KOD:37 VAKASI

128 5 11
                                    

Tüm vücudum korkunun esiri olmuştu. Ne karşımda konuşan adamı duyabiliyordum ne de etrafımdaki diğer sesleri. Tüm bedenim ağzımda atan kalbimin sesiyle sarsılıyor kulaklarım duyduğum gümbürtünün etkisiyle uğulduyordu. İşte şimdi kaçırılacak ve kim bilir başıma neler gelecekti. Karanlık, farelerin olduğu bir depoya götürülecek ellerim, bacaklarım bağlanıp 40 yerimden bıçaklanacaktım. Belki de yakılırdım. Ya da tecavüze uğrar bir ormanlık alana atılırdım. Yok, yok ben ölmeyi tercih ederdim.

''Pardon, İstanbul Üniversitesine nasıl gidebilirim?'' Ölme şekillerinin menüsünden kendime seçim yaparken zar zor duyduğum soruyla düşüncelerimden sıyrılıp biraz kendime geldim.

''Anlamadım?'' Kekelememiştim. Evet korkudan kekelememiştim. Bunun için ailemin harcadığı para işe yaramıştı. Ah ne diyorum ben? Bu durumda bunu düşündüğüme inanamıyorum.adamın sorusunu tekrarlamasıyla tüm dikkatimi ona vermiştim.

''İstanbul üniversitesine nasıl gidebilirim?'' Şaka mı bu? Ne yani yol tarifi mi soracaktı. Afallamıştım. Doğru anlıyor olmamdan bile şüphelenerek konuşmuştum.

''Bilmiyorum.'' Yanımdan geldiği hızla ayrılan siyah lüks aracın arkasından bakarken sevinsem mi şok mu olsam bilemedim. Ben o kadar öldürülme planı yapayım adam gelsin yol tarifi sorsun. Hayır yani madem kaçırmayacaksın niye mafya gibi geziniyorsun arkadaşım? Beni burada strese sokuyorsun! Kaç dakika öylece durup arabanın arkasından bakarak derin düşüncelere daldım bilmiyorum. Nihayet kendimi toplamayı başarıp ıssız yolda yürümeye başlamıştım. Kısa bir süre sonra her tarafın ağaçlarla çevrili olduğu, sonbaharın etkisiyle sarıya boyanmış yaprakların rüzgarla adeta dans edip yere düştüğü cennetten bir parçayı andıran uçsuz bucaksız bir bahçenin kapısında buldum kendimi. Bahçeye adım attığımda değişik yerlere konulmuş sesleriyle ortamın havasını değiştiren hayvanlar dikkatimi çekmişti. Büyük, düz, rengarenk aynı boyda taşların sıralanmasıyla oluşturulan patika yolda ilerleyip kliniğin önüne geldiğimde bugün yaşayacağım şokun bir kaçırılma vakasıyla kalmayacağını içeri girdiğim anda odayı dolduran tokat sesini duymamla anlamıştım.

                                                            ****    ****    ****

Zaman benim için o tokat sesini duymamla durmuştu. Etrafımdaki hiçbir şey umrumda değildi. Beynim dışarıdan iletişimi kesmiş sadece anın şokunu yaşıyordu. Bir fısıltı gibi çıktığını sandığım sesim Kevserin adını söylememle ikinci bomba gibi düşmüştü odaya. Şimdi tüm gözler benim üzerimdeydi, hissedebiliyordum. Benim ise sadece iki kişi üzerinde olan gözlerim bir Kevsere ardından diğer bir şok dalgasını yaşayıp fark ettiğim Yekta arasında gidip geliyordu. Heyyy ! Ne oluyordu burada? Bedenim kendi iç şokunu atlatıp tepki vermeye başlayınca adımlarımı hızlandırıp Kevsere dolayısıyla Yektaya doğru ilerlemeye başladım. Önümde en az benim kadar şok olmuş iki kişinin durduğunu aralarından geçmek zorunda kaldığımda fark etmiştim. Birkaç adımda ulaştığım Kevser daha ben ağzımı açmadan konuşmasıyla hepimiz yeni bir şok yaşamıştık.

''Sakın bir daha beni öpmeyi deneme!'' Yavaş gell! Oha!! Yuh! Ne olmuş burada böyle?

''Farkındaysan öpmeyi denemedim öptüm'' Tek kaşının kaldırmış ukala sırıtışıyla konuşan Yektanın sözleriyle biz kaçıncı şokumuzu yaşıyorduk bilmiyordum ama ilk tepki tabi ki Kevserden gelmişti. Yeniden tokat atmak için havalanan eli bu sefer amacına ulaşamadan havada tutulmuştu.

''Yekta ne oluyor koçum burada'' duyduğum ses irkilmeme neden olduysa da belli etmemeye çalıştım. Ses tonu büyüleyiciydi. Garip ki bir yerden tanıdık geliyordu. Kalbim sesin sahibini görmek için ipini koparan at gibi coşarken içimde bir şeyler arkamı dönmeme engel oluyordu. Sanırım atın sahibinin vazgeçmeye niyeti yoktu.

BİR RÜYAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin