4- whered all the time go?

38 5 2
                                        

Hanbin de bilmiyordu.
Hao? Tabii ki de onu tanıdığı falan yoktu. Hafızası hakkında yalan söyledi. Eğer babası yujinin de orda olduğunu bilseydi kim bilir ne yapardı. Hafızasını geri kazanmaya bu kadar yakınken babasına geri teslim olmuştu ve bunun sebebi korkmasıydı.
Hiç bilmediği birine zarar geleceğinden korktuğu için.

Artık geçmişini bildiğinden her şey daha acı verici olmuştu.
Ama bir şeyleri kabul etmenin vakti gelmişti.

"Bu saatten sonra istesemde hafızamı geri kazanamam zaten."

17 eylül 2023

"Sana söylemiştim! Kalmaz demiştim ama sen yine de almadın... senin gözünde değerim bu kadar mı?!"

Hanbin kıkırdadı. Yıkadığı bulaşıkların köpüğünü arkadaşının burnuna sürdü.

"Ben para sıçmıyorum jae."

"Yalan söyleme hanbin para makinasısın bildiğin! Beni gıcık etmek için yaptın değil mi?"

Hanbin yakalanmış gibi tepki gösterdi.
"Biliyordum... gel buraya!"

Hanbin kaçamadan jaehyun hanbini gıdıklamaya başladı.
"D-dur, elim köpüklü-"

Jaehyun dinlemedi ve devam etti. Bunun üzerine ikisininde heryeri köpük olmuştu. Gülüşüp kıkırdadılar.

Neredeyse 1 sene geçti. Hanbin, babası ne kadar çalışmaması için ısrar etse de bu sıkıcı hayatında boş boş gezinmemek için bir kafede iş buldu ve orada çalışmaya başladı.

O günden sonra busana taşındılar.
Busan seule göre daha sakin ve rahattı.
Çalıştığı kafe çok güzeldi, aslında kocaman yuvarlak bir eve benziyordu ve sıcak, hoş bir hissi vardı. Düğün mekanı gibi kocaman da bir bahçesi vardı.
Kafe siyah, beyaz, kırmızı ve yeşil renklerle dizayn edilmişti. Noel zamanı çok güzel süslenirdi diye düşündü.
Ayrıca kafenin sahibi ve çalışanları da çok iyiydi.
Myung jaehyun, kim minjeong, yu jimin ve sahibi jung jaehyun çok iyi insanlardı ve aile hissi veriyorlardı. Hanbin sonradan gelmesine rağmen onu çok sıcak karşıladılar. Çok kısa bir sürede onlara alıştı.

"Ortalığı dağıtacağınıza işe yarayın biraz!"

Jimin kasadan ikiliyi azarlayınca doğrulup bulaşıkları temizlemeye devam ettiler. Minjeong bir anda kapıdan içeri daldı ve hızla önlüğünü bağladı.

Hanbin,
"Yah minjeong-ah! Kaç saatir nerdesin garson eksiğimiz var zaten!"

Minjeongun yüzü kızardı ve panikledi.
"Ö-özür dilerim! Sabah uyanamadım ve- jimin de beni uyandırmadan gitmiş..."

Jimin kasadan bağırdı,
"Kendin kalkmayı öğren!"

Minjeong mahçup olmuş bi şekilde kafasına vurdu.

"Ö-özür dilerim jimin-ah! Ne desen haklısın..."

Daha sonra hızla işine döndü,
Hanbin onu tatlı bulmuştu.

Bu sıcak aile hissini seviyordu. Kısacık hayatında bu hissi hiç tatmamıştı babası sayesinde, ama nedense sanki daha önce tatmış gibi buruk bir histi. Eskiden kullandığınız bi parfümü koklamak gibiydi.

Tabii ki de sebebi eski hayatıydı.

Hanbin hafızasını geri kazanmayı hedefi belleyeli bir gün bile olmadan tamamen uzaklaşmıştı bundan.
İşler öyle hızlı gerçekleşmişti ki hanbin yetişemeyeceğini hissederek pes etmişti.
En azından babasının ailesine zarar vermesini istemiyordu. Zaten hiç bilmediği bir hayatı için onları tehlikeye atacak değildi ve hiç bilmediği bir hayatı için o kadar heyecanlanması saçma olurdu.

Yine de bazen düşünmüyor değil.
Acaba babama karşı gelsem ne olurdu?
O haoya zarar vermeden işleri düzeltebilir miydi? Bunun için babasını bu süre zarfında bir yere bağlaması gerekirdi.
Hem ailesine, hemde haoya zarar verebilirdi.
Böylesi daha iyi...

———

Eve döndüğünde tamamen yorgun hissediyordu. Neden bu kadar yorgun ve üstüne ağırlık çökmüş gibi hissettiğini bilmiyordu. Hızla bi duş aldı fakat bu uykusunu kaçırmakta işe yaramadı.

Kendi kendine dans hocasından özür dileyerek kendini yatağa attı.

-

Soğuk bir kış günü.
Hanbinin elleri üşüyor. Ağzına kadar onu örten atkısından geriye kızarmış burnu ve yanakları kalıyor. Gözleri parlıyor. Ellerini cebine atıyor.

Tam o sırada çokta uzakta olmayan bir beden görüyor.
Görüntü çok net ama bir o kadar da anlaşılmaz.
Tam olarak bir yüzü var diyemeyiz. Silinik.

Hanbin, ani hava değişiminden titriyor.
Kalbi güm güm atıyor.
O kadar ki yerinden çıkacağından korkuyor.
Beden hala ona dönmüyor. Yan profilini göstermeye devam ediyor.

Ağaca bakıyor. Sanki izlenecek bir film oynatılıyormuş gibi.

Hanbin onu dikkatle izliyor.
Elini yaklaştırıyor. Sakin ve tereddütle.

Eline değen patiyle gülümsüyor.
Hanbin de gülümsüyor.
Biraz önce bir sokak köpeğine pençe atıp kaçtığı görüntüler hanbine iletiliyor. Muhtemelen korkuyla kaçmış ondan.
Kedinin başını seviyor, yere indiriyor ve çömeliyor.

Hanbin, onun fısıltısını sanki kedinin kulağına değil de kendi kulağına fısıldıyormuş gibi duyuyor.

"Kaçmak çözüm değil, kedi. Gölgenden bile kurtulamazsın."

Hanbinin gözlerinden yaşlar süzülüyor.
Yağan karlar arasında gülümseyen yüze bakıyor.

Canı yanıyor.

Yatağından sıçrayarak uyandığında yastığını ıslatmış olacağını düşünmemişti.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ederken yatağına baktı.

Gördüğü rüyayı hatırlayınca doğruldu.

Hatırladığı tek şey... hayır, her şeyi hatırlıyordu.

Onun dışında.

Ne yüzü- yakın bile değil, ne saçını, ne giydiği kıyafeti ne de boyutunu hatırlıyordu.
Tek hatırladığı orada birinin olduğuydu.
Gülümsemesini hatırlıyordu ama hayal edemiyordu.

Ne söylemişti? Kaçma? Neyden?
Köpekten mi-

Rüyasını fazla düşünmemeyi tercih etti.
Yataktan doğruldu ve yaşlı yüzünü banyoda temizledi.

"Sanırım dün çok yoruldum..."

Gardenya|haobinHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin