Farklı bir sabahtı Minho için. Normal şartlarda uyandığı gibi kahvaltısını yapıp araba yarışlarının olduğu yere iner ve geçmiş yarışları izleyip o gün olacak yarışları incelerdi. Ancak bu sabah kendisi şehire inecekti, annesini görmek için.
Annesi ile arası hep iyi olmuştu Minho'nun. Ergenlik döneminde yaptıkları tartışmalar dışında araları bozulduğu bir zaman olmamıştı. Yalnızca Minho ona vakit ayırmayı pek sevmezdim. Bu yaşına kadar sevdiklerine vakit ayırmayı pek sevmezdi. O vakitleri özlemeyi, kıymetini bilmeyi severdi. Zaten oldukça yoğun biriydi, o da böyle hissetmese bile bu bu şekilde kalacaktı.
Arabasını altı katlı mavi bir binanın önüne park etti Minho. Arabası en çok değer verdiği şeylerden biri olduğu için onu başı boş bir yere bıraktığı her an kaygılanıyordu ama çok düşünmemeye çalıştı. Binaya girip beş kat çıktı ve karşılıklı kapılardan sol tarafta olan kapının önüne geçti. Kapıya birkaç kez vurdu.
Annesi kapıyı açtığında oğlunu yüzünde kocaman bir gülümseme ile karşıladı. Kadın balık etli koşa boylu biriydi ve çok tatlı bir yüzü vardı. "Hoş geldin!" Kapıyı sonuna kadar açtı ve oğlunun içeri girmesini bekledi.
Minho gülüp içeri geçti. Bunu özlemişti. Temastan pek hoşlanmasa da annesine sarılmıştı, görüşmeyeli epey bir olmuştu.
Annesi Minho için güzel bir kahvaltı hazırlamıştı camlarla kaplı balkonunda. Balkonunda çeşit çeşit onlarca çiçek vardı. Annesi cidden çok hoşlanıyordu çiçeklerden. Zaten bu yüzden evinin her yerinde çiçek vardı.
Beraber masaya oturdular ve kahvaltıya başladılar. Masanın ortasındaki patates kızartmasından bir tane ağzına attı Minho. "Neler yapıyorsun, nasılsın?"
"İyiyim oğlum." Dedi annesi neşe ile. "Bildiğin gibi, nasıl olsun. Dikiş dikiyorum, ara sıra belediyenin kurslarına gidip bir bakıyorum. Ama biliyor musun? Eskiye göre burada artık çok fazla yabancı turist var ve yaptığım çantaları çok beğeniyorlar." Annesi çantalar örüp ve dikip belli günlerde uygun bir yerde stant kuruyor ve yaptıklarını orada satıyordu.
Ağzındaki lokmayı yuttu Minho. "Anlıyorum. Güzel geçiyor o halde?"
"Öyle oğlum. Yorucu, eğlenceli. Her günümüz çok şükür farklı ve dolu dolu geçiyor."
"Buna sevindim."
Annesi bir süre oğluna baktı. Bunu fark edince sordu Minho. "Ne oldu? Niye öyle bakıyorsun?"
Annesi hafifçe gözlerini kıstı. "Dalgın ve düzgün görünüyorsun. Dudakların her ne kadar yukarı doğru kıvrılsa da içten gülümsemiyorsun oğlum."
Bu sefer içtenlikle gülümsedi Minho. "Aklımda bir şey var."
Annesi masaya yaklaştı. "Bu yüzden buradasın, değil mi?"
Güldü Minho. Ağzındaki lokmayı tutup arkasına yaslandı. "Seni görmeye gelmeyi uzun zamandır istiyordum. Aklımdaydın ama daha sonra bu ortaya çıkınca zamanı geldiğini fark ettim." Bir nefes verdi. "Sürekli daha çok özleyesim geliyor."
Son cümle ile ikisi de kahkaha attı. Annesi uzanıp oğlunun omzuna vurdu. "Ah Minho!" Yerine oturup konuştu. "Bu gülümsemeyi görmeyi cidden özledim Minho." Kadın iç çekerek arkasına yaslandı, yüzünde sıcak bir gülümseme vardı. "Hadi anlat bakalım, ne oldu?"
Dudaklarını büktü Minho. Kalbi hızlanmıştı ister istemez. Söyleyecekleri onun için önemliydi. Sakinleşmeye çalıştı. "Şu an," diyerek başladı. "Çok sevdiğim bir adam var. Beraber yarışlara girip birbirimize meydan okuruz. Beraber güzel akşamlar, geceler, sabahlar geçiririz. Birçok anımda yanımda oldu şu son yıl. İlk başta aramızda bir çelişki olsa da bu sevgiye dönüştü."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
free guy | 2min
FanfictionSeungmin işinden dolayı katıldığı bir araba yarışında kendisine gerçek bir rakip bulur. O rakip ise Seungmin'i yenene kadar yakasından düşmemeye kararlıdır. - minmin - tamamlandı - angst 120824 220125
