14

12K 1.2K 381
                                        

y/n: şu an bu bölümü nasıl bir ortamda ve koşulda yazdığımı görseydiniz alnımdan öperdiniz. düzenleyemedim hatam varsa affola <3

Kapının tıklatılma şeklinden bile manyak askerinin geldiğini fark eden Balamir önündeki belgeleri bir kenara koydu ve gür sesiyle girmesi için bekleyen çocuğa seslendi. Çocuğu merak etmişti.

Birkaç saattir yine kaos mevcuttu. Uğur komutanın kendini bilmez bağırış çağırışları, görevlendirdiği askerlerin tedirginlikle ortadan kaybolmuş sarışını araması ve Miraç hakkında dönen dedikodular. Sanki Balamir bir kibrit çaksa tüm askeriye havaya uçacak gibiydi. O kadar rahattı ki o an tüm kaosa tezat olarak, sıradan bir gün gibiydi o an komutanın nezdinde. Miraç'ın nerde olduğunu biliyordu, yaramaz çocuğun onun lafını sözünü dinleyeceğine de zaten yüzde yüz emindi, şu an gereken tek şey Uğur komutanın biraz daha abartarak diğer askerlere de patlamasıydı. Balamir çok sabırlı bir adamdı, olayların kızışmasını bekleyebilirdi. Her şey kademe kademe ilerleyecekti onun huzurunda.

Önce kapı aralandı, ardından başı öne eğik Miraç vücudunu aralıktan içeri kaydırdı. Üstü başı boya içindeydi, bir avucunda bir sürü kiraz tutuyordu ve başını yerden gram kaldırmıyordu. Balamir çocuğun asker selamı bile vermemesine takılırken sandalyeden kalkıp sarışının yanına ilerlemiş, işaret parmağı ile çocuğun çenesinden destekleyerek kendisine baktırmıştı.

Dolu gözler, titreyen dudaklar, çok daha önemlisi, beş parmağın beşinin de birkaç saat geçmesine rağmen izi kalmış beyaz yanak. İçinde harlanan öfkeye hakim olamayan Balamir profesyonelliğini korumak için ifadesiz kalmaya çalışsa da sarışının yanağına mıhlanan sinirli kehribarları Miraç'ın zaten akmaya hazır gözyaşlarını anında yanaklarından aşağı süzdürmüştü. Komutan dişlerini sıkıp derin bir nefes içine çekti ve elleriyle güzel çocuğun güzeller güzeli yüzünü kuruladı.

"Ağlamayacaksın."

Zaten her şey üst üste geliyordu, Miraç hiç mutlu değildi. Evini özlemişti ama evine gittiğinde de Balamir komutan diye kendini özlemden oradan oraya atacağını da biliyordu. Kalbinde filizlendiğini zanneden ancak çoktan köklerini her yere dolamış ilk defa tecrübelediği hisler kafasını delice karıştırıyor, daha birkaç ayları olmasına rağmen adamı bir daha göremeyeceğini düşünüp geceleri kafada kurmaktan uyuyamıyordu. Şimdi de zaten çok üzgünken ve şefkate ihtiyacı varken sevdiği ve inanılmaz saygı duyduğu kişi ona istediğini verdiği için kendisini daha fazla tutamamış, biraz da utanarak daha çok ağlamaya başlamıştı.

Karşısında hıçkırıklara boğulan çocuğa o kadar kıyamamıştı ki o an Balamir, bakışlarında barındırdığı şefkati bile ayarlayamaz olmuştu. Miraç'a bu kadar tolere göstermek başta onu gerse de şu an sikinde taşşağında değildi. Çocuğu pamuklara sarıp hep yaramaz gülümsemelerle görmeye aşina olduğu suratı eskisine çevirmekten başka bir şey düşünemiyordu. O yüzden delice kolları arasına çekilmek isteyen çocuğu kolları arasına çekti ve sıkıca sarmaladı. Miraç da suratını hayal bile etmeye korktuğu şekilde yakışıklı adamın boynuna gömmüştü.

"Şşş tamam yeter hasta edeceksin kendini."

Bir eliyle rahatlaması için hıçkırıklarla sarsılan bedeni sıvazlarken, aynı şekilde sessizce çocuğun kulağına fısıldıyordu. Koskocamandı Miraç da, o kadar sert tokat yemek, üstelik tüm askerlerin önünde, deli gibi gururunu incitmiş ve üzmüş olmalıydı. Kolları arasında kuş gibi titreyerek ağlayan çocuğa biraz daha müddet verdi ve sonra gözyaşından ıpıslak olmuş, kırmızı suratı avuçları arasına alarak kendisine baktırdı.

"Biraz daha sabret ben yapacağımı biliyorum."

