Ertesi gün olduğunda, hanbin yaşanan herşeyi bir anlığına unutmuştu. Fakat yattığı yatağın kendi yatağı olmadığını fark edince zihni yerine geldi. Yataktan doğruldu. Aklına babası gelince derin bir iç çekti.
Çok vakit kaybetmeden hazırlanıp evden dışarı çıktılar.
Umarım eski ev onun anılarını geri getirir, hanbinin tek istediği buydu. Yan gözle yujine baktı. Bu tatlı çocuğun kardeşi olması içini kıpır kıpır yaptı. Onu hatırlamayı o kadar istedi ki. Kardeşinin anlattığına bakarsa hayatı çok güzeldi. Herkesi ve herşeyi hatırlamak istedi. Babasıyla olan sıkıcı hayatından kaçmak istedi. Onu bir daha görmemeliydi.
Hanbinin artık bir amacı vardı. İmkansız gibi görünse de hafızasını geri kazanmak için elinden geleni yapacaktı.
Eve vardılar.
Ev nostaljik görünüyordu. Hanbinin içinde bir duygu belirdi. Evin kocaman fakat ağaçlar ve çalılar yüzünden küçük görünen bir bahçesi vardı. Fıstık yeşili soluk duvarları olan, beyaz müstakil bir evdi.
Hanbin kendini hiç hazır hissetmedi.
Eve girince hafızasının tamamen yerine geleceğini düşündü. Bu fikir onu korkuttu.
Tam tersi oldu.
Hanbin hiçbir şey hissetmedi. Aslında evin bir kısmı toparlanmıştı ve kirli ve tozlu görüntüsünden bayadır kimsenin uğramadığı belli oluyordu. Bu hiç yardımcı olamazdı.
"Yujin ben... ben bunu yardımcı olacağını düşünmüyorum."
Yujin cevap vermedi. Hanbine bir bakış attı ve onu odasından götürmek için elini tuttu. Verdivenlerden çıkarıp çatı katındaki odaya götürdü.
Evin geri kalanının aksine toplu değildi. Hatta sanki daha dün kullanılmış gibi her şey heryerdeydi.
Hanbin bir şeyler hatırlıyor gibi hissetti.
Bu his onu korkuttu ama aynı zamanda sevindirdi. Demek hala umut vardı.
Fakat hiçbir şey hissetmedi. Orada dikildi ve odayı inceledi. Kapının yanından biraz uzakta çalışma masası vardı, üstü kitaplar, defterler ve bir kaç araç gereçle doluydu. Yanında bir masa daha vardı, üstünde bir çok ünlü ve pahalı markanın parfümleri vardı, sanırım parfüm koleksiyonu yapmayı seviyordum diye düşündü hanbin. Ayrıca masanın üstünde bir kaç eşya vardı. Bunlar, kolye, bileklik, mini figürler, küçük peluşlar ve hediyelik eşyalar vs. Gibi şeylerdi. Çocuksu bi kişiliğinin olduğunu düşündü. Odasında bir de kitaplık, yatak ve gardırop vardı.
Hanbin odasına girdi ve yatağına oturdu. Arkasından yujin geldi.
"Belki de... anneme söylemeliyiz ve hatırlamana yardımcı olmak için buraya taşınırız."
"Babam bizi bulursa?"
Yujin hatırladığıyla yüzünü buruşturdu.
"Aşağılık adam... seni kaçırmaya hakkı var mı sanıyor? Annem dava açarsa kesinlikle kazanabiliriz."
Hanbin şanssız bir adamdı.
Kapı çaldı ve ikisi de sanki görebilecekmiş gibi kapıya döndü.
"Kim bu?"
Yujin ayağa kalkıp kapıyı açmaya gidecekken hanbin kolunu tuttu. Yujin ona döndü.
"Dur... babam olabilir? Seninle karşılaşmam ve bu senaryo aklına gelmiştir. Sonuçta habersiz gittim bir anda"
Söyledikleri yujine de mantıklı geldi. Yine de kapıya indiler ve yujin sessiz adımlarla kapı deliğinden baktı.
Tahminlerinin doğru olması ne kadar da şaşırtıcıydı.
Yujin geri çekilip abisine döndü.
"Bu o..."
Hanbin bıkkınlıkla gözünü kapatıp derin bir nefes aldı. Kapı tekrar tekrar çaldı fakat görmezden gelmeye çalıştılar.
Taa ki kapıya kırılabilecek kadar sertçe vurulana kadar.
İkisi de yerinden sıçradı. Korkuyla kapıya döndüler. Yujin hanbinin saklanmasını işaret etti. Daha sonra babası onu görürse şüpheleneceğinden o da saklandı. Tozlu ve üstü örtüyle kaptılmış koltuların arkasına saklandılar.
Kapı kırılarak açıldı. Hanbin sesle tekrar yerinden sıçradı. Ses çıkarmamaya çalıştı.
Babası içeri girip etrafına bakındı. Daha sonra yukarı çıktı ve tüm odalara teker teker baktı. En sonunda bağırdı. Hanbinin burda da olmadığını düşündü ve sinirle kapıya geri döndü.
Tam o sıra da hanbin bu kadar toza dayanamadı. Toza karşı olan alerjisi onu ele verdi.
Hapşurduğu anda babasının ayak sesleri durakladı.
Hanbinle yujin birbirine korkuyla baktı.
Her neyse... çözülürdü. Değil mi? Annesi dava açardı ve sorundan kurtulurlardı.
"Hanbin?"
Babası ayağa kalkan oğluna baktı.
Yüzünde pes eder bi ifade vardı.
Kalkmadan önce yujine fısıldadı.
"Ne olursa olsun sakın çıkma."
"Ne işin var burada?"
Hanbin nasıl açıklayacağını bilemedi. Doğruyu söylemek en iyisiydi.
"Bana yalan söyledin..."
Babası gözleri açılmış bir şekilde ona bakıyordu.
"Bana bir ailemin olduğundan bahsetmedin ve aylarca yalan söyledin!"
Babası yere baktı. İç çekti.
"Hafızan yerine mi geldi? Eve nasıl girdin?"
"Şimdi git yoksa ben bir şekilde ailemi bulacağım ve sana dava açacağız."
Babası tekrar hanbine baktı.
"Yapamazsın hanbin."
"Yaparım! Senin benim hayatımı yerle bir ettiğin gibi!"
Babası hanbine yaklaştı. Yavaş adımlarla.
"Yapamazsın hanbin... eh, her şeyi hatırladığına göre onu da hatırlıyorsundur."
Hanbin ağır nefeslerle, sinirli ve şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
"Kimi...?"
Babası hanbine yeteri kadar yakınına gelince kulağına fısıldadı.
"Haoyu."
Tüm vücudu kaskatı kesildi. İsimle titredi. Anlamlandıramadığı bir his vücudunu sardı.
"Eğer... beni dinleyip yanıma gelirsen ve bunlar yaşanmamış gibi davranırsan ona bir şey yapmam."
Durakladı.
"Aksi takdirde olacaklar benim değil senin sorumluluğunda olur."
Kontrol etmeden atıyorum umarım sıkıntı falan çıkmaz
Okumalar baya düştü ama ben çoktan fici bitirdim hızlıca yollarım 🫶
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gardenya|haobin
FanfictionHerşeyin ardından hanbin, bazanın altında anı defterini bulur. "gardenya kadar sıradan ama bir o kadarda güzel kokulu sevdiğime" yazan bir yazı. Hanbin İçin anlamsızdı. -tamamlandı-
