- 21 -

62 10 2
                                        

"Şu an sakinim. Konuşabiliriz sanırım şimdi."

Seungmin sandalyesinde yeni yerleştiğinde duyduğu cümleler ile iç çekti. Ellerini masaya koyup hafifçe gözlerini kısarak kararlı sevgilisine baktı. Minho'nun hazırladığı akşam yemeğini beraber yiyeceklerdi az sonra. Her şey hazırdı ancak Minho daha yemeğe başlamadan konuşmak istiyordu, bu kadar sabırsızdı.

Omuzlarını düşürdü yorgun bir şekilde sevgilisine bakarken. "Seninle tartışmak istemiyorum. Daha yeni geldim Minho. Yorgunum."

"Neden tartışıyoruz? Sadece konuşacağız."

"Ama ciddi bir konu bu. Yemekten sonra konuşalım. Lütfen." Minho'nun bakışları sertleşince devam etti Seungmin. "Minho uzun süredir görüşmüyoruz... Seni çok özledim. Kavga edip aramızı bozmak istemiyorum ilk dakikalarımızdan."

"Ben de diyorum ki kavga etmeye gerek yok. Konuşalım sadece. Mesela şimdi bana neden o adamın sana dokunduğunu söyleyebilirsin. Ne dersin?"

Kaşlarını çattı Seungmin. Bu tartışma onu sıkıyordu. "İşim gereği ani hareketler vermem insanlara. Gereken şeyi en son yaparım. İlk önce olgun ve sakin davranmam gerekir. Biraz dokundu dediğim zaman bahsettiğim şey de elini bacağıma uzatıp değdirmesiydi sadece. Onu tehdit ettiğimi de söyleyebilirim." Soluksuz sıraladığı cümlelerden sonra sordu Seungmin, "Aldın mı cevabını?"

"Kim olduğunu söylersen daha rahat edeceğim."

"Hayır, çünkü ben de tanımıyorum. O kadar önemsiz."

"Onu gebertmeme izin ver Seungmin." Dedi Minho çok normal bir şey söylüyormuş gibi.

Çok sakin bir şekilde konuşmaya devam etti. "Ağzından çıkanı umarım kulağın duyuyordur. Çünkü bu sen değilsin. Hala öfkeli konuşuyorsun. Öfkelenince her ne kadar sakin dursan da korkutucu oluyor söylediklerin Minho. Böyle yapma."

Gözlerini kısıp başını yana eğdi Minho, "Korktucu? Korkutucu mu oluyorum cidden? Benden korkuyor musun?"

"Yani, sen gibi olmuyor Minho. Ne demek istediğimi biliyorsun."

Burnundan nefes verdi, sakin görünüyordu ancak içinde aslında ne kadar öfkeli olduğunu görebiliyordu Seungmin. "İştahım kaçtı nedense." Deyip sandalyesini geriye ittirdi.

Ayağa kalktı Seungmin kaşlarını çatarak. "Sen yemezsen ben de yemem."

"Sen açsın Seungmin. Yemeğini ye."

"Sen değil misin sanki? Eminim hiçbir şey yemediğine? Midendeki alkol ile ayakta duramazsın."

"Yukarı çıkıyorum. Beni mümkünse yalnız bırak bir süre."

"Etrafı dağıtmayacaksın, değil mi?"

"Sinirlenince etrafı dağıtma fantezim yok. Zarar verirsem eşyalarıma değil, kendime veririm."

Korku ile gözlerini kocaman açtı Seungmin, "Minho, ne diyorsun?"

"Sakin ol," Ellerini havaya kaldırdı bir suçlu gibi. "Bir şey yapmayacağım."

Bir nefes verdi Seungmin. "Minho, ne yapsam saçmalamayı kesersin?"

Altdudağını ağzına gönderip uzunca bir noktaya baktı. Minho'yu görmeye çalışın şimdi. Daire, büyük, tahta ve üzerinde birbirinden lezzetli yemeklerle donatılmış yemek masasının başında, sevgilisinin karşısında öylece duruyor. Sevgilisi uzakta olduğu için yardıma ihtiyacı olduğu zaman ona yardımcı olamadığı için suçluluk duygusu ile baş etmeye çalışıyor. Çekik büyük gözleri hüzünle ışıltıları ile dolmuştu. Kıvrımlı dudakları biraz aralanmıştı şimdi, dudaklarından dökülmesini istediği birçok şey vardı kafasında. Belki de bu fazla düşüncelerden dolayı düzgün bir cümle kuramıyordu. Hafif uzamış siyah saçları gözünün önüne düşüyordu. Kafasını kaldırdığında hareketlendi saçları. "Yanıma gelir misin?"

free guy | 2min Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin