İki sokak öteden dolmuşa bindik. Kafama dolaşan yüzlerce sorunun arasında boğulurken Batın bütün karmaşıklığa tekme basarak ;
"Heyy!.... Aloo! ... Kuuzeeeey... Lan! " Bu keskin son kelimesi beni kendime getirmişti.
" Ne var ne?!"
"Daha çok var diyecektim." Dedi masumca ve suçlar bir tavırla.
"Çocuk gibisin!" Dememle, Batın'ın mide boşluğuma dirsek indirmesi bir olmuştu. Acıyla inledim. Kafamı koltuğun arka kısmına bi' güzel yasladıktan bir kaç dakika sonra gözlerimin önüne süzülen bir kaç lüle uzun saç belirdi. Son zamanlarda hep gördüğümdendi bu. Yine her zamanki gibi baş döndürücüydü..
Ahh. Sanırım yine rüya görüyordum. Hayal da olabilirdi tabii. Çünkü hemen sızacak kadar yorgun olmadığıma yemin edebilirdim. O kadar gerçekti ki. O kadar yakın. Saçlarının limon çiçeği gibi koktuğunu bile tanıyacak kadar. Sadece yüzünü göremiyordum. Çabalarken boğulacak gibi hissediyordum. Ne olacaktı ki sanki bir kere görseydim. Rüyamda bari mutlu olsaydım (Falan) ...
Tanrım! Bir tür işkenceydi sanki. Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum yine. Artık sinir bozucu olmaya başlamıştı. Hani ulaşmak istersin, ama ulaşamazsın sonra hırs yaparsın ama yine de elde edemezsin ve derin bi yenilgi hissedersin ya. Hah. Ağzımı öpeyim. ne güzel anlattım derdimi. Belki de ilk kez bu derece düzgün. Hayallerimde bile lanet iç sesim susmak bilmiyordu.
Hayali lüle saçlar kocaman bir çınar ağacının altında duran zarif, kadifemsi bir bedenden aşağıya süzülüyor, oradan oraya savruluyordu. Sadece boynu ve boynunun altında olan kısmı görebiliyordum. Ama yüzü, yüzü bir türlü belirivermiyordu. Sanki bana acı çektirmeye çalışır gibi. Gösterip vermemek gibi bir şey. Çaresizce bağırıyordum. Yakındı bana ama sesimi duymuyordu. Sağ kolunu bana doğrulamış, parmaklarıyla dokunmaya çalışırmış gibi yumuşak hareketler yaptı. Tanrım!!! O kadar ufacıktı ki. Her saniye onu göğsümün taa içine hapsetmek için ölüyordum. Sonra elini indirdi. Arkasını döndü. Ne kadar bağırsam da geri adım atmadı. -Geri dön! Lütfen! Bana yüzünü göster yalvarırım.- Yalvarmak zerre tarzım değildi. Ama yalvarıyordum işte. O kadar yanıyordu ki canım. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordum. Çaresizce çınar ağacının altına doğru koştum. Etrafa bakındım. Yoktu... Dizlerimin üstüne çökmüş, gözlerimi kapatmıştım. Sanki kilometrelerce koşmuşum da halim kalmamış gibiydi. Kafamı ellerimin arasına alıp sinir krizi geçirmeme az kalmıştı ki, sevimsiz bir ses - Geldik! Uyansana be! Uyaaaaan!- diye başımın üstünde böğürüyordu. Bir süre olayın farkına varamasam da sonradan sevimsiz dostum Batın aklıma geldi. Ya bu çocuk rüyamın bile içine sıçmayı nasıl başarıyordu acaba?
Hırsla ve sinirle olduğum yerden zıpladım. Tüm sinirimi az kalsın Batın'dan çıkaracaktım ki, onun pişkin ama bi yandan da tuhaf bir biçimde sevimli gelen sırıtması tüm vücuduma yayıldı. (Bu çocuğu öylesine seviyorum ki! Ama tabii ki asla itiraf etmeyeceğim. )
Gözlerime avuç içlerimi bastırdım. Kendime gelmeme yardımcı olacakmış gibi. Hıh! Gülünç. Ben nasıl kurtulacağım bundan? Kafam patlayacak da ortadan beynim domates suyu misali akacakmış gibi hissediyordum. Iıııığğ! Domates suyundan ani bir soğuma yaşamıştım galiba.
Ayağa kalkarak dizlerimin üstüne hafif kıvrılmış kot pantolonumu aşağıya doğru düzelttim. Şoförün ani bir fren yapmamasını umut ederek öne doğru ilerledim. Elimi cebime atıp bozuklukları çıkardım. Batın bunu görünce tabii her zamanki BATINLIĞINI yaparak : -Aaaaa kardeşim asla olmaz. Görmemiş olayım. ıııı ıııı. Koy onu cebine geri. diyerek gözlerini pörtletmiş, yüzüne çoktan karşı komşumuz olan teyzenin -İstemez yan cebime koy- ifadesini yerleştirmiş. Bu duruma sadece gözlerimi devirdim ve bozuklukları şoföre uzattım.
Batın, sanki bana yaptığımın karşılığını verir gibi koluyla kapıyı işaret etmiş dolmuştan ilk benim inmem için mütevazı bir sesle -Lütfen. demişti. Her ne kadar ciddi görünse de karakterinin altına saklanan o şebeleği gizlemek onu zorlamış olmalı ki dolmuştan iner inmez kahkahayı patlatıvermişti.
Batın'ı bir tarafa bırakıp duygularıma gelecek olursak, temiz havanın burnuma ani çarpmasıyla sersemlemiştim. Her nefes alışımda limon çiçeği kokusunu, her gözlerimi kapatışımda o narin parmaklar gözlerimin önüne geliyordu. annemin baklavalık aldığı 1 kilo ceviz,kabuklarıyla beraber boğazıma dizilmişti çoktan.
Batın, ne tarafa gideceğimizi bana anlatırken onu dinlermiş gibi yapıyordum.
-Oradan da sağa saptık mı tamamdır. Kesin görürüz. Dedi bilmiş bir tavırla.
Kafamı salladım ve kulaklıklarımı taktım. Ellerim ceplerimde dar bir sokaktan geçerken, bir taraftan da buranın tuhaf bir biçimde sakinleştirici olduğunu düşünüyordum. Nedenini düşündüm. Sonra artık her şeyi sorguladığımı, galiba paranoyanın başlangıcını yaşadığımı düşündüm.
Bugünün bir an önce bitmesini dileyerek, Batın'ın peşinden gitmeye devam ettim. Bakalım bugün beni neler bekliyor...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Asosyal
Teen FictionAslında hepsi bir oyundu.. Doğmamız,yaşıyor olmamız ve ölmemiz. Üstelik öleceğimizi bile bile yaşamamız. Bir kumardı hepsi ve asla insanlar kazanamayacaklardi. Çünkü onlar asla itiraz edemezlerdi. Peki ben ne istiyordum hayattan? Ve kimdim? Belki h...