"İnşallah o Uğur götünü çekip vurursunuz-"

"Şşş. Düzgün konuş. Sen sadece bana bırak."

Sarışın çocuk hıçkırıkları arasında başını salladı ve yine komutanının ıslak suratını kurulamasına izin verdi. O an kolları sıkıca büyük bedende dolalıydı ve şahsen bir daha bu anı yaşayamayacağını bildiğinden heba etmek istemiyordu. Avucundaki kirazları bile kenara bırakma fırsatı olmamıştı. Şiddetli ağlamanın getirdiği komik iç geçirişler komutanı gülümsetirken sarışın yanağını adamın göğsüne sürtüp yeniden boyun girintisine saklanmıştı.

Balamir böyle temaslara alışık olmayan bir çocuktu. Ailesini çok sevse ve araları çok iyi olsa da bir asker olarak yetiştirildiğinden bu tür şefkatlerden uzak ve eksik olarak büyütülmüştü. Babası her zaman gereksiz merhametli olduğunu yüzüne vurur ve onu törpülemesi için kendi şefkatinden kısardı. Oysa merhametli olmak utanılacak ya da törpülenmesi gerekecek bir şey değildi. Sadece merhametini kime ve neye karşı kullanması gerektiğini öğrense çocuğa yeterliydi.

O yüzden tamamen ana kuzusu olan, 24 yaşında bile annesi babası tarafından hâlâ pışpışlanan bu sevgi pıtırcığına ne yapacağını bilememişti. Hatta dakikalar geçtikçe garip de hissetmişti, sonuçta odanın ortasında aralıksız sarılıyorlardı ve Balamir hayatındaki tüm sarılmalarının süresini toplasa toplam bu kadar uzun süre etmeyeceğinin bilincindeydi. Ne yapacağını bilmemesinin yanında biraz da çocuğun keyfini yerine getirmek için sırtı sıvazlayan elini yukarı kaydırdı ve yumuşak sarıları karıştırdı.

"Hadi yeter sümüklü. Her yerimi sümük ettin."

"Çaktınız demek. Oysa sessizce sümkürmeye çalışmıştım."

Ağlamaktan tıkalı burnunu çekip bokunu çıkarmak istemediğinden geriye çekildi Miraç. O kadar iyi gelmişti ki bu sarılma ona, komutanı hep böyle kollarını ona dolayacaksa orospu Uğur'dan her gün aynı şiddette tokat yiyebilirdi, sorun etmezdi.

Balamir çocuğun daha iyi olduğunu fark edince güzel gülümsemesini yakışıklı suratına takındı ve çocuğun yanağından makas aldı.

"Kirazlarınızı az kalsın reçele çeviriyormuşum. Alın sizin için temizledim."

Pembe suratı, tıkalı burnu, yamulmuş saçları ve masum ifadesiyle yakışıklı çocuk avcundaki tüm kirazları komutanına uzattığında komutanın yüreği sevgiyle kabardı. Nasıl sevgi göstereceğini bilmediğinden çocuğun kıçına falan vurmak istedi. Bebek sever gibi ellerini ısırmak, sırtına minik minik vurmak istedi. Onun yerine tüm hislerini bastırarak, alayla sırıtarak sordu.

"Peki gerçekten ağzınla mı temizledin kirazları?"

Miraç da sırıtırken istemsizce güldüler ve ikisi de birer kirazı ağzına attılar.

"Öyle yapacaktım da yolumun üstünde bahçe hortumu olduğunu görünce orada yıkamamın daha sağlıklı olduğunu düşündüm. Ama eğer isterseniz kirazları daha sağlam temizleyebilmemiz adına sizinle tam şu an öpüş-"

"Miraç."

"Şakaa." Adamın suratına ilk defa böyle arsızca bir şey söylediği için yanakları al al oldu ve panikten ağzına birkaç kiraz tıktı. Balamir kaşlarını çatıp çocuğun elinde kalan birkaç kirazı ondan almaya çalışıyordu.

"Hepsini sen yemesene oğlum."

Bir şeyler mırıldandı ama ağzı o kadar doluydu ki gram anlaşılmamıştı.

"Salyan akıyor köpek."

Şimdi de bu lafın üstüne havlamaya çalışmıştı. Balamir istemsizce yeniden güldü.

"Çattık. Deliye çattık anca beni bulur böyle deliler."

Ağzındaki kirazlarla hâlâ cebelleşen Miraç dünyanın en tatlı ifadesiyle adama gülümsedi ve avcundakileri adamın büyük avucuna bıraktı. Neyse en azından sarışının keyfi yerine gelmişti.

Balamir, utanınca kızaran Miraç'ın yanakları ve şekilli bal dudaklarıyla aynı renk kirazlara bakıp iç çekti.

Uğur'un götünü sikecekti.

KOMTANIM Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin