- 23 -

63 10 1
                                        

Uzun zaman sonra yeniden arabamda McDonald's menüsünü yiyordu iş arkadaşım Jisung. Görevden çıkmıştık ve onun evinde yemek olmadığını, eve gittiğinde direk olarak bütün gün hiçbir şey yemeden yatacağını biliyordum. Benimleyken yemek yesin, karnını doyursun istemiştim. Geçen hafta da Japonya'dan geldiğim için iki hafta birbirimizi hiç görememiştik. Ben onu özlemiştim.

Önüme dönmüş ve direksiyondaki parmaklarımı incelemeye başlamıştım. Aklım Minho'nun parmaklarına gitmişti. O yarışçı olduğu için ve bu koltuğu benden daha çok hak ettiği için beraber bir yere gideceğimiz zaman her zaman o buraya otururdu ve onun parmaklarını görürdüm ben burada. Onun zarif parmaklarını görürdüm.

"Hey, daldın mı sanki?"

Dönüp yüzüne baktım güzel suratlı sincabımın, "Hayır. Basit bir şey düşünüyordum."

Dudaklarını birbirine bastırdı. "Görevin başından beri bana dalgın geliyorsun, biliyor musun?" Düşünceli bir şekilde beni seyrederken yemek yemeye birkaç saniye ara verdi. Gözleri hafifçe kısıldı. "Söylesene, sorun nedir?"

Yüzümdeki dönük ifadenin hüzünle dolduğunu hissettim, başımı eğdim. "Hyunjin'i merak etmiştim. Birkaç gündür rüyama giriyordu.. Ben de Chan hyunga sordum.. Bana çok kızdı. İkisini de kaybettiğim için çok üzgünüm."

Bir nefes verip o da başını eğdi. "Her zaman hayatımızdan çıkacak kişiler olacak.. Hayatımıza giren insanlar gibi.. Bu zaten insanın hayatında yaşadığı en sarsıcı şeylerden biri bence. Çok basit görünse bile birini ölmese bile kaybettiğini hissetmek. Yani yaşıyor.. Ama senin hayatında hiçbir etkisi yok, senin geçmişinde yaşıyor senin dünyanda." Dudaklarını birbirine bastırdı. "Bu şekilde hissetmekte haklısın bence. Çok yakınlarındı onlar sonuç olarak."

Önüme döndüğümde kurduğu cümlelerden sonra büyük bir düşünce deliğine düşmüştüm sanki. Elimi tuttu. Ben de ani reflekle elimi çektim. "Pardon.. Şey diyecektim.. İstersen bugün beraber yatalım. Sen düşünceli olduğun geceler uyuyamıyorsun. Öyle olursa sana yardımcı olmaya çalışırım. Yalnız kalmanı istemiyorum yani."

Kafamı arkaya attım, "Çok güzel olurdu."

"Gidelim o zaman?"

"Yemeğini bitir ilk önce."

"Bitireceğim onu zaten, merak etme."

-

Göğsüm hızla inip kalkarken kendimi arkamdaki dört yastığa yaslamış tavanı seyrediyordum yorgun bakan gözlerimle. O sırada gözlerim ayağa kalkıp tuvalete topallayarak ilerleyen Minho'ya kaydı. "Nereye? Ben getirirdim ne istiyorsan."

Duvarın köşesini tuttu, "Duş alacağım."

"Yardımcı olayım.. Düzgün yürüyemiyorsun bile."

Burukça gülümserken ayağa kalkıp ona doğru ilerledim. Onu kucağıma aldım ve duşakabine geçirip geri bıraktım. Bana döndüğünde, "Bana tutunabilirsin." Dedim.

Güldü, "Seni de yıkayayım mı sevgilim?"

"İlk önce kendin yıkan."

O işerini halledersin bana yaslanmasını sağladım ayakta durabilmesi için. İşlerini bitirdikten sonra onu havlusuna sarıp odaya gönderdim. Daha sonra ben kendi işlerimi halledip yanına gittim. Üzerini giymiş çarşafı değiştirdiğini görünce gülümsedim. "Gittikçe bana benzemeye başlıyorsun."

Güldü. "Aslında seni düşünüyorum sadece. Ama normalde de.. Mantıklı olmazdı bu çarşafla temiz vücudunla uyumak. Ve bence Seungmin, herkes bunu değiştirecek kadar temiz bence. Abartmayalım."

free guy | 2min Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin