu: "Tuvalet değil de, masaları temizlesek?" ses tonuna yansıyan ve daha önce asla duymadığım çekingenlik sessizce gülmemi sağlarken Soobin'in bakışı yere inmişti bastırdığı dudaklarını görmememiz adına. Adam yine Beomgyu'yu süzerken "Hangisi gerekirse ona bakarsın." dedi ilgisizce.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
n'apim tabiatım böyle, yeonbin
Fiksi Penggemarellerim ellerine kavuşuyor, başka mevsime yaz diyemem ben. düzyazı [yeonbin, taegyu]
