Hanbin o gün hatırladıklarını aklından çıkaramıyordu. Rüyalarıyla örtüşüyordu fakat anlaşılır değildi. Kesinlikle değildi çünkü hanbin hala hiçbir şey hatırlamıyordu.
Bazı anılar küçük küçük hatırlatıyordu kendini, yujinin dedikleriyle örtüşüyordu.
Sanırım hafızam yerine geliyor diye düşündü hanbin, bu fikir onu yine korkuttu.
Hatırlamaktan neden bu kadar korktuğunu bilmiyordu. İçinde bir hayal kırıklığı, belki de bir öfke vardı.
Geçenlerde jaehyunun kafeye eklemek istediği tarifin ilk tadına baktığında eski anılarını çağrıştırmıştı.
Annesinin sıkça yaptığı, hanbinin favori tatlısı.
-
Jaehyun tam bir klasik müzik aşığıydı.
Evine her gittiğinde, odasından gelen keman sesleri kulağına dolanıyordu.
Sayesinde en çok hangi çalgıları sevdiğini biliyordu. Genelde çello, viyola ve keman gibi telli enstrümanları seviyordu.
Fakat dinlediği müzikler klasik demekten biraz uzaktı. Biraz ürkütücü parçalar dinlemeyi seviyordu. The rite of spring K15 gibi.
Bu yüzden jaenin teklifine şaşırmadı.
"Beğeneceğine eminim! Gerçekten beraber gidecek kimsem yok..."
Hanbin en sonunda pes etti.
Klasik müzikten anlamıyordu ve jaehyunun gitmek istediği çello gösterisi ilgisini çekmiyordu.
Kabul etti ve jaehyunun teşekkürlerini ve sevinç zıplamalarını izledi.
-
Sahne küçüktü.
Aslında ortalama da denebilir. Tek bir kişi olacağı için büyük bir alana gerek yoktu.
Gösteriyi yapacak olan çocuk içeri girdiğinde bakışlar ona döndü.
Hanbin parmaklarıyla oynuyordu,
Aslında bunun bir çello gösterisi olacağını sanmıştı ama... aslında kemandı.
"Bu bir çello gösterisi değil mi?"
"Çello da çalabiliyor ama hayır. Karıştırıp duruyorsun şunları..."
Hanbin aslında rahatlamıştı. Kemanı çelloya göre daha çok seviyordu çünkü sesi zarifti.
Çello ise daha kaba hissettiriyordu.
Çocuk müziğe başlayınca hanbin gözlerini kapattı
Sandığı kadar da kötü olmadığını düşündü.
Kendini müziğe fazla kaptırmıştı.
Jaehyunun dinlediklerine göre daha sakindi ve bu farklılık hanbini eğlendirmişti.
Gözlerini açtığında kaskatı kesildi.
Önündeki çocuk, biraz öncesinin aksine düz bir yüzle değilde, kemanla bütünleşir gibi haraket edip, yayı her ileri geri ittiğinde gülümsüyordu. Gözleri kapalıydı, Kızıl saçları ışıkta parlıyordu.
Çocuğa hayranca bakakaldığı görüntüler beyninde döndü.
"Jaehyun... ben- üzgünüm..."
Jaehyunun bir şey demesini beklemeden odadan koşarak ayrıldı.
Her şey bana seni hatırlatıyor, lanet olsun...
Hanbin ona kimi hatırlattığını bilmiyordu. Sadece görüntüler, görüntüler ve rüyalar.
Ne belirli bir yüzü, ne cinsiyeti.
Sadece biri.
Vakit kaybetmeden seule geri dönmeliydi.
———
Bu sefer dikkatsiz davranamazdı. Yine babası onu bulursa, bu sefer affedeceğinden şüpheliydi.
Jaehyunlarla jeju adasına gideceğiz diye yalan söyledi.
Seule gitmek uzun sürmedi ama hanbinin bitmek bilmeyen merakı yüzünden günler geçmiş gibi hissetti.
Yujini bulmalıydı.
Fakat ev adresini hatırlamıyordu,
Ama eskisini hatırlıyordu.
