Evet bu bölümü çok isteyen okuyucuma ithaf ediyorum. O kendisini biliyor ben nickini unuttum :d
"Ya ben ne giyeceğim!?" Dedim sinirle dolabıma bakarken. Evet fazla kıyafetim vardı ama çoğu cicili biciliydi ve ciddi şeyler azınlıktaydı.Bir ara cicili şeylerimin bir kısmını atıp, ciddi kıyafetler almayı not ettikten sonra dolaptan kalp yaka kesimli düz bir kırmızı tulum ile beyaz, Kolsuz ceketimi aldım ve giyindim.
Saçlarımı tarayıp, tepeden topladıktan sonra rimel ve parlatıcı sürdüm. Dolabımın ayakkabı bölümünden beyaz, sivri topuklu ayakkabılarımıda çıkartıp, giyindikten sonra hazır olduğunu düşündüm.
siyah iş çantamı ve normal çantamıda aldıktan sonra babam ve annemle vedalaştım ve evden çıktım.
*
"Bayan Scarlet bana acilen son 3 yılda yaptığımız toplantıların ve anlaşmaların dosyalarını getirebilir misiniz?"
"Hemen Bay Fernandes" dedim ve telefonu kapattıktan sonra odamdaki kocaman dosya raflığının karşına geçtim.
Rafların üzerinde sırası ile hangi yıla ait olduklarını yazdıkları için zorluk çekmeden son 3 yılın dosyalarını aldım ve elimde bir ton dosyayla patronumun odasına girdim.
Patronum yoktu peki neredeydi?
Sanırım beni ararken buraya geliyordu.
Elimdeki dosyaları masasının üzerine bıraktıktan sonra acıyan parmaklar-ımı ovaladım.
Arkamı döndüğümde yine o üstü kapalı tablo vardı.
Kötü yanım bakmam için sinyaller yollarken diğer yanım bunu pek onaylamıyordu.
Hadi ama böyle durumlarda kim iyi yanı dinlerdi ki?
Resme yaklaştığım her adımda kalbim yerinden çıkarcasına atıyordu. Sağ elimle açık ten rengi koca örtünün bir bölümünü tuttum ve çektim.
Çektiğim an kulağımda silah sesleri ve çığlıklar yankılanmaya başladı. Ambulans sesi, patronumun çığlığı ve gözümde ise yere düşerken bir görüntü geldi. Daha sonra ise önüme çöken patronum.
Resme baktığımda resmen ağzım açık kalmıştı.
Bu benim gelinlik, patronumun dağmatlık giydiği bir tabloydu ve bu resimde yan yana durmuş, birbirimize bakıp gülümsüyorduk. Patronumun eli ise belimdeydi!
Başıma şiddetli bir ağrı girdiğinde ellerim şakaklarıma gitti. Burda Neler dönüyordu böyle!
"Beni bırakma Jellal olur mu?"
"Seni hiç bırakmayacağım kızıl"
*
"Baba ben Jellal ile mutluyum ve Evlenicem niye anlamıyorsun? Niye kabullenemiyorsun!?"
Babam elini kaldırdığında Jellal araya girdi ve babamın elini tutarak onu geri ittirdi. Benide belimden tutarak evden çıkardı ve arabasına bindirdi.
"Jellal durdur arabayı!"
Ama o beni dinlemiyordu. Sinirden direksiyonu öğle bir tutuyordu ki parmaklarının ucu beyazlamıştı. Gözleri ise daha fazla koyulaşmıştı.
