"Aşkım!" diye bağırdı burnuma duştan çıktığı için dolan sabun kokusuyla birlikte. Merakla bundan sonra kuracağı cümleyi bekledim. "Bir bakar mısın?"
Kurdum sinsice gülümsemeye başlarken kendi kendime sabır çekip bağdaş kurduğum koltuktan yavaş hareketlerle kalktım, her ne kadar Chan bakımımı yapmış olsa da hala canım yanıyordu. Merdivenleri de aynı şekilde gayet yavaş hareketlerle çıkarken benim bunca yol kat etmeme sebep olacak ne sebebi vardı onu sorguluyordum.
Sonunda yatak odamıza çıktığımda kapıyı açtım ve kendi kokusuyla karışık sabun kokusunu içime derince çekerek içeri girdim. O ise çoktan giyinmiş, elindeki havluyla saçlarını kuruluyordu.
"Efendim," dedim yorgun bir ifadeyle yüzüne bakarken. Neden bu kadar hızlı ve telaş içinde hazırlanıyordu anlayamamıştım. Üstüne takımını geçirmişti ve kravatıyla cebelleşiyordu.
"Bir yere mi gideceksin?" diye sordum mutsuzluk akan sesimle. Gün boyu beraber oluruz diye hayal eden ben ve kurdum ağlayabilirdik şu an.
"Evet bir tanem," dedi yumuşacık sesiyle. Hitap şekilleriyle erimemeye çalışarak kapının pervazına yaslandım. "Şu kıravatımı bağlar mısın, telaştan beceremedim. Aslında iptal ettiğim toplantıma emrivaki yaparak çağırdılar, babamı bir gün öldüreceğim gerçekten."
Hızlı hızlı konuşmasıyla dudaklarımı minik bir tebessüm kapladı. Ona yaklaşarak ayak parmaklarımın üstüne çıktım ve elimi yanağına koyarak dudağına küçük bir buse kondurdum. "Sakin ol deltacık, kimseyi öldürmene gerek yok. Ben hallederim şimdi."
Ellerim kravatına dolanıp ondan devraldığında o da biraz olsun sakinleşmiş bir şekilde bakışlarını yüzümde gezdiriyordu. "Başıma gelen mucize gibi bir şeysin sen," diye mırıldandı sessizce, ben kıravatla uğraşırken. Bu cümlesi şaşkınca bakışlarımın gözlerine çıkmasına sebep olmuştu.
"Bendeki etkin beş doz anesteziden daha etkili biliyor musun? Bir keresinde altıncıyı vurmak zorunda kalmışlardı..."
Kaşlarım dediğiyle havaya kalktı. Dedikleri her defasında beni eriyecek kıvama getiriyordu. Yanaklarım ısınırken mırıldandım. "Senin belalı dönemlerinden biriydi galiba..." dedim dalga geçer ses tonumla.
"Hayır bebeğim," diyerek yeni kuruttuğu saçlarımı karıştırdı. "Eğitimdeyken yara aldığımda yapmak zorunda kalmışlardı. Tabii delta feromonlarına hiçbir anestezi etki etmiyormuş, o an öğrenmiştik."
Dedikleriyle elim duraksadı. "Nasıl yani?" diye sordum telaşla. "Yara aldığında seni uyuşturamadan mı tedavi ettiler?"
"Maalesef biraz öyle oldu... Anestezinin bir kısmı etki edebildi, altı dozdan fazla vermeyecekleri için de biraz hissetmiştim."
"Biraz mı?" diye sordum sesim yükselirken. "Sakın bir daha yaralanmıyorsun! Canlı canlı seni kesip biçmelerini izleyemem."
Endişem hoşuna gitmiş gibi iki elini de iki tarafına doğru kaldırdı. "Tamam avukat bey, bir daha yaralanmam."
Benle dalga geçiyordu fakat gerçekten düşüncesi bile gözlerimin dolmasına yetmişti. Kafamı sallayarak kıravata yoğunlaşmaya çalıştığımda buğulanan gözlerimi fark etmiş olacak ki bir eli çeneme gitti ve bakışlarımızın kesişmesine neden oldu.
"Hey," dedi narin sesiyle. "Sevgilim üzülmen için söylemedim. Hay ağzımı sikeyim ya..."
Kıravatını bitirip ona arkamı dönerken gözlerimi ovuşturdum. "Bir şey yok, düşününce kötü oldum sadece. Duygusal dönemime denk geldi, kızgınlığımız yaklaştığından..."
"Hmm, öyle mi?" diye sordu arkamdan yaklaşıp kollarını belime sararken. "Ben yine de senin hiçbir gözyaşına sebep olmak istemiyorum. Tabii ne için ağladığına göre değişir ama-"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
gasoline | chanmin
FanfictionÜlkesine dönen delta ve kendi halinde takılan sessiz bir omega bir gece birlikte olur.
