Müzik: Sia- I go to sleep
~Fabien~
Hepimiz şaşkındık. Clementine dokunsan ağlayacak bir haldeydi. Arenadan çıktığımızda kimseden ses çıkmıyordu.
"Tanrım bu cidden delilik"dedi Pyper.
"Ama aynı zamanda çok heyecanlı" sesi heyecanlı çıkmıştı.
"Pyper o çatlak kız neredeyse Colton'u öldürüyordu ama senin tek düşündüğün bunun heyecanlı olması mı?"diye hayretle sordu Cler. Pyper omuz silkti ve odasına yürüdü. Jonas da onu takip etti. Odaları toprak binasındaydı. Odalar karışık binalarda bizlere verilmişti. Bende bir şey söylemeden odama yürüdüm. Yorulmuştum. İyi bir duş alıp uyumak istiyordum. Odamın su binasında olması benim için şanstı çünkü şu anda buraya en yakın o duruyordu. Taki Samanta'yı görene kadar.
"Sen hala ölmedin mi sarı? Yada beyaz mı demeliyim?" dedi saçlarıma bakıp. Kıkırdıyordu.
"Sana da merhaba" dedim donukça. Konuşmak istemiyordum. Niye zorluyordu ki.
"Katherine'nin ateş toplarından birinin yüzüne denk gelmesini ummuştum. Yazık oldu." Ah hadi ama! İstediğim sadece sıcak bir duş alıp yatmaktı. Bu gidişle onuda yapamayacaktım. Kız gıcıktı. Bana ceza olmalıydı ve her dakika kardeşlerimin kıymetini hissettiriyordu.
"Neden benimle uğraşıyorsun Samanta?" Gerçekten bunu neden yapıyordu? Ben ona hiçbir şey yapmamıştım.
"Çünkü sarışınlardan nefret ederim" kestirip attı. Konuşmamayı tercih ettim. Hızla yatağa girdim. Uyumak istiyordum artık. Samanta'yı takacak durumda değildim. Aptal kız.
"Hey Fabien" dedi. Yataktan onun yatağının olduğu tarafa döndüm ve kaşlarımı kaldırıp ne istediğini sordum.
"Aynı tavşana benziyorsun" Kahkaha atmaya başladı.
"Kapa çeneni" dedim ve ona sırtımı döndüm. Onu şuan öldürmek istiyordum. Düşünmemeye çalıştım ve gözlerimi kapattım. Gerçekten de aptal kız.
--------
Uyandığımda Samanta dibimdeydi.
"Sabah oldu seni küçük horlayan tavşan" Tanrım. Bu kız yüzünü bana yaklaştırırken bana ceza mı veriyorsun? Şu an burnumdan soluyordum.
"Ben horlamam" gülmeye başladı.
"Hıhı tabi. Kalk hadi kahvaltıyı kaçıracağız " Kalkıp üzerime rahat bir pantolon ve tişört geçirdim. Yemekhane büyük bahçenin köşe kısmında şirin, küçük bir binanın içindeydi. Samanta hala beni rahat bırakmamıştı ve yemekhaneye gidene kadar benim horlamamla ilgili kavga etmiştik. Ben horlamazdım . Gerçekten. Yemekhanede kardeşlerimi gördüğümde yanlarına ilerledim. Clementine'nin yanına oturduğumda Samanta karşıma oturmuştu. Masada farklı birkaç yüz daha vardı. Daisy'nin yanında yabancı bir kız ve bir erkek daha vardı mesela.
"Ah küçük arkadaş grubumuz büyüyor. Ne güzel(!)" diyip gözlerini devirdi Pyper. Kalabalığı sevmezdi.
"Çocuklar bu Asher, bu da Zoey" diye arkadaşlarını tanıttı Daisy . Sonrada elindeki kitaba geri döndü.Kahvaltıda bile kitap okuyordu . Asher uzun kumral bir çocuktu. Gözleri maviydi. Zoey de kumral bir kızdı. Gözleri yeşil yeşil parlıyordu. Toni onlara kısaca göz gezdirdi. İlk tanıştığı insanları iyice inceler kafasında ona göre onlara yer otuttururdu. Cler'in gerildiğini hemen hissettim. Sonra masada gözler bana döndü. Onlara ne var der gibi baktım. Cler beni dürttü ve Samanta'yı gösterdi.
"Oda arkadaşım Samanta" dedim bıkkınlıkla.
"Merhaba. Sanırım siz bu küçük tavşancığın kardeşlerisiniz" . Acaba önümdeki mısır gevreği tabağını Samanta'ya atsam o siyah tel tel örülmüş saçlarında hoş durur muydu?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
FABİEN☆
Fantasy"Ateş , su , toprak ve hava. Bizi oluşturan bunlardı. İçimizde öfkenin ateşi, kibirin havası, masumluğun duruluğu, toprağın can veren özelliği vardı. Adam kadını sevdi. Kadının öyle bir gücü vardı ki adamın içinde ateşi aynı zamanda su ile küle dö...