Seule indiği anda bir otele yerleşti, vakit kaybedemezdi çünkü zaten yeterince kaybetti. Hafızasının geri gelmeye başlamasıyla -bu sadece haoyla sınırlı değil ki en az onu görüyor- hatırlayabileceğine emin olmuştu. Evet 2 yıl olmuştu ama gerçekten de bir şeyler hatırlıyordu.
Ev adresini bir şekilde hatırladı fakat içeri nasıl girecekti?
Umarım kimse beni görmez diye geçirdi içinden.
Evin dışı neyse ki kilitli değildi.
Bahçeyi taradı, Herhangi sert bir şey...
Ah! İşte bir taş
Hanbin hızla yerdeki taşı aldı, Neyse ki büyüktü.
Korkarak cama vurmak için kolunu kaldırdı. Gözlerini sımsıkı kapatıp taşı cama vurdu. Sonra tekrar, sonra tekrar ve kırıldı.
Hanbin iç çekti. Camı kırmaya devam etti. Bir cam parçası elini kesti, acıyla tısladı. Ancak devam etti, içeri girebileceği kadar kırdı.
Sonunda camdan geçebileceği kadar kırdıktan sonra vakit kaybetmeden içeri girmeye çalıştı. Cam büyüktü bu yüzden içeri girmesi daha kolaydı ama yine de dikkatli olmaya özen gösterdi.
İçeri girdiğinde derin nefes aldı.
Etrafına bakındı, aklına yujin gelmesiyle gözleri doldu.
Babasının tek bir lafıyla vazgeçmişti.
Yujinin çok değer verdiğin biri dediği kişi muhtemelen haoydu.
O zamanlar hafızası geri gelmemişti ama babası hala buna inanıyordu. Bu yüzden o zaman onu haoyla tehdit etmişti.
Hanbin hiçbir şey hatırlamıyordu ama o isim onu korkutmuştu. Ona zarar gelmesini istemedi.
Hao.
Çok değer verdiği bir arkadaşı olmalıydı.
Ama onu diğerlerinden farklı yapan şey ne diye düşündü.
Aklına zaman kaybetmemesi gerektiği gelince hızla doğruldu ve üst kata çıkmak için merdivenlere ilerledi.
Merdivenlere varınca hızla çıktı.
Odasının önüne gelince tereddüt etti. İçine yine korku, endişe doğdu.
Kapıyı yavaşça açtı, Odayı inceledi. Yutkundu ve içeri adım attı.
Arkasından kapıyı kapattı. Yatağına gidip oturdu. 2 senedir kullanılmadığından tozlu ve kirliydi.
Tekrar ağlamaya başlamamak için ayaklandı. Etrafı tekrar inceledi.
Masasını, kitaplığını dolabını inceledi.
Eski eşyalar, kitaplar, cdler, dvdler, defterler.
Hiçbir şey hatırlamıyordu.
Hepsi yabancıydı.
Her şey yabancıydı.
Yatağına sendeleyerek oturdu.
Hayır, hatırlamalıydı.
Bu odada başka hiçbir şey yok muydu?
Yatağını karıştırdı, Yere baktı, dolabındaki tüm kıyafetleri yere fırlattı ve heryer dağıldı.
En sonunda bazasının altını açtı.
Ah, bir defter.
Büyük ve kare şeklinde mor bir defter.
Üstünde bir polaroid resmi var.
"Diğer yarım"
Hanbin, bu kendisiydi. Yanındaki kimdi?
Çok mutlu görünüyorlardı.
Tereddütle eline aldı defteri.
İçini açtı.
"Gardenya kadar sıradan, ama bir o kadar da güzel kokulu sevdiğime."
Sayfaları karıştırdı.
Kalbi güm güm atıyordu,
Gözleri şokla büyüdü.
Bu hao.
Hanbini içgüdüsel olarak harakete geçiren çocuk, bu o muydu?
Rüyalarındaki adam. O muydu?
Ve hanbin,
Ve hanbin... bu adamı seviyor muydu?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gardenya|haobin
Fiksi PenggemarHerşeyin ardından hanbin, bazanın altında anı defterini bulur. "gardenya kadar sıradan ama bir o kadarda güzel kokulu sevdiğime" yazan bir yazı. Hanbin İçin anlamsızdı. -tamamlandı-
