Sanırım hanbin boş vermemeliydi.
Çok fazla rüya görmeye başlamıştı, ama hiçbirini hatırlamıyordu. Sadece ağlayarak uyanıyor ve kendini kötü hissediyordu.
İlk gördüğü zamandan farklıydı ama rahatsız ediciydi.
Gece geç saatlerde kafeyi temizliyordu. İşlerini bitirip çıkacaktı ki kapıdan biri girdi.
Kim olduğuna bakmak için dalgınca kafasını kaldırdı.
"Hanbin-ah!!"
Bakmasına gerek bile kalmadı çünkü minjeong ciyaklayarak içeri dalmıştı. Hanbin kıkırdamadan edemedi.
"Sorun ne?"
Minjeong heyecanla hanbinin önüne geçti.
"Kutlama için içmeye gidiyoruz! Jaehyun üniversitedeki arkadaşlarının partisine davet etti."
"Ne kutlamasından bahsediyorsun?"
Minjeong kıkırdadı.
"Jimin unnie çok çalışmaktan sıkıldığı için bunu önerdi."
Hanbin kahkaha atmamaya çalıştı. Her zaman güçlü görünmek için çabalayan ve en küçük hatalarında onları azarlayan jiminin her zaman böyle fikirleri vardı. Anlaşılmaz karakterini seviyordu.
"Noona mı? Ah, cidden tatil yapalı daha bir hafta oldu, haha"
Minjeong da kıkırdadı.
Bir süre sonra dükkanı kapattılar, hanbin gece geç saatlerde oldukları için minyeongu evine bıraktı.
Eve geldiğinde yine çok yorgundu.
Duşa bile girecek hali yoktu, direkt yatağa uzandı ve kendini hemen uykunun kollarına bıraktı.
-
"Beni... asla unutmayacağına söz vermiştin."
Hanbin duyduğu sesle irkildi.
Bir bahçenin çimenlerinin üstünde yatıyordu. Yazlık bir yer olduğu belliydi.
"Sözünü tutmayan, pisliğin tekisin."
Hanbin sinirlendi. Yanındaki çocuk gibi ellerinin üstünde kalktı.
Hiçbir hatam yok ama pislik ben mi oluyorum, beni bir kere bile aramaya gelmeyen senken?
Söylemek istedikleri bunlardı. Fakat çocuğun çaresiz, ağlayan yüzünü görünce yumuşadı. O kadar kötü hissetti ki başı döndü.
Çocuk ona döndü. Gözlerinden yaşlar akarken titreyerek ellerini bacaklarının etrafına sardı. Yüzünü hanbine dönük olacak şekilde dizlerine yatırdı.
"Seni bekliyorum."
-
Ağlayarak uyanan hanbin çokta şaşırmamıştı. Hıçkırarak çaresizce ağladığını fark edene kadar.
Canı çok yanıyordu.
Ne ise bu, hanbinin çözemediği bir şey ise kesinlikle eski hayatıyla ilgiliydi. Artık görmezden gelemezdi.
Hafızasının geri gelmeyeceğini biliyordu. 2 sene olmuştu ve çoktan o ayları geçmişti.
Zor olacaktı ama böyle yaşayamıyordu. Seule geri dönüp onu bulmalıydı.
—
Kafedekilerin hanbinin durumundan haberi vardı. Hepsi ona destek olmuştu. Hanbin bu seferde destek olacaklarını düşündü.
Partiye vardıklarında hanbin mutfağa ilerledi. Susamıştı, bardağı kafasına dikti.
İçki olduğunu fark edene kadar tatsızdı. Hanbin iç çekti ve gözlerini kapattı. En küçük içkide sarhoş oluyordu.
Müzik değişince hanbin, hem sarhoş olduğunu, hem de ayık olduğunu düşündü.
Müzik kulaklarını doldurdu. Hanbini titretti. Bu histen nefret ediyordu.
Elvis presley-cant help falling in love
Şarkı fazla slowdu. Eğlence için geldikleri bi partiye hiç uymuyordu fakat etrafındaki herkes memnundu.
Yüzünü buruşturdu. Müzik kalbinin ritmini arttırıyordu.
Bi bardak daha içki doldurdu, tek seferde kafasına dikti.
Yetmedi, tekrar doldurdu.
Tek seferde sarhoş olan biri için çok fazlaydı. Başı döndü, tezgaha tutundu.
Sendeleyerek mutfaktan çıktı. Kalabalığı eliyle ayırarak geçti. Gözleri yarı kapalıydı.
Aklında aniden şimşek çakar gibi bir sahne belirdi.
"Buraya gelmeyeli uzun zaman oldu,"
Tüm şehir görünüyordu buradan. Arkalarındaki ağaca yaslanmış, biraz daha yaklaşsalar çitleri olmasa düşebilecekleri uçurumdan manzarayı izliyordular.
"Seul çok büyük."
"Çin daha büyük."
Çocuk ona dönünce kıkırdadı.
"Üniversiteyi çinde okumazsın değil mi?"
"Hayır salak. Öyle olsa senle aynı üniversiteyi yazar mıydım?"
Hanbin tereddüt etti. Çocuk manzarayı izlerken o da çocuğu izliyordu.
"Doğru ama... annen çine geri dönmek istiyor."
"O dönerse dönsün. Sensiz yaşayamam ben."
"Hiç görüşmeyeceğiz değil ya.."
Çocuk gözlerini manzaradan hızla ayırdı. Hanbine baktı.
"Gitmemi falan mı istiyorsun?"
Hanbin panikledi. Hızla ellerini hayır anlamında salladı.
"H-hayır hayır! Asla! sadece öyle olursa diye... alışmam gerekir..."
"Ama olmayacak."
Hanbin ellerine baktı. Kafasını tereddütle salladı.
"Evet olmayacak..."
Hao geri manzaraya döndü. Yumuşak bi sesle konuştu.
"Öyle olursa bile beni unutmayacağına söz vermelisin."
Hanbin tekrar çocuğa baktı.
"Söz. Sende, beni gelip bulacağına söz vermelisin."
"Söz."
Hanbin sendeledi. Neredeyse düşecekti.
"Ben istemedim.... İstemedim... bunu ben istemedim..."
Gözleri dolmaya başladı.
"Ama sen istedin!"
Bi adama çarptı. Tam düşecekken çocuk onu tuttu.
"İyi misiniz?"
Hanbin yaşlı gözlerle sinirli bir
Şekilde çocuğa baktı. Gözünün altındaki bene kaydı gözleri.
"Benim elimde değildi... ama senin elindeydi."
Adam anlamazca hanbine baktı.
"Hanbin napıyorsun?!"
Jaehyun hızla hanbini adamın üstünden çekti.
Arkadaşının ağlayan görüntüsünü görünce yüzü yumuşadı. Endişelendi.
"Ne- neyin var?"
Hanbin ağlamaya devam etti.
"Sorun ne? Hanbin?"
Hanbin cevap vermemeye devam etti. Jaehyun hanbini tanıyordu. Onu zorlamayacaktı. Ama daha sonra anlatması için onu kesinlikle sıkıştıracaktı. Onu partiden çıkarttı ve arabaya bindirdi. Jiminlere haber vermek için kısa bir mesaj yazdı.
"Eve gitte dinlen."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gardenya|haobin
FanfictionHerşeyin ardından hanbin, bazanın altında anı defterini bulur. "gardenya kadar sıradan ama bir o kadarda güzel kokulu sevdiğime" yazan bir yazı. Hanbin İçin anlamsızdı. -tamamlandı-
