otuz dört

118 10 10
                                        

ogeday, timuçin

aradan geçen huzursuz birkaç günün ardından artık evde odalara saklanmak ogeday'a iyi gelmediğinden kendini ilk fırsatta dışarıya atmıştı. parfümünü sıkıyordu, ceketini giyiyordu, giyeceği ayakkabıyı seçiyordu ama gideceği yer hakkında hiçbir şey bilmiyordu. duygularıyla birlikte sokaklara dökülmek istiyordu sadece. bir yandan ismail'in attığı ama ogeday'ın dönmediği mesajlar, gereksiz bir gürültü yaratıyordu cebinde. ne kadar kafası karışık ya da bilmiyor gibi görünse de gitmek istediği bir yer vardı ama doğuracağı sonuçlardan çekiniyordu.

timuçin'in hayatında bir eksi ya da artı oluşmamıştı hatta ogeday'a göre artık yaptığı sadakatsizlikleri saklamak zorunda bile değildi timuçin. içi intikamla dolup taşsa da üzüntüsü elini ayağını bağlıyordu. ismail ve timuçin şimdi arkadaşları ile bir mekânda içki içiyor, ergenlik zamanlarını aratmayacak oyunlar oynuyorlardı.

telefonuna gelen aramayla birlikte ogeday, kaldırımın ortasında durup cebindeki telefonu aldı ve arayanın onu, onlarca mesajla rahatsız eden ismail olduğunu gördü. ismail ayrıldıklarını öğrenen tek kişiydi ama sebebini bilmiyordu. farklı hesaplardan ve numaralardan ogeday'a ulaşıp sadece arkadaş gibi konuşabilmeyi başarmıştı ve garip bir şekilde bu ogeday'ı asla rahatsız etmiyordu.

"efendim," dedi telefonu kulağına yaklaştırdığında. ismail'in sesi değil, kalabalığın sesi duyuluyordu. "ismail?"

"ogi?" sonunda sesi duyulmuştu. "hocam, çıktın mı dışarı? gelecek misin buraya? timuçin de burada." o kadar hızlı konuşuyordu ki herhangi birine yetişebilmek mümkün değildi.

"niye geleyim ki ismail? oturduğunuzdan beri beni çağırıyorsun, timuçin'in sana bunu yaptırmayacağını biliyorum."

"kanka," başkasına ne kadar içki istediğini söyleyip telefona geri döndü. "ben istiyorum zaten gelmeni. ortam güzel, hem kafan dağılır hem de timuçin'le buzları eritirsin belki. barışmaktan bahsetmiyorum, yanlış anlama."

"neredesiniz?" diye sordu kendine karar vermek için zaman tanımadan. "ahmet'in evindeyiz. ahmet var ya, tek yaşıyordu hani, bizim liseden arkadaşımız."

"ahmet'in evi nerede amına koyduğumun salağı?" anlaşılabilir bir agresiflik değildi.

"he," birkaç saniye düşündü. "kanka sizin evin iki alt sokağında. konum atıyorum, geldiğinde çıkarım ben kapıya."

ogeday bir şey demeden telefonu kapatıp konum bildirimini bekledi.

kapının önüne gelmesiyle ismail'in aşağıya inmesi bir oldu. "timuçin geldiğimi biliyor mu?"

"yoo," dedi uzatarak. "sürpriz olsun."

içeriye doğru yürüyecekleri anda ogeday duraksadı. "of amına koyayım ismail senin," alnına sertçe dokundu. "en son benden uzak dur gibi şeyler söylemiştim, daha da iletişime geçmedik biz. şimdi çocuğun ayağına geldim. kendimi sikeceğim."

"onun için gelmedin ki, benim için geldin."

ogeday, anlamsız fikirlere kapılıp bir anlığına alık alık baktı. bir şey demeden içeriye yürüdüler. ogeday, dış kapıdan içeriye geçmiş bir şekilde ismail'in ayakkabılığı kapatmasını beklerken salonu görebildiği kadar izledi. içeride hiç parti havası ya da içki havası yoktu. yere çember hâlinde oturmuşlar ve birbirlerine sorular sorarak içki içiyorlardı. loş ışık sayesinde ve bağırmıyor olmaları nedeniyle gayet rahat bir ortamdı. ismail, ogeday'ın önüne geçip yürümeye başladı ve ogeday onu takip ederken kendini ördek gibi hissetse de çok bozuntuya vermeden havasını korudu.

ogedayHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin