Üzerime giymiş olduğum mavi tişörtümü çekiştirerek kapıyı kilitledim. Saat beş buçuktu ve sesleri ta evime kadar gelen dört kişiyi görmemle birlikte gülümsedim. Birkaç saat önce birlikte olduğum kişiler görüş açıma girdiği an sustular. Taehyun, sarı tişörtünün içine giymiş olduğu uzun kollu beyaz tişörtünü düzeltti.
Üşüdüğünü anladığımda bakışlarım hemen yanındaki Beomgyu'ya kaydı. Saçlarını salmıştı ve üstüne krem rengi bir tişört giymişti. Hepimizin altında kot pantolon görmemle kıkırdadım, esen rüzgar bacaklarımızı üşütüyordu. Beomgyu'nun kolundaki renkli yara bantları, bisikletten düşme izlerini kapatmaya yardımcı oluyordu.
Elini cebine yerleştirmiş bir şekilde ıslık çalan Huening Kai ise kocaman gülümsedi beni gördüğünde. Beyaz tişörtünün altına giymiş olduğu dama desenli vans ayakkabıları kombininde dikkat çekiyordu. En sonunda gözlerim O'na kaydı.
Başına takmış olduğu yeşil beresi, giymiş olduğu düz beyaz ama ona yakışan tişörtü ve kot pantolonuyla gayet uyumlu duruyordu. Uzun boyu hepsinin arasından kendini belli ederken avuç içimi siyah pantolonuma silip yanlarına doğru ilerledim. "Hoş geldin." Beomgyu'nun lafa atlamasıyla baş selamı vererek ortalarına geçtim. Hava yaklaşık on - on beş dakikaya aydınlanacaktı. Hafiften rengi açılmaya başlayan geceyle birlikte anlaşılıyordu bu.
"Hadi bakalım, hızlı olun." diyerek önden ilerlemeye başlayan Taehyun'un arkasından seke seke zıplayan Beomgyu devam etti. Onun ardından Huening Kai de yürümeye başlayınca Soobin ve ben de ilerlemeye başladık. "Ev çok yukarı da mı?" diye sormamla birlikte bakışlarını bana döndüren Soobin hazırcevap bir şekilde cevapladı beni: "Şu beton merdivenleri görüyor musun? Oradan çıkacağız, sonra da çalıların arasından biraz yürüyeceğiz. Orda ev. Yaklaşık sekiz dakika sürüyor."
"Umarım yetişiriz." diye mırıldandığımda bakışım boylu boyunca uzanan merdivenlere kaydı. Aramızda kısa bir yürüyüş mesafesi olan merdivenler dikey bir şekilde tepeye uzanıyordu. Merdivenlerin bitiş noktası gerçekten yüksekti ve ağaçların arasından birkaç ev gözüküyordu. Tepede kalan evlerin üstlerinde birkaç basamak daha merdiven vardı ancak onlar direkt tepe noktaya ulaşmayı sağlıyordu. Dağlık alanlara.
Küçük bir nefes verdim dışarı, mesafe gözümü korkuturken Soobin yandan bir bakış atarak hızlıca beni süzdü. "Yükseklik korkun varsa en başından söyle, çıkmayalım biz." Diğerleri önden merdivenleri çıkmaya başlarken "Biz?" diye sordum. Başını salladı olumlu anlamda, "Onlar heveslendi bir kere. Yanında kalırım, sorun olmaz."
Cümlesiyle birlikte gülümseme hissimi bastırarak "Teşekkürler, yükseklik korkum yok ama merdivenler hiç güven vermiyor." dedim büyüyen gözlerimle. Bir yandan çenemle hemen önümüzde tepeye uzanan beton, küçük ve sadece bir adımlık merdivenleri işaret ettim. Kıkırdadı, "Bana tutunursun, her şey yolunda."
Söylediği cümle tebessüm etmemi sağlarken bana baktı ve eliyle yol verdi, diğerleri dikkatle merdivenleri çıkmaya devam ederken tek ayağımı bir basamağa attım. Bir basamağa sadece bir adım düştüğü için diğer ayağımı üst basamağa koydum. İnce ve geniş olmayan basamak yüzünden sendeleme ihtimalim oldukça yüksekti.
Arkamdan gelen adım sesleriyle birlikte Soobin'in varlığını hemen arkamda hissederken ilerlemeye devam ettim. Adımlarımı tek tek ve dikkatli bir şekilde atmaya devam ederken önümdeki üç kişi çoktan yarılamıştı merdivenleri.
Onlara bakarken ayağım ani bir şekilde kaymıştı ve dengemi kısa süreliğine kaybettim. Sendelememle birlikte Soobin'in elini belimde hissettiğimde adımlarımı düzene koymaya çalıştım. Sıkı tutuşunu hâlâ sürdürürken "İyi misin?" diye sordu. Başımı olumlu anlamda sallayarak merdivenleri çıkmaya devam ettiğimde eli bir süre daha belimde kaldı.
Dengemi kurduğumdan emin olduğunda ise elini çekerek hareket alanımı genişletti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
n'apim tabiatım böyle, yeonbin
Fiksi Penggemarellerim ellerine kavuşuyor, başka mevsime yaz diyemem ben. düzyazı [yeonbin, taegyu]
