- 24 -

65 8 8
                                        

Kollarımı bedenime sarıp dışarıdaki manzarayı seyretmeye devam ettim düşüncelerimle. Çok güzel bir dağ manzarası vardı karşımda, karlı ve temiz. Verdiği hissiyat fazlasıyla güzeldi.

"Bakar mısınız?"

Önüme döndüğümde garsona içeceklerimizi söyleyen sevgilime bakarken gülümsedim. Üzerinde Japonya'dan kendisine aldığım yeşilin koyu tonlarında oluşan kazağı vardı. Benim üzerimde ise bordo ve siyah desenlerin olduğu bir kazak giymiştim. Kazaklarımız benziyordu. Gerçi aynı yerden almıştım ikisini de.

Ellerimi boynuma götürüp soğuk ellerimi boynuma ısıttım. Dudaklarımı birbirine bastırıp omuzlarımı havalandırdım sevgilimi seyrederken. "Çalışanlar mı sinirlendirdi seni?" Kafamı iki yana sallayıp göz kırptım. "Sorun nedir?"

Dudaklarını birbirine bastırdı. Yüzünde bir gülümseme oluştu, zoraki bir gülümseme. "Sorun yok. Öylece etrafa bakıyorum."

Kaşlarımı çattım gülümserken. "Şu an bir ajanla konuştuğunuzun farkındasınızdır umarım Bay Lee."

Kafasını iki yana salladı içtenlikle gülümserken. Bu seferki tüm dünyada kuraklık etkisi yaratacak kadar sıcak bir gülümsemeydi. "İyiyim bebeğim benim. Hiçbir sıkıntı yok."

"Söylemezsen senin peşini bırakmam." Dedim gülümsemeye devam ederken. "Ben sorunun köküne inmek isterim. Üzerini pembe, parlak kumlarla kapatmaya lüzum yok."

Başını yana eğmiş bana aynı çaresiz, şirin yüz ifadesi ile bakarken dudaklarını büktü.

"E-eh!" Ellerimi salladım. "Hayır bak, bana şirinlik yapma. Yarışçı, son derece karizmatik ve seksi Lee Minho'ya yakışmıyor."

Güldü, "Ama.. Ben sevgilimleyim." Göğsünü masaya yaslayıp ellerime uzandı, "İstediğim kadar aegyo yapmamda sıkıntı olmaz bence." Başını yana eğip tatlı tatlı gülümsedi. "Hm?"

Ellerimi çekip arkama yaslandım ve kollarımı göğüs hizada birbirine kavuşturdum. "Hayır beyefendi. Şu an restorandayız. Ciddi olun lütfen." O bana uzanmışken dudaklarını büzüp başını eğince devam ettim konuşmaya, "Dik dur Lee dik dur."

Dudaklarını memnuniyetsizce birbirine bastırıp duruşunu dikleştirdi. Dudakları aynı vaziyetteyken bakışlarını etrafta gezdirdi. Biraz öfkeli ve memnuniyetsiz bu ifadesi her zaman bana çok çekici gelmişti. Çoğu zaman sevişme ortasında bir şeyin veya birinin bizi bölmesi sonucunda karşılaştığım bir ifadeydi. Ya da onu sinirlendirecek bir durumla karşılaştığımızda, bir adam bana sulandığında görürdüm bu ifadesini. Çok gün yüzüne çıkmazdı yani. Ancak şu an sebebini anlayamamıştım. Kafasında başka bir şey olmalıydı. Onu boğan bir şey olmalıydı bu.

Tatlılık yapacaktım.

Ellerimi masanın üzerinde birleştirip masaya yaslandım. "Bebeğim bugün biraz öfkeli mi?" Diye sorup dudaklarımı büktüm.

Gülümsettim onu. "Şirin yapma dedikten sonra.. Biraz dengesiz olmadı mı Kim?"

Güldüm. Dediğim şeyi cidden unutmuştum Minho'nun durumunu düşünürken. "Ah doğru ya." Deyip hemen arkama yaslandım. Gülümserken devam ettim, "Hep senin suçun."

"Tabii ki benim suçum bebeğim. Bay Kim'in daha önce hiç hata yapıldığı görülmüş mü bu hayatta?"

Ona içtenlikle gülümseyerek bakarken kafamı iki yana salladım, "İnsanlık gereği yapıyoruz biz de bazı hatalar."

"Onlar sorun mu bebeğim? Boş ver." Ben yine kollarımı bedenime sarmış düşünürken o devam etti konuşmasına. "Aslında seninle konuşmak istediğim bir konu vardı Seungmin. Bu konuda da biraz acele etmek istiyorum, içimden bir ses doğru olanın bu olduğunu söylüyor çünkü."

free guy | 2min Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin