ogeday, timuçin
ogeday, kokteylinin son yudumunu gözlerini sıkıca kapatarak alırken tanıdık bir ses, çok uzaktan kulaklarına ilişti. redd'den onlar bile üzülürler şarkısı minimum sesle çalmaya başlandığında ogeday, bardağına bir fiske vurarak güldü. içkisini bu kadar erken bitirmiş almasına üzüldü çünkü bu mekânın imza kokteylleri tuhaf bir şekilde daha önce içtiklerine benzemiyordu. belki de onları farklı kılan isimleriydi. loş sarı ışıklı, belki biraz izbe sayılabilecek bu mekânın orta katında, güzel görüşe sahip olduğu bir yerde oturuyordu. son on dakikadır tek dilediği, saatin buçuğa gelmemesiydi. çünkü timuçin'i deliler gibi görmek istiyordu ama eğer buçuğa kadar gelmezse kendisini gidecek olmakla şartlamıştı.
saat buçuğa bir dakika kala ogeday, dolan gözlerini sert bir şekilde sildi. ona bir isteği olup olmadığını soran garsona birazdan kalkacağını belirtmişti. saat buçuk oldu. düşünmek için elli dokuz saniyeden başka çaresi yoktu. aslında hesaplarsa otuz saniyesi bile yoktu. karar verebilmek için beynini o kadar meşgul etti ki bir dakika öncesine kadar ağlarmışçasına dolan gözleri bile donup kalmıştı. buçuktan dört dakika geçince, kendisini yalnızca bir çocuğun inanacağı şekilde kandırdı: bir anlığına düşüncelerinde o kadar kaybolmuştu ki dakikaların ilerlediğini fark edemedi, kendisi inanmıştı.
ne bir nefret duygusu ne de bir sorgulama havasına sahipti. timuçin'e karşı gard alamaması bastırdığı tüm hislerin bugün öylece sel gibi sokaklara vurup asfaltı kapatması gibiydi. annesiyle yaşanan şeylere timuçin'un sebep olduğuna inanarak ona mesaj atmış olsa da istediği şey ona kızmak değildi, kavga bahanesiyle yüzünü görmek istiyordu. azrailine aşık olmak onun felsefesi değildi ama kaderi olmuştu. özlemin, hayal kırıklığından daha çok acıtıyor olması babasından sonra ogeday'a büyük bir sürpriz olmuştu.
aradan iki dakika daha geçmişti. onu burada beklemekten çok timuçin'in bunu bilecek olması daha utanç vericiydi. ona böyle bir üstünlük vermek istemiyordu ancak ona karşı hissettiği tüm kötü duygular birer bahaneden ibaretti. canını yakanı böylesine özlediğini kendine yedirmek istemiyordu.
şarkı çoktan değişmişti. bu sefer bilmediği bir şey çalıyordu. dikkati dağıldığı için ceketini giyecek cesareti buldu. sadece bir oyundu, yine de oturacaktı.
bekledikçe ağlamak istiyordu. aldatılmanın verdiği su götürmez bir gerçeği yaşıyordu kalbinde. öylece silip atamıyordu. hâlâ seviyor olduğu gerçeğinin üzerine çizgi çekemiyordu. yaşadığı onca şeyden sonra ona hayatın yaşamaya değer olduğunu hatırlatan koku timuçin'in boynunda saklıydı. bu koku, babasından alamadığı bir liranın; bir şekerin, bir sarılmanın, bir öpücüğün üzerini kapatacak kadar tesirliydi.
gözleri, etrafta kendisini arayan timuçin'i buldu ve garsona hesabı getirmesi için el işareti yaptı. gideceğine inandığı zamandan on dakika fazla geçmesi rezaletti. cebinden cüzdanına ulaşmasıyla timuçin'in yanında bitmesi bir oldu. karşısına oturdu. "gitme."
"kokteylim bitene kadardı. bitti."
"ogeday," garson yanlarına geldi. "hayır, kalkmıyoruz." dedi timuçin gülümseyerek. garson başını sallayarak onayladı. "ne istersiniz?" bakışlarını timuçin'den kaçırıp ogeday'a götürdü. "hızlı bitirdiniz gibi oldu," dedi iç ısıtan gülümsemesiyle. "en çok tercih edilen imza kokteyllerimizden biri. beğendiniz mi?" dışarıdan görülmeyecek şekilde kızardığını hissetti çünkü burada bir saat boyunca oturan biri için hızlı bitirmek diye bir şey yoktu. timuçin ile göz göze geldiğinde keskin bakışları yüzünden garsona geri döndü. "gerçekten çok güzeldi."
ogeday, garsonla kısa sohbetine devam ederken timuçin gözlerini ogeday'dan bir saniye bile ayırmadı, kırpmak pahasına bile. en sonunda garson ne istediklerini tekrar sorunca kendine geldi ve menüye bakmasına gerek olmadan cevap verdi. "bana yaşıyorum hâlâ seni, bu yakışıklıya da ben yarım mı kaldım." garson ayrıldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ogeday
Teen Fictiontimuçin: sadece bu mu amk timuçin: kahvaltıda çayımı içiyorsun akşam yemeğinde mezeye uzanıp geri çekilirken mezeyi tabağıma düşürüyorsun film gecesinde durduğum her yere gelip osurdum deyip beni her yerden uzaklaştırıyorsun babamla sohbet ediyorum...